Love Story bu senenin öne çıkan dizilerinden oldu. Dizinin konusu eski ABD başkanının oğlu John F. Kennedy Jr. ile zevcesinin “trajik” hikayesiydi. Soylu bir aileden gelen zengin ve yakışıklı delikanlının “ben her şeyi yapabilirim” özgüveniyle uçak uçurmaya kalkması; uçağı düşürmesi, kendini, eşini ve baldızını öldürmesi dizinin trajik sonuydu. Ama asıl trajedi ise dizinin oğul Kennedy’e odaklanıp anne Jacqueline Kennedy’yi pas geçmesiydi. Oysa Jackie’nin hayatı “love story” mevzularında katbekat daha renkli.
Jackie, 1963’te ABD başkanı eşini suikastta kaybettikten sonra, eşinin mezarını yapan Bay Warnecke ile üç yıl süren romantik bir ilişki yaşar ama evlenmez (sebep olarak Bay Warnecke’nin borçları gösterilir). 1968’de ise sahnede Yunan armatör Aristotle Onassis vardır. Onassis de aslında bizlerle aynı sektörde, enerji sektöründe yer alan bir isimdir. Yalnız ufak bir farkla; devasa petrol tankerlerinin sahibi olarak...
Jackie’yi Onassis ile Jackie’nin kız kardeşi Lee tanıştırır ki kız kardeş Lee aynı zamanda Onassis’in de sevgilisidir. Hikâyenin devamında abla Jackie, Onassis’i evinin beyi, nikahlı eşi yapar. Nişanını da Onassis ile kendisini tanıştıran kız kardeşinden sakladığı söylenir (bir de haberi gazetelerden öğrenen Onassis’in uzatmalı sevgilisi ünlü opera sanatçısı Maria Callas var ama ona da şimdi girmeyelim). Sonuçta da Jackie misafir olarak geldiği yatın sahibi olur. Onassis de dünya jet setinin en gözde dulu, eski ABD başkanının eşiyle evlenerek istediği saygınlığı kazanır.
ÇİNLİ SENSÖR ÜRETİCİSİ XIAN ARTIK AVRUPA’DA EV SAHİBİ
Çinli Huang Xian, elektrikli araçlarda kullanılan, kaçak akımı tespit eden avuç içi büyüklüğünde bir sensörün üreticisi. Bu sensör, elektrikli araçlardaki patlamaların önlenmesine yardımcı bir ekipman. Xian 2019’da bu pazara girdiğinde bu ekipman hâlâ niş bir üründü ve pazar Alman ve İsveçli grupların hakimiyetindeydi. Pazar lideri Avrupalılar o zamanlar bu sensörü 30 dolara satıyordu. Xian ise bu ekipmanı o zaman 6 dolara üretiyordu. Pazara girerken de %150 gibi ciddi bir kâr koydu ve yine de Avrupalıların yarı fiyatıyla, 15 dolarla, sektöre adım attı. Xian ilk yıl 20.000 adet sattı, bugün ise 10 milyon adet satıyor. Ürünün şu an geldiği fiyat ise oldukça “trajik”; sadece 1,5 dolar. O Avrupalı üreticilere ne mi oldu? Şu kadarını söyleyelim, misafir Xian şimdi ev sahibi oldu.
Peki Çinli Xian bu durumdan ne kadar memnun? Financial Times’a yaptığı açıklamada tedirginliğini gizlemiyor; kendisi de dahil kimsenin fiyatların bu kadar kısa sürede bu kadar hızlı bir şekilde düşeceğini beklemediğini söylüyor. Şirketini yeni ürünler geliştirmeyi sevdikleri için kurduklarını ama artık yeni bir şey geliştirebilmek için nasıl kaynak bulabileceğini düşündüğünü de itiraf ediyor. Bu fiyat düşüşleri için “kendisini sürekli aşağıya çeken bir girdap” diyor. Peki Çin’deki diğer üreticilerde durum ne? Tek şikayetçi 1,5 dolarlık sensör satan Xian mı?
GÜNEŞ, RÜZGÂR, BATARYA: ÇİN’İN VERDİĞİ DESTEKLER VE RAKAMLAR
Çin’de güneş, rüzgâr, batarya ve elektrikli araçlar, politik olarak desteklenen ve devlet sermayesi tarafından ayakta tutulan sektörler. OECD analizlerine göre Çinli şirketler, kendi devletleri tarafından, diğer gelişmiş ülkelerdeki rakiplerine göre 3-9 kat arası daha fazla sübvanse ediliyorlar. Aldıkları hibe ve vergi indirimlerine ek olarak, Çin devlet bankalarının verdiği ucuz krediler ve Çin devletinin özellikle gerçek kıymetinden düşük tuttuğu Yuan kuru, bu sektörlerdeki şirketlerin küresel ölçekte hakimiyet kurmasını sağlıyor.
Çin küresel PV (fotovoltaik) modül ve bileşen üretiminin tamamını ele geçirmiş durumda. Polisilikondan panele kadar zincirin %80-90’ını kontrol eden bir yapıdan bahsediliyor. Keza benzer bir durum batarya için de geçerli. IEA verilerine göre Çin, 2025 yılında dünyada üretilen tüm bataryaların %80’inden fazlasını üretti. AB ve ABD ise kalan üretimin büyük bölümünü neredeyse eşit paylaştı. Üstelik Avrupa ve ABD'deki batarya fabrikaları, bileşenlerin büyük çoğunluğu için ithalata, ağırlıklı olarak da Çin'e bağımlı durumda.
Kennedy Jr. için denememişti ama Çin için “bindiği uçağı uçuruyor” deniyordu – ta ki kârlılık durumları gündeme gelene kadar.
ONCA DESTEĞE RAĞMEN YÜZMİLYONLARCA DOLARLIK ZARARLAR
Çinli şirketler pazarlara hâkim olurken bu durum aşırı kapasite artışına ve kârlılığın düşmesine de sebep oldu. Çin’in halka açık en büyük altı güneş enerjisi şirketi, 2025 yılı için toplamda 6,20 milyar dolar zarar açıklayacaklarını belirtti. Bu altı şirketten biri olan Jinko Solar, 2025’in ilk yarısında 190 milyon dolar sübvansiyon aldı ancak aynı dönemde 440 milyon dolar zarar etti. Sektördeki bir diğer önemli isim Longi, 2024 ve 2025 için toplam zararını 2 milyar dolar olarak açıkladı.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın Ekim 2025’te yayınladığı raporda, Çin merkezli güneş enerjisi şirketlerinin 2024 yılının başından itibaren toplamda yaklaşık 5 milyar dolarlık net zarar yazdığı belirtildi. Trina’nın kurucusu ve yönetim kurulu başkanı Gao Jifan da bu zararlara neden olarak Çin’deki aşırı kapasiteyi gösteriyor ve bu durumdan duyduğu rahatsızlığı da her fırsatta dile getiriyor.
Çin’de oluşan güneş paneli üretim kapasitesi Jifan’ın şikayetlerini haklı çıkaracak boyutta. Çin Fotovoltaik Sanayi Birliği ve enerji düşünce kuruluşu Ember’e göre Çin, yılda 1.200 GW güneş paneli üretme kapasitesine sahip; bu rakam, geçen yıl bütün dünyada kurulan toplam 647 GW’lık güneş paneli kapasitesinin neredeyse iki katı!
Çin geçtiğimiz yıllar boyunca o meşhur refleksiyle ilerlemişti; ölçek, hız ve fiyat yapılanması. 2023–2025 arasında da panel fiyatları yarıdan fazla düştü. Avrupa’daki proje geliştiriciler için bu bir piyangoydu; maliyetler eridi, projeler hızlandı. Ama Çinli üreticiler aynı dönemde milyarlarca dolarlık zarar açıkladı. Trina’nın kurucusu da açık açık “bu böyle sürdürülemez” dedi.
YOKSA PARTİ BİTTİ Mİ?
Ve Çin, 1 Nisan 2026 itibarıyla kendi üreticilerine uyguladığı güneş enerjisi ürünlerindeki yüzde 9’luk KDV iadesi teşviğini kaldırdı. Batarya ürünlerindeki yüzde 9’luk KDV iadesini ise ilk aşama olarak yüzde 6’ya indirdi. 1 Ocak 2027’den itibaren de bu teşvik uygulamasına tamamen son verecek. Peki Çin bunu neden yaptı?
Bu soruyu tekrar soracağız ama öncesinde Çin’in bu kararının ilk sonuçlarına bakalım, zira rakamlar bir hayli dikkat çekici. Ülkeler “zam gelecek” haberini alıp akaryakıt istasyonuna koşan sürücüler gibi.
ÇİN REKORLAR KIRIYOR
Ember’in Nisan 2026’daki raporuna göre, Mart 2026'da Çin'in toplam güneş enerjisi ekipman ihracatı bir önceki aya göre iki katına çıkarak 68 GW’a ulaştı ve tüm zamanların rekorunu kırdı; bu miktar tek başına İspanya’nın toplam kurulu güneş kapasitesine eşit. Afrika’ya ihracat yüzde 176 artarak 10 GW’a, Asya’ya ihracat ise iki katına çıkarak 39 GW’a yükseldi ve her ikisi de rekor kırdı.
Hindistan ithalatını yüzde 141, Malezya yüzde 384, Laos yüzde 108 artırırken; Afrika’da Nijerya yüzde 519, Etiyopya yüzde 391 ve Kenya yüzde 207 artış gösterdi. Toplamda 50 ülke Mart 2026’da Çin’den yaptığı güneş enerjisi ekipmanı ithalatında tüm zamanların rekorunu kırdı. Aynı dönemde Çin’in batarya ihracatı da Şubat’a göre yüzde 44 artarak 10 milyar dolara ulaştı ve özellikle AB, Hindistan ve Avustralya’da güçlü talep gördü.
VE ŞİMDİ SORALIM: ÇİN BUNU NİYE YAPTI?
Elindeki fazla stokları eritmek için mi? Bir grup diyor ki Çin bunu ABD ve Avrupa’nın baskılarına cevap vermiş görünmek, ABD’den gelecek ek vergileri ve Avrupa’dan gelen anti-sübvansiyon soruşturmalarını bertaraf etmek için yaptı. Kimileri ise bunun göstermelik neden olduğunu, asıl mevzunun kendi yarattıkları aşırı kapasiteyi frenleyip kârlılıklarını artırmak olduğunu söylüyor. En son grup ise bütün bunların altında çok daha stratejik bir neden olduğunu savunuyor. Çin artık zengin çocuklara hizmet eden fakir çocuk olmak istemiyor. Kendi içindeki kalitesiz ve verimsiz oyuncularla vedalaşmak, teşviklerini Ar-Ge ve ileri teknolojiye kaydırarak ucuz üreticiden teknoloji liderliğine geçmek istiyor. Çin artık sıfırdan yarattığı zenginliğinin yanında saygınlık da istiyor. Aynen Onassis gibi mi?
Aristotle Onassis, 1906’da İzmir’de doğdu. Tütün ticaretiyle uğraşan varlıklı bir Yunan ailenin çocuğuydu. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra aile, İzmir’deki mal varlıklarını bırakarak 1922’de Yunanistan’a göç etti ve bu dönemde ciddi bir yoksulluk yaşadı. 1923’te Onassis Arjantin’e göç ettiğinde cebinde sadece 60 doları ve vatansız mülteci pasaportu vardı.
Gel zaman git zaman, Onassis dünyanın en büyük süper tanker filosunu kurdu ve küresel petrol taşımacılığının tek hâkimi oldu. Devasa bir servet inşa etmişti fakat dönemin Anglo-Sakson elitleri onu hep kendilerinden aşağı görmek istiyordu. O da o zümrenin göz bebeği ile ABD’nin en karizmatik başkanının zarif ve asil dul eşiyle evlendi. Onassis’in çocukları Jacqueline Kennedy’e “para avcısı” deseler de Onassis bu sayede hep o arzuladığı itibarı kazanmıştı. Zira uluslararası büyük iş anlaşmalarında sadece zenginlik yetmiyordu; saygın bir imaj da gerekiyordu.
PEKİ ŞİMDİ ÇİN’İN HİKAYESİ NE OLACAK?
Çin 18. yüzyılda tek başına küresel ekonominin üçte birine hakimdi. Daha sonra savaşlar ve iç karışıklıklarla birlikte büyük bir ekonomik çöküş yaşadı ama o da toparlanmasını bildi.
Atadan dededen soylu, zengin, itibarlı Kennedy Jr., kendine çok güvenmiş; uçağını da uçurabileceğine inanmıştı ama trajik bir şekilde okyanusa çakılarak hayatını kaybetti. Pek çok soylu Avrupalı şirket de aynı özgüvenle girdiği sahalarda zaman içinde Çinlilere karşı çakıldı. Bugün Çinli şirketler artık pek çok Anglo-Sakson şirketten çok daha zengin. Peki ya Çinliler bu arada istedikleri itibara kavuşabildiler mi? Baş köşeye oturabilmek için zenginliğin yetmediğini, “saygın bir imaj”ın da gerektiğini Onassis anlamıştı ve kendine güzel bir “aşk hikayesi” yazmıştı. Peki şimdi Çin’in hikayesi ne olacak?