Enerjide geleceği şekillendirecek üç ana bileşen - Zafer ARIKAN

Enerjide geleceği şekillendirecek üç ana bileşen - Zafer ARIKAN

H. ZAFER ARIKAN

Dünyada enerji talebi sürekli artıyor ve enerji modern yaşamın bir vazgeçilmezi, olmazsa olmazı. Değişik enerji formları içerisinde elektrik talebi diğerlerine göre yaklaşık iki kat hızla artıyor. Dünya büyümeye devam ettikçe daha güvenilir, daha verimli ve sürdürülebilir enerjiye duyduğumuz ihtiyaç da her geçen gün artmaya devam edecek. 

Megatrendler, büyük ve küresel ölçekte dönüştürme kabiliyeti olan ve bu nedenle gezegenimizde yaşayan herkesi etkileyen eğilimlerdir. Enerji alanındaki megatrendler de birçok kuruluş ve şirket tarafından sektörel riskleri ve fırsatları belirlemede kullanılıyor. Aynı zamanda bu kuruluşlara ve şirketlere, enerjiyi nasıl üretmeleri ve dağıtmaları; enerjiyi nasıl satın almaları ve kullanmaları ve hepsinden önemlisi bu alanlarda sürdürülebilirliği nasıl sağlamaları gerektiği konularında yeni imkanlar sunuyor. 

Günümüzde enerji dünyası her alanda yeniden biçimleniyor. Bu biçimlenmenin üç megatrendi (aslında megatrend olmanın da ötesinde üç temel bileşen haline geldi) var. Bunlar Karbonsuzlaştırma/Decarbonisation

Merkezi Yapının Ortadan Kalkması/Decentralisation, Sayısallaştırma/Digitalisation olarak sıralanıyor. 

Bu üç bileşen bir taraftan iş dünyasını yeniden şekillendirirken geleneksel duvarları yıkıp, daha yakın ilişkileri ve iş birliğini de zorunlu hale getiriyor. Aslında bu üç bileşen birbirlerine sıkı sıkıya bağlı. Zira dünya üzerinde pek çok insan biliyor ki iklim değişikliği gelecek için son derece kritik bir konu ve doğru çözümler üretilemezse dünyanın da sonu yakın. 

Eskiden insanların elektrik ihtiyacının karşılanması, birincil derecede önemli bir konuyken, artık insanlar için bunun nasıl üretildiği daha çok önem kazanmış bulunuyor. Bu nedenle karbonsuzlaştırma (decarbonisation) acil bir konu ve bunu en hızlı şekilde sağlayacak olan da elektrik enerjisi üretim sektörü. 

Bugün gelişmekte olan bütün ülkeler temiz enerji teknolojileri konusuna yoğunlaşmış durumda. Bunun sonucu olarak da rüzgar ve özellikle güneşten elektrik enerjisi üretimi ön plana çıkmış bulunuyor. Çünkü teknolojisi nedeniyle nasıl tasarlanmış olursa olsun çok küçük (birkaç kW) uygulamalardan, geniş alanda çok büyük santral uygulamalarına (MW’lar) kadar büyük bir esnekliğe sahip ve hem kurumsal müşterilere hem de bireysel tüketicilere çok iyi hitap ediyor, onların günlük ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabiliyor. 

Çok yakın zamanlara kadar, elektrik üretimi sınırlı sayıdaki büyük enerji santralinde gerçekleştiriliyordu. Bu santrallar genellikle çok büyük kurum ve kuruşlara aitti ve aynı zamanda onlar tarafından işletiliyordu. Üretilen enerji ise daha sonra yine büyük kurum ve kuruluşlar tarafından iletilip ülkenin dört bir yana dağıtılıyordu. 

Oysa günümüzde, bu çevrim içerisinde artık çok sayıda kuruluş ve şirket yer alıyor. Bunların bazıları elektrik üretiyor, bazıları elektrik dağıtım faaliyeti yürütüyor ve bir kısmı da değişik türdeki tüketicilere elektrik enerjisini pazarlayıp satıyor.  

Teknolojiler geliştikçe ve maliyetler aşağıya doğru indikçe geleceğin elektrik şebekeleri de birçok küçük ve merkezi olmayan mikro sistemlere/şebekelere dönüşecek (decentralisation). Bu ise tüketicilerin elektrik enerji kaynakları üzerinde daha güçlü kontrolü ve güvenilirliğin artması demek. Bu bize aynı zamanda, daha düşük işletme maliyetleri ve daha yüksek bir esneklik sağlıyor. 

Gelişmiş ülkelerin yaşamakta olduğu Endüstri 4.0 ve beraberinde getirdiği sayısallaştırma (digitalisation), kentleşme ile birlikte enerji ihtiyacına paralel olarak önem verilmesi gereken konuların başında geliyor. Bildiğiniz gibi internetin ilk aşaması kişiler arası haberleşmeyi kapsıyordu. Şimdi internet dünyasının ikinci aşamasına girmiş bulunuyoruz. Internet, değişik cihazlarla ve makinalarla iletişimimizi sağlıyor ve dahası cihazlarla cihazları bir araya getirip haberleşmelerini mümkün kılıyor. 

Önümüzdeki beş yılda, yapacağımız iletişimin yirmi katından fazlasını, yeni cihazlarla ve makinalarla yapacağız. Bu da daha fazla haberleşme trafiği, daha fazla veri iletişimi, daha büyük veri depolama ve enerji tüketimi demek.

Sayısal alt yapının kurulmasıyla birlikte, yeni enerji üretim ve depolama teknolojilerinin ana şebekeye daha etkin ve verimli bir biçimde entegrasyonu da gerçekleşmiş olacak. Sayısal altyapı aynı zamanda diğer yeni teknoloji ve uygulamaların hayata geçmesine, ticari anlamda yeni değerler zincirinin yaratılmasına ve ihtiyaçlarımızın daha üst düzeyde tatmin edilmesine imkan sağlayacak ve daha çok refah anlamına gelecek. 

Artık üretimden tüketime uzanan değerler zincirinde yer alan her kurum, her kuruluş, her şirket ve nihayetinde her tüketici, kararlarında daha dikkatli olmak durumunda. Bu aktörler, teknolojinin getirdiği olanaklardan ve fırsatlardan yararlanarak daha dikkatli hesaplamalar, planlamalar yapmak; gerekli yatırımları zamanında ve en üst kalitede gerçekleştirmek zorunda. 

Bütün bunlar gerçekleşirken karar alıcılara, düzenleyici ve denetleyici kurum ve kuruluşlara da büyük görev düşüyor…

H. Zafer ARIKAN – Enerji Günlüğü