MEHMET KARA | ÖZEL RÖPORTAJ
Tüm dünyaya egemen olan temiz enerjiye geçiş çabaları, yeni teknoloji ve çözüm arayışlarını beraberinde getirdi. Bu bazen yeni bir teknoloji ve çözümün geliştirilmesi, kimi zaman eski ama yaygınlaşmamış bir teknoloji ve çözümün yeniden güncellenmesi şeklinde olabiliyor.
Hidrojen, ikinci gruba girenlerden biri. Bu çok bilindik bir madde, hatta evrendeki en basit element. Doğada erişilebilir durumda yaygın bir hidrojen varlığı yok. Ancak üretimi basit bir yönteme dayanıyor: Hidroliz. İlkokullardaki en bilindik deneylerden birine konu olan yöntemden söz ediyoruz. Bildiğimiz su iki bileşenine, hidrojen ve oksijene dönüştürülüyor.
ENERJİ YOĞUNLUĞU YÜKSEK
İşte bu tanıdık madde son yıllarda kendini yeniden hatırlattı. Nedeni ise enerji yoğunluğu yüksek bir yakıt olan hidrojenin aynı zamanda bir enerji saklama çözümü olarak da görülmeye başlanması. Hem de nasıl üretildiğine bağlı olarak değişmekle birlikte, temiz enerjiye geçişte bir manivela görevi üstlenebilecek niteliklere sahip olması.
HİDROJENE İLGİ ARTIYOR
Hidrojen, yüksek yoğunluklu enerji gerektiren sanayi kollarında kullanılabildiği gibi, gemi, uçak, tren, otomobil gibi araçlarla ulaşım sektörünün de hizmetine sunulabilen bir yakıt. Ancak çok konuşulmasına rağmen, gerek kullanım alanının gerekse kullanım miktarının çok hızlı arttığı söylenemez. Yine de geleceğin çözümleri arasında gösterilmesi, hidrojene yönelik ilgiyi hep yukarıda tutuyor.
TÜRKİYE STRATEJİSİNİ ÇİZDİ
Hidrojen, Türkiye’de de bir enerji alt konusu olarak giderek daha fazla öne çıkan bir başlık. Hatta Türkiye, bir hidrojen yaklaşımına da sahip bir ülke. Öyle ya, 2023 yılının başında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından Türkiye Hidrojen Teknolojileri Stratejisi ve Yol Haritası bile açıkladı.
SORULAR SORULAR SORULAR
Peki hidrojen işinde gelinen durum ne? Bu alanda faaliyet gösteren şirketlerin nabzı nasıl atıyor? Hidrojen işine inanmış aktörler, bu alandaki gelişmelerin hızlanması için nelere ihtiyaç duyuyor? Mevzuat eksiği var mı? Kamudan ne tür adımlar atması bekleniyor?
Tüm bu sorulara cevap aramak için, enerji sektöründe teknoloji, ekipman, mühendislik ve üretim başlıklarında faaliyet gösteren şirketlerin üyesi bulunduğu Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (ENSİA) kapısını çaldık. ENSİA Başkanı Elvan Aygün Anbar, Enerji Günlüğü ve Hidrojen Haber’in sorularına açık yüreklilikle cevap verdi. Buyrun:
Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) olarak yeşil hidrojeni yalnızca bir enerji teknolojisi olarak değerlendirmiyoruz. Hidrojeni aynı zamanda enerji arz güvenliği, sanayinin karbonsuzlaşması, ihracat rekabetçiliğinin korunması, çeşitliliğin arttırılması ve Avrupa Birliği düzenlemelerine uyum açısından stratejik bir dönüşüm alanı olarak görüyoruz. Hidrojen teknolojisinin hem ekipman üretimi hem de yeşil hidrojen ve türevlerinin üretimi yoluyla, önümüzdeki dönemde ülkemiz için önemli bir ihracat potansiyeli yaratacağını öngörüyoruz. Buna paralel olarak, yeni istihdam alanları ve üretim fırsatları oluşturarak ekonomik büyümeye güçlü ve sürdürülebilir bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.
İhracat rekabetçilik konusunu biraz açar mısınız?
Özellikle AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında demir-çelik başta olmak üzere enerji yoğun sektörlerde karbon maliyetleri artacak. Bu durum, yeşil hidrojen kullanımını kritik bir gündem haline getirdi. Düşük karbonlu üretim süreçlerine geçişte, özellikle doğrudan indirgenmiş demir (DRI) gibi uygulamalarda, yeşil hidrojen önemli bir alternatif olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede ENSİA olarak yaklaşımımız, yenilenebilir kaynaklara dayalı yeşil hidrojen üretiminin ölçeklenmesi, elektrolizör ve ilgili ekipmanlarda yerli üretim kapasitesinin geliştirilmesi, sanayi-enerji entegrasyonunun güçlendirilmesi, sertifikasyon, köken garantisi ve mevzuat altyapısının netleştirilmesi başlıklarına odaklanıyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kurulu gücü ve sanayi altyapısı dikkate alındığında, hidrojen alanının yalnızca bir enerji başlığı değil, aynı zamanda sanayi politikası ve dış ticaret stratejisinin parçası olarak ele alınması gerektiğine inanıyoruz.
Hidrojen teknoloji ve ekipmanları ile hidrojen üretimine yönelik çalışmalar yapan ENSİA üyeleri var mı?
Üyelerimizin önemli bir bölümü yenilenebilir enerji üretimi gerçekleştiren firmalardan oluşuyor. Bu firmalar hem yenilenebilir kaynaklara dayalı yeşil hidrojen üretme potansiyeline, hem de üretilen hidrojeni kendi üretim süreçlerinde veya entegre sanayi uygulamalarında kullanma kapasitesine sahip. Hidrojen sektörünün birbirinden farklı alanlarında faaliyet gösteren üyelerimiz de var. Onların faaliyet alanları, ENSİA bünyesinde hidrojen değer zincirinin; üretim, mühendislik, Ar-Ge ve depolama ekipmanları boyutlarıyla oluşmaya başladığını gösteriyor. Dolayısıyla hidrojen, ENSİA için yeni bir alan değil; mevcut yenilenebilir enerji ve temiz teknoloji ekosistemimizin doğal bir uzantısı.
Türkiye’de bir hidrojen teknoloji ve ekipmanları ekosistemi oluşturulma potansiyeli var mı? Nasıl?
Türkiye’nin güçlü yenilenebilir enerji altyapısı, imalat kapasitesi ve mühendislik kabiliyeti dikkate alındığında, hidrojen ekipmanları ve teknolojileri alanında bir ekosistem oluşturma potansiyeli bulunduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için, pilot ve demonstrasyon projelerinin hızla artırılması, sertifikasyon ve standart altyapısının netleştirilmesi, sanayi kullanımına yönelik talep mekanizmalarının oluşturulması, kümelenme yapılarının hidrojen başlığında da birlikte hareket etmesi gerekiyor. ENSİA olarak inter-cluster iş birliği yaklaşımıyla bu ekosistemin oluşmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.
Hidrojen yatırımlarına yönelik teşvik/destek mekanizmalarına ihtiyaç var mı?
Evet, bu alandaki girişimlerin hem üretim hem de ekipman tarafında güçlü ve hedefli destek mekanizmalarına ihtiyaç var. Yeşil hidrojen projeleri yüksek başlangıç yatırımı gerektiriyor. Bunlar, ölçek ekonomisine duyarlı ve özellikle ülkemizde henüz ticari olgunluğa tam ulaşmamış projeler. Bu nedenle özellikle ilk yatırım döneminde kamu destekleri ve risk paylaşım mekanizmaları kritik öneme sahip.
Ne tür destekler olabilir?
Üretim tarafına yönelik yatırımlar için uzun vadeli alım garantileri sunulabilir. Veya fark sözleşmesi (CfD) benzeri modeller geliştirilebilir. Hidrojen üreticilerine, yenilenebilir kaynaklardan üretilecek elektriğe erişim kolaylıkları ve bağlantı önceliği imkanları sağlanabilir. Pilot ve demonstrasyon projelerine özel yatırım teşvikleri de bunlara eklenebilir. Karbon fiyatlandırma mekanizmalarıyla uyumlu destekler gibi araçlar da hidrojene yönelik yatırım kararlarını hızlandıracaktır. Özellikle SKDM kapsamında demir-çelik gibi sektörlerin karbon yoğun üretimden çıkışı için yeşil hidrojen kullanımını ekonomik olarak mümkün kılacak destek modelleri gerekli. Aksi takdirde firmalar hem karbon maliyeti hem de dönüşüm yatırımı yüküyle karşı karşıya kalacak.
Ekipman üretimi ve teknoloji geliştirme?
Evet, hidrojen politikası yalnızca üretimi değil, yerli ekipman ve teknoloji geliştirmeyi de kapsamalı.
Elektrolizör, güç elektroniği, basınçlı tank ve dengeleyici sistemler için yatırım teşvikleri verilmeli. Ar-Ge ve ÜR-GE destekleri hidrojen özelinde güçlendirilmeli, test, sertifikasyon ve güvenlik altyapısı oluşturulmalı. Yerli katkı oranını teşvik eden kademeli destek mekanizmaları da uygulamaya koyulmalı. Türkiye’nin bu alanda yalnızca teknoloji ithal eden değil, teknoloji geliştiren ve ihraç eden bir ülke olması ancak böyle sağlanabilir.
Hidrojen kullanımını cazip kılacak neler yapılabilir?
Hidrojende talep tarafı mekanizmaları da geliştirilmeli. Sanayide ve ulaşım sektöründe yeşil hidrojen ve türevlerinin kullanımına yönelik sektörel geçiş planları, kademeli kullanım oranları veya kamu alım mekanizmaları gibi talep oluşturucu düzenlemeler de gerekli. ENSİA olarak hidrojen destek mekanizmalarının enerji, sanayi ve dış ticaret politikalarıyla entegre şekilde tasarlanması gerektiğine inanıyoruz. Özellikle SKDM sürecinde ihracat yapan sektörlerin rekabetçiliğini koruyabilmesi için hidrojen çözümleri stratejik bir araç.
Türkiye’nin bir hidrojen politikası var mı? Yoksa oluşturulacak bir hidrojen politikası hangi unsurları içermeli?
Türkiye’nin hidrojen alanında yayımlanmış bir strateji ve yol haritası var. Ancak önümüzdeki dönemde bu çerçevenin uygulama mekanizmalarıyla güçlendirilmesi kritik olacak. Etkili ve sonuç odaklı bir hidrojen politikasının içermesi gereken kritik unsurlar var. Bunlardan biri, bu alana yönelik net tanımlar ve sertifikasyon sisteminin oluşturulması. Yeşil ve düşük karbonlu hidrojen tanımlarının AB ile uyumlu şekilde netleştirilmesi, köken garantisi ve izlenebilirlik mekanizmalarının oluşturulması gerekiyor. Özellikle SKDM kapsamında ihracat yapan sektörler için bu uyum kritik önemde ve önümüzdeki günlerde daha da önemli hale gelecek. Hidrojen politikasının sonuç alıcı olabilmesi için talep tarafı da oluşturulmalı. Yani sadece hidrojen üretimi değil, bu ürünün sanayide kullanımına yönelik hedefler de belirlenmeli. Örneğin demir-çelik, gübre, rafineri ve kimya sektörlerinde kademeli hidrojen kullanım oranları veya dönüşüm takvimleri tanımlanabilir.
Peki finansman meselesi?
Evet, finansal destek ve risk paylaşımı da etkili ve sonuç alıcı bir hidrojen politikasının olmazsa olmaz unsurlarından biri. İlk yatırım maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle; uzun vadeli alım garantileri, yatırım teşvikleri ve pilot projelere özel destek mekanizmaları devreye alınmalı. Yerli ekipman ve teknoloji geliştirme çalışmalarının sonuç alabilmesi için finansal destek kritik önemde. Elektrolizör ve ilgili ekipmanlarda yerli üretim kapasitesini artıracak teşvikler, Ar-Ge ve ÜR-GE destekleri ve test/sertifikasyon altyapısı da kurulmalı. Özetle, hidrojen politikası yalnızca enerji değil, aynı zamanda bir sanayi politikası olarak ele alınmalı.
Hidrojenin üretimi, taşınması, kullanımı aşamalarında güvenlik de önemli sanırım…
Evet, hidrojen konusunda bir altyapı ve güvenlik çerçevesine de ihtiyaç var. Hidrojenin depolama, taşıma ve güvenlik standartlarına ilişkin düzenlemelerin netleştirilmesi; izin süreçlerinin sadeleştirilmesi gerekiyor. Sonuç itibariyle ENSİA olarak bizim hidrojene ilişkin değerlendirmemiz, yeşil hidrojenin Türkiye için yalnızca bir enerji başlığı değil, SKDM sürecinde sanayinin rekabetçiliğini koruyacak stratejik bir dönüşüm aracı olduğu yönünde. Bu nedenle politika tasarımının enerji, sanayi ve dış ticaret perspektiflerini entegre eden bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.
Mehmet KARA – Enerji Günlüğü / İZMİR