Baş: Çelik sektöründe bağlayıcı ETS ve net sıfır yol haritası şart

İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, etkin TR-ETS kurulmaz, elektrik şebekesi temizlenmez ve çalışanlar dönüşümün merkezine alınmazsa Türkiye çelik sektörünün SKDM altında rekabet gücünün hızla eriyebileceğini söyledi.

Enerji Günlüğü - İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, Enerji Günlüğü için Türkiye sanayisinde emisyon azaltımı konusunu çelik sektörü özelinde Enerji Günlüğü’ne değerlendirdi. Türkiye çelik sektöründe emisyon azaltımının hızlanması için bağlayıcı iklim politikaları, emisyon tavanı içeren etkin bir TR-ETS ve şeffaf veri paylaşımının kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Baş, mevcut belirsizliklerin uzun vadeli yatırımları engellediğine dikkat çekti. Çelik sektörü için atılması gereken acil adımları ise ulusal modernizasyon planı, elektrik şebekesinin karbonsuzlaştırılması, düşük karbonlu çeliğe talep yaratılması, Ar-Ge destekleri ve çalışanların dönüşümün merkezine alınması olarak sıraladı. 

Baş ayrıca Avrupa Birliği’nin (AB)  Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) ihracatçılara maliyet yansıtsa da etkin ETS ve düşük karbonlu üretimle rekabet avantajına dönüşebileceğini, aksi halde yerli tedarik zincirinin zarar görebileceğini kaydetti.

Enerji Günlüğü olarak Dursun Baş’a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

Türkiye’deki 40’tan fazla ham çelik tesisinde yılda yaklaşık 40 milyon ton sera gazı salımı gerçekleşiyor ve sektörün emisyon azaltım potansiyeli oldukça yüksek. Bu potansiyelin 2030’a kadar realize edilebilmesi için en kritik engeller nelerdir?

Çelik sektörü dahil sanayide emisyon azaltımını hızlandıracak en önemli kaldıraç, öngörülebilir ve bağlayıcı bir iklim politikası çerçevesidir. Temmuz 2025'te yürürlüğe giren İklim Kanunu önemli bir yasal zemin sağlasa da sanayi tesisleri için bağlayıcı azaltım hedefleri henüz yok. Bu durum, düşük karbonlu teknolojilere yönelik uzun vadeli yatırımları belirsizliğe itiyor. Hazırlıkları süren Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR-ETS) bu açıdan kritik bir dönüm noktası olabilir. Kapsamdaki yaklaşık 200 sanayi ve enerji tesisi, Türkiye'deki sera gazı emisyonlarının yarısından sorumlu. 

Sistem kapsamında tesisler emisyonlarını raporlayacak, tahsis edilen sınırı aşanlar ise piyasadan emisyon izni satın alacak. Piyasayı EPİAŞ işletecek, piyasa kurallarını da EPDK belirleyecek. Böylece CO2 emisyonları için bu piyasada bir fiyat oluşması ve elde edilen gelirlerle de düşük karbonlu yatırımların teşvik edilmesi hedefleniyor. Ancak mevcut tasarım toplam emisyonlar için bir tavan tanımlamıyor. Dolayısıyla birim ürün başına oluşan CO2 düşse bile üretim arttıkça toplam emisyonlar yükselmeye devam edebilir. Bu eksiklik giderilirse TR-ETS, sanayinin dönüşümünü hızlandıran etkili bir politika aracına dönüşebilir. 

AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) 2026’dan itibaren mali yükümlülük getiriyor. Bu mekanizma Türkiye çelik ihracatını nasıl etkileyecek? Bu durum sektörün karbonsuzlaşma sürecini hızlandırmak için bir fırsat olarak değerlendirilebilir mi? Yoksa kısa vadede maliyet baskısı mı ağır basacak?

SKDM'nin etkileri konusunda hâlâ çok fazla genelleme yapılıyor. Oysa etkisi her üretici için farklı olacak. Bir firmanın ne ölçüde etkileneceği; ihracat yaptığı pazarlara, ürettiği ürünlere, kullandığı teknolojiye ve ülke içerisinde ürün sattığı müşterilerinin de AB'ye ihracat yapıp yapmamasına bağlı denebilir.  Gömülü karbon maliyetini kâğıt üzerinde AB'deki ithalatçı ödeyecek olsa da bunun önemli bölümü fiyat pazarlıkları yoluyla Türk ihracatçılarına yansıyacak. AB'deki ithalatçılar düşük karbonlu tedarikçilere yönelebilir; bu da düşük emisyonlu üretimi rekabet avantajına dönüştürebilir. 

Türkiye'de birçok üretici yenilenebilir enerji ve verimlilik yatırımlarıyla ürünlerinin gömülü emisyonlarını azaltmaya başladı. Etkin bir TR-ETS kurulur ve elektrik üretiminde kömür-doğal gaz payı azaltılırsa, dış ticaret kaynaklı karbon maliyetleri daha iyi yönetilebilir; rekabet gücü iyileşir. Aksi halde düşük emisyonlu yarı mamul ithalatı cazip hale gelebilir, yerli tedarik zinciri olumsuz etkilenebilir. Sonuçta SKDM'nin nihai etkisi, Türkiye'nin ETS'yi ne kadar etkin tasarlayacağına ve şebekenin CO2 yoğunluğuna bağlı olacak.

Açıklamalarında genel olarak bağlayıcı bir düzenleyici çerçeve, etkin denetim mekanizmaları ve güçlü bir kamusal iradeye vurgu yapıyorsunuz. Bu üç unsurun Türkiye özelinde somut olarak nasıl tasarlanması gerektiğini düşünüyorsunuz? Örneğin, ulusal bir Karbon Piyasası Mekanizması veya sektöre özel emisyon ticaret sistemi gibi araçlar bu çerçevede yer almalı mı?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir: tek başına bir ETS piyasası kurmak yeterli değil. Sektör bazında bağlayıcı azaltım hedefleri kanunla net biçimde tanımlanmalı — "sanayi sektörü kaynaklı emisyonlar 2030'a kadar şu oranda azaltılacak" gibi somut bir düzenleme. İşletmeler ancak bu sayede yükümlülüklerini önceden öngörebilir ve düşük karbonlu teknolojilere güvenle yatırım yapabilir.

İkinci unsur, doğru tasarlanmış bir ETS. TR-ETS, emisyonlara kademeli olarak daralan bir üst sınır getirmeli. Böylece anlamlı bir CO2 fiyatı oluşabilir; elde edilen gelirler de sanayinin dönüşümünü, enerji verimliliği yatırımlarını ve düşük karbonlu teknolojileri finanse edebilir. Bu yaklaşım hem iklim hedeflerine ulaşmayı hem de SKDM karşısında rekabet gücünün korunmasını destekleyecektir. Azaltım politikalarını uygulamada geciktik; Türkiye sanayisinin bir 10 yıl daha kaybedecek lüksü yok.

Üçüncü olarak, sera gazı emisyon verilerinin kamuoyuyla paylaşılması kritik önem taşıyor. AB'de tüm tesislerin emisyon verilerine erişmek mümkün — hatta Türk şirketlerinin AB'deki tesislerinin emisyonlarını görebiliyoruz, ama aynı şirketin Türkiye'deki tesisinin emisyonunu bilmiyoruz. Buradaki kritik olan şu, iyi performansla kötü performansın ortaya çıkması: işletmeler kendilerini bu şekilde kıyaslayabilir, rakiplerini geçmek için çaba gösterebilir. 

İPM’nin 4 yıldır yürüttüğü çalışmalar ve yayınladığı raporlar sonucunda çelik sektörü için öncelikli politika önerileriniz nelerdir? Özellikle 2030 ve 2053 net sıfır hedefleri açısından Türkiye'nin çelik sektörüne özgü bir “düşük karbon yol haritası”nda en acil adımlar hangileri olmalıdır?

İlk adım, çelik sektöründe kapsamlı bir ulusal yeniden yapılandırma ve modernizasyon planı olmalı. Kaynak yoğun, düşük katma değerli üretimden yüksek katma değerli ve çevresel/toplumsal maliyetleri azaltan bir modele geçiş gerekiyor. Bu plan tesis bazlı modernizasyonu, teknoloji geçişini, çevresel standartlara uyumu ve toplumsal etkileri bir arada ele almalı.

İkinci öncelik, elektrik sektörünün hızla karbonsuzlaştırılması. Çünkü elektrik ark ocaklı üretimde karbon ayak izinin önemli bölümü kullanılan elektriğin emisyon yoğunluğundan kaynaklanıyor. Türkiye'nin şebeke emisyon faktörü (0,442 kgCO2e/kWh) AB ortalamasının neredeyse iki katı — bu, ark ocaklı üretimin Kapsam 1 avantajını Kapsam 2'de tamamen siliyor.

Üçüncü olarak, talep tarafını güçlendirecek düzenlemeler hayata geçirilmeli. Düşük karbonlu çeliğe iç talep henüz yeterince gelişmedi; temel neden, ortak bir tanımın, teknik standartların ve talebi yönlendirecek teşviklerin eksikliği. Bu boşluk giderilmedikçe iç pazarın dönüşümde itici güç olması zor.

Son olarak, enerji verimliliği, hurda kullanımı, DRI, hidrojen ve karbon yakalama teknolojilerine yönelik Ar-Ge ve finansman mekanizmalarının takibi önemli. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK'a önemli görevler düşüyor;  ilgili yol haritasının sektörün gerçek ihtiyaçlarına göre revize edilmesi ve devlet desteklerinin de bu plan dahilinde yeniden ele alınması kritik.

Belirtmek ya da eklemek istediğiniz bir konu var mı?

Evet — çalışanlar hakkında çok az konuşuyoruz, ancak dönüşüm onlar olmadan mümkün değil.

Sahadaki mülakatlarımızda çok net gördük: çalışanlar karbonsuzlaşmaya güçlü bir kişisel motivasyonla sahip çıkıyor. Ama buna karşılık gelen sistematik bir destek yok. Üstelik görece düşük maaşlar, yetersiz iş güvenliği, sektörün "kirli sanayi" imajını pekiştirip nitelikli iş gücü çekmeyi zorlaştıran unsurlar.

Bu nedenle çalışanlar somut adımlarla dönüşümün merkezine alınmalı: yurt dışı ziyaretleri ile yerinde öğrenme programları, yetkinlik geliştirme programlarına katılım için maddi destekler ve çalışma koşullarını iyileştirecek uygulamalar şart. Aksi halde sahadaki bu değerli motivasyon zamanla tükenebilir. 

Sabiha KÖTEK - İstanbul