Altın madalyalar ve enerjide milli şampiyonlar

Ali Arif AKTÜRK

ALİ ARİF AKTÜRK

Madalyamız Kenyalı`dan, rüzgar santralimiz Danimarkalıdan, kömür santralimiz Çinli`den...
Pazar sabahı gazetelere bakarken okuduğum başlıklar sonucu aklıma bir husus geldi.
Babası rahip, kendisi Türk, çalışkan ve mutlu...
Kimdir bu diye sorsam Habertürk Gazetesi`ni okumayanlar bilmez, o cümle, gazetedeki bir başlık…
Milli atlet Karin Melis Mey`den söz ediyorum. Kendisi Güney Afrikalı. Türk vatandaşlığına geçmiş. Dünya atletizm şampiyonasında 6.80 metrelik uzun atlama derecesiyle Türkiye`ye dünya üçüncülüğü getirmiş. Ve çil çil Cumhuriyet altınlarını almış...
Peki yine aynı gazetede "Hoşgeldin İlhan" başlıklı haber kimden söz ediyor? O da henüz dokuz ay önce Türk vatandaşlığına geçmiş Kenyalı bir atlet... Hem de şampiyon olunca haykırmış: Ne mutlu Türküm diyene!
Elvan Abeylegese, Meryem Erdoğan, Almitu Bekele Degfa, Sultan Haydar, Mert Girmagelese, ile Belarus asıllı Sviatlana Sudat, atletizmdekiler...
Eskrimde; Macar asıllı sporcu Yusuf Bojte...
Güreşte Dağıstan asıllı Ramazan Şahin ve Ramazan Pehlivanoğlu. Ramazanlardan ilkinin 2008 Pekin Olimpiyatları`nda serbest stilde 66 kiloda elde ettiği birincilik, Türkiye`ye, turnuvada aldığı tek altın madalyayı getirmiş...
Masa tenisinde; kadınlarda Melek Hu, Şirin He, Zhang Xiaoyu, erkeklerde Cem Zeng, Bora Vang, Peng Fei ve Ahmet Li milli takım forması giyiyor.
Teniste: Özbek asıllı Marsel İlhan, 2010 yılında ATP dünya sıralamasında ilk 100`e giren ilk Türk sporcu olma unvanını elde etti.
Yüzmede; Türk vatandaşlığına geçirilen Ukrayna asıllı yüzücüler Demir Atasoy, Serkan Atasay, Deniz Nazar ve Volkan Atakan, milli mayoyla havuzda başarı arayan devşirme sporcular arasında bulunuyor.
Bunlar bildiklerim ve araştırarak bulabildiklerim. Daha halter, güreş, futbol, basketbol (mesela Ersan İlyasova) gibi branşlara bakınca bu topraklarda doğanların sporda niçin başarılı olmadığını insan düşünmeden edemiyor. Üretmeden tüketmeye alışmış, ithalatla yaşamayı seven toplumumuz, sporda da devşirme sporcularla "Türkiye, Türkiye" diye bağırıyor.
Enerjide de böyle değil mi? Elalemin Çinlisi gelip ülkemizde kömür santrali kurmuyor mu? Danimarkalı gelip rüzgâr santrali yapmıyor mu? Var mı yerli teknoloji ile santral tasarlayıp kurabilen, know-how üretebilen. Brezilya şirketi gelmiş Karadeniz`de petrol arıyor. Var mı Brezilya`da petrol arayan Türk şirketi? Var mı özel olsun, kamu olsun milli şampiyonlar? Neyse milli şampiyonlarımızı da devşiririz. Yabancı şirket gelir alır ya da kurarız bir anonim şirket olur milli şampiyon. Nasıl ki Güney Afrikalı, Nijeryalı, Kenyalı almış Türk pasaportunu. Oluyor şampiyon, alıyor Cumhuriyet Altınlarını.
1929 yılında ilk otomobili (montaj da olsa) üretmiş bu ülke, kendi yerli otomobil markamız olsun diye halen tartışmıyor mu?
Konuyu tekrar spora getirirsek, Ankara`da Kızılay, İstanbul`da Beşiktaş, Kadıköy vs, İzmir`de Alsancak meydanlarına çıkın ve şöyle bir kafanızı kaldırıp bakın. Her yer dersane. Çocuklarımız, gençlerimiz, iyi bir lise, iyi bir üniversite için, sınav maratonlarında yarış atına dönmüşler. Durum ortadayken biz halen 4+4+4 gibi futbolvari formülleri tartışıyoruz. Sorunlarımızı futbol gibi çözmeye çalışıyoruz. Hakan Şükür milletvekili oldu, bence Fatih Terim`i de Milli Eğitim Bakanlığı`na getirelim. Nasıl olsa Milli Takımlar tecrübesi var. Çözse çözse Fatih Hoca çözer bizim "milli" sorunları.
Babası Rahip, kendisi Türk, çalışkan, mutlu.
Ne mutlu…? Türküm diyene.