Enerjideki 3 dev ihale bize ne söylüyor? - Dr. Nejat TAMZOK

Enerjideki 3 dev ihale bize ne söylüyor? - Dr. Nejat TAMZOK

NEJAT TAMZOK

Bu yıl içerisinde üç önemli enerji ihalesi gerçekleştirildi.

Bunlardan ilki Şubat ayındaydı.

Elektrik Üretim Anonim Şirketi’ne (EÜAŞ) ait Ankara-Çayırhan’daki enerji üretim alanı ile kömür rezerv alanlarının işletme hakkının verilmesine yönelik ihaleyi Kalyon-Kolin-Çelikler ortak girişim grubu kazandı.

Yaklaşık 1,1 milyar dolarlık yatırım yapacak olan grup Çayırhan’da 800 megavat gücünde bir termik santral kuracak ve sahadaki kömürü yakmak suretiyle yılda yaklaşık 5,5 milyar kilovatsaat elektrik üretecek.

Üreteceği elektriğin her kilovatsaatini de 6,04 USD cent fiyat garantisiyle 15 yıl boyunca devlete satacak.

YEKA-GES

İkinci ihale Mart ayındaydı.

Bin megavat bağlantı kapasite tahsisli Konya Karapınar Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı Güneş Enerjisi Santrali (YEKA-GES) ihalesini Kalyon-Hanwha Q CELLS (Güney Kore) ortak girişim grubu kazandı.

Kazanan grubun en geç üç yıl içinde işletmeye alacağı ve yerlilik oranı ilk 500 megavatta yüzde 60, ikinci 500 megavatta ise yüzde 70 olan santral, tamamlandığında dünyanın tek bir alandaki en büyük fotovoltaik güneş santrallerinden biri olacak.

Ortak girişim grubu, santralin yanı sıra, yılda en az 500 megavat fotovoltaik modül üretim kapasitesine sahip güneş paneli fabrikasını da en geç 21 ay içerisinde kuracak. Ayrıca, yüzde 80 oranında yerli mühendislerin yer aldığı bir ekiple güneş teknolojileri alanında en az 10 yıl süresince Ar-Ge yapacak.

Yaklaşık 1,3 milyar dolar tutarında yatırım yapması beklenen grup, kuracağı santralde yılda 1,7 milyar kilovatsaat elektrik üretecek ve kilovatsaati 6,99 USD cent fiyattan 15 yıl boyunca devlete satacak.

YEKA-RÜZGAR

Son ihale ise geçen hafta gerçekleştirildi.

Rüzgâr enerjisinde bin megavatlık YEKA ihalesi, aralarında dünyanın en iddialı türbin üreticilerinin de bulunduğu 8 konsorsiyumun katılımıyla yapıldı.

Kazanan Kalyon-Türkerler-Siemens ortak girişim grubu oldu.

İhale sonucuna göre; 5 ayrı bağlantı bölgesinde iletim-dağıtım sistemlerine bağlanabilecek toplamda bin megavat gücündeki rüzgâr santrallerinin kurulacağı alanlar, kazanan gruba tahsis edilecek ve bu alanlar için belirlenen bağlantı kapasitelerini kullanabilmeleri sağlanacak. Söz konusu 5 bağlantı bölgesi ise Kayseri-Niğde, Sivas, Edirne-Kırklareli-Tekirdağ, Ankara-Çankırı-Kırıkkale ve Bilecik-Kütahya-Eskişehir.

Kazanan grup, bin megavat büyüklüğündeki rüzgâr santrallerinin yanında her biri en az 2,3 megavat gücündeki rüzgâr türbinlerinden yılda 300 ile 450 adet arasında üretecek bir fabrikayı da sözleşme tarihinden itibaren 21 ay içerisinde kuracak. Rüzgâr santral teknolojileri alanında yüzde 80'i yerli mühendislerden oluşan 50 teknik personel ile en az 10 yıl Ar-Ge çalışması yapacak.

Toplam olarak 1 milyar doların üzerinde bir yatırım gerçekleştirecek ve her yıl üreteceği yaklaşık 3 milyar kilovatsaat elektriğin her kilovatsaatini 3,48 USD cent fiyat garantisiyle 15 yıl boyunca devlete satacak.

YENİLENEBİLİR İVME KAZANIYOR

Bu üç ihalenin, sonuçları itibariyle ülkemiz enerji sektörünün geleceği bakımından önemli sonuçlar doğurması muhtemeldir.

Öncelikle, ülkemiz elektrik üretiminde fosil yakıtlarla güneş ve rüzgâr arasında geçen rekabetin seyrine ilişkin ciddi ipuçlarını bu ihalelerde görebilmek mümkün. Daha birkaç yıl öncesinde kömürden elektrik maliyetleriyle rekabet edebilmesi mümkün görülmeyen güneş ve rüzgâr santrallerinin, zaman ilerledikçe rekabet avantajı kazanmakta olduğu gerçeği – tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de - giderek daha görünür hale geliyor.

Fosil yakıtlar için finansman imkânlarının zorlaştığı ve banka kredilerinin hızla yenilenebilir kaynaklara yöneldiği de dikkate alındığında, ülkemizde yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretiminin ivme kazanacağı, fosil yakıtlar cephesinin ise artık eskisi kadar rahat olamayacağı açık.

TEKNOLOJİ GELİŞTİRME ŞARTI

Güneş ve rüzgâr ihalelerinin teknoloji geliştirme şartına bağlanmış olması ise bu ihalelerin belki de en olumlu tarafı olarak görülmeli. Her ne kadar yılda 5 milyon dolar gibi oldukça mütevazı bir miktar belirlenmiş ise de güneş ve rüzgâr teknolojilerinde 10 yıl süresince yapılacak olan Ar-Ge faaliyetlerinin ülkemiz enerji sektörünün teknolojiye yaklaşımını büyük ölçüde etkilemesi kaçınılmazdır.

Bir taraftan söz konusu faaliyetlerin bu vesileyle tüm sektöre yaygınlaşması diğer taraftan teknoloji ve insan kaynağına giderek daha büyük yatırımların yapılması uzun dönemde sektörün çehresini olumlu yönde değiştirecektir.

ALIM GARANTİLERİ NELERE YOL AÇAR?

İhale sonuçlarından hareketle, analiz edilmesi gereken bir diğer unsur ise alım garantileridir.

Her ne kadar ülkemiz elektrik piyasası “serbest” olarak nitelendirilse de üretim tarafının çok da öyle olmadığını biliyoruz. Yaklaşık 80 bin megavat büyüklüğündeki kurulu gücün yüzde 25’lik kısmı zaten kamunun elinde. Yap-İşlet, Yap-İşlet-Devret ve İşletme Hakkı Devri kapsamında alım garantileri bulunan santraller yüzde 11 civarında. Serbest üretim şirketlerinin elinde bulunan yenilenebilir gücün neredeyse yarısı YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması) kapsamında. Bütün bunlara serbest üretim şirketlerinin elindeki yerli kömüre dayalı santrallerin neredeyse yarısına verilen fiyat garantisi de ilave edildiğinde toplam kurulu gücün yüzde 60’a varan kısmının alım garantileri kapsamında faaliyet gösterdiği görülüyor.

Yap-İşlet, Yap-İşlet-Devret ve İşletme Hakkı Devri kapsamındaki alım garantilerinin önümüzdeki birkaç yıl içerisinde son bulacağı biliniyor. Bununla beraber, yenilenebilir enerjide alım garantili ihalelerin devam edeceği, yerli kömürde Eskişehir-Alpu kömür sahası ve devamının alım garantili Çayırhan modeliyle yapılacağı, üstelik Akkuyu’nun da birkaç yıl sonra yine alım garantisiyle devreye gireceği dikkate alındığında üretim tarafındaki “garantili” durumun önümüzdeki yılarda da süreceği anlaşılıyor.

Yerli enerji kaynaklarının öncelik olarak belirlenmesi, kaçınılmaz şekilde alım garantilerini de gündeme getirmekte. Böyle olunca, yeni yatırımcıların alım garantilerini görmeden piyasaya girişleri de kolay olmuyor. Yerli kömürcülerin son dönemde alım garantisi taleplerini giderek daha yüksek sesle dile getirmeleri, hatta ithal kömürcülerin dahi bu yönde bir formülasyon arayışı içerisine girmiş olmaları bu konudaki somut örnekler.

Dolayısıyla enerji sektöründeki alım garantileri bir taraftan ithal kaynak bağımlılığını hafifletici yönde işlev görürken, diğer taraftan asgari elektrik arzının sağlanmasına yönelik enerji yatırımlarının önünde engel de oluşturabilecektir.

Dr. Nejat Tamzok / Ankara, Ağustos 2017
nejattamzok@yahoo.com