Enerji Günlüğü - Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) tarafından düzenlenen "TÜREB ile 15 Dakika" programında, gelişmekte olan pazarlarda deniz üstü rüzgar projelerini başarıya taşıyan faktörler ele alındı. TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman'ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturuma Dünya Bankası Grubu Açık Deniz Rüzgar Danışmanı Mark Leybourne ile Proje Finansmanı ve Altyapı Uzmanı Gregory Scopelitis katıldı.
"Making Offshore Wind Work: Key Success Factors for Emerging Markets" başlıklı yayında konuşan Mark Leybourne, deniz üstü rüzgar enerjisi kurulumlarının karasal yenilenebilir tesislerden farklı bir altyapı gerektirdiğini söyledi. Kamu idarelerinin yatırımcılarla risk paylaşımını doğru kurgulaması gerektiğine dikkat çeken Leybourne, Avrupa pazarlarında son yıllarda risk tahsisindeki dengesizlikler nedeniyle sonuçlanamayan ihaleler yaşandığını hatırlattı.
2035 HEDEFİ İÇİN LİMAN VE ŞEBEKE YATIRIMLARI
Türkiye'nin 2035 yılı için belirlediği 5 gigavatlık deniz üstü rüzgar kapasite hedefine değinen Leybourne, bu hedefe ulaşmak amacıyla uzun vadeli politika çerçevesinin netleşmesini istedi. Türbin parçalarının sahaya taşınması, depolanması ve işletme bakımı için liman tesislerinin hazır edilmesini öneren Leybourne, Filipinler örneğindeki gibi kamu desteğiyle liman ve şebeke altyapı yatırımlarının öne çekilmesini tavsiye etti.
Filipinler'in 3 bin 300 megavatlık sabitlemeli açık deniz rüzgar ihalesiyle başladığını, 2050 yılına kadar 19 gigavat ile 50 gigavat arasında kapasite hedeflediğini bildiren Leybourne, yatırımcıların ihalelere girmeden önce altyapı güvencesi aradığını kaydetti.
FİNANSMAN VE BANKACILIK RİSKLERİ
Dünya Bankası Uzmanı Gregory Scopelitis ise küresel piyasalardaki faiz artışları, enflasyon ve jeopolitik dalgalanmalar nedeniyle yatırımcıların teslimat güvencesine odaklandığını vurguladı. Deniz üstü rüzgar projelerinin inşa süreçlerinde yaşanan gecikmelerin sermaye maliyetlerini artırdığını belirten Scopelitis, yerel bankaların deniz üstü santral projelerindeki karmaşık risk yapısını tek başına üstlenmekte zorlanabileceğini aktardı.
Scopelitis, uluslararası deneyime sahip finans kuruluşları, çok taraflı kalkınma bankaları ve ihracat kredi kurumlarıyla ortaklıklar kurulmasının projelerin kredilendirilebilirliğini doğrudan güçlendireceğini dile getirdi.