Enerji Günlüğü - Groningen Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde AB’nin enerji dönüşümünün dış politika ve enerji güvenliğine etkisine dair doktora çalışmalarını sürdüren Caner Can, son aylarda yaygın protesto gösterileriyle gündeme gelen İran’ın, ABD ve Çin mücadelesi ekseninde ilerleyen uluslararası dengeler açısından aldığı pozisyona ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
Dr. Agha Bayramov danışmanlığında sürdürdüğü çalışmalarında AB’nin yeni enerji mimarisi, kritik hammaddeler ve nadir toprak elementlerinin bu paradigma değişimindeki rolüne odaklanan Caner Can, ABD Yönetiminin, Venezuela ve Grönland dosyalarında izlediği tutumun, Çin’in “sıradaki ülke hangisi” sorusunu sormasına neden olduğunu belirtirken “Son dönemde ülke geneline yaygınlaşan protesto gösterileriyle birlikte dikkatler hızla İran’a odaklandı” dedi.
İRAN’IN İÇ DİNAMİKLERİ VE DİRENİŞ EKONOMİSİ
İran’ın, ABD’nin finansal izolasyon ve ağır yaptırım politikalarına rağmen geliştirdiği, kendi iç dinamiklerine dayanan “direniş ekonomisi” modeliyle ayakta kalmayı ve bölgesel dengeleri kendi lehine zorlamayı sürdürdüğünü ifade eden Caner Can şöyle devam etti:
“Geleneksel olarak hidrokarbon zenginliğiyle bilinen İran, 15 büyük maden zengini ülke arasında gösterilmektedir. İran’ın küresel ölçekte ispatlanmış mineral rezervlerinin %7'sinden fazlasına sahip olduğu farklı kaynaklarda da belirtilmektedir.”
68 FARKLI MİNERAL TÜRÜ
Caner Can, İran Yatırım Ajansı’nın raporuna göre, dünyanın en zengin 15 maden ülkesinden biri olan İran, küresel mineral rezervlerinin yüzde 7’sini oluşturan ve tahmini değeri 27,3 trilyon ABD dolarını bulan “muazzam bir kaynağa sahip. 68 farklı mineral türüne ev sahipliği yapan ülkede, 57 milyar ton kanıtlanmış rezerve sahip 15.000 maden sahası ve yaklaşık 6.000 aktif maden işletiliyor. Can, 770 milyar doların üzerinde ekonomik değer yaratan İran’ın; küresel rezerv sıralamasında çinkoda 6., bakırda 7., demir cevherinde 9., alçıtaşı ve baritte ise 5. sırada yer aldığının da altını çizdi.
2016’DA DUYURU, 2023’TE ALTYAPI İÇİN ADIM
İran’da, uranyum ile eş zamanlı olarak nadir toprak elementlerinin de işlenmesi stratejisinin İran Nükleer Enerji Kurumu’nca 2016 yılında duyurulduğunu anlatan Caner Can, “2023 yılında bu amaca yönelik altyapı yatırımlarının başlatılmasıyla kritik hammaddeler odaklı yeni bir dönem başlamıştır. İran'ın maliyet optimizasyonu ve pazar talebini karşılama hedefiyle ilerleyen bu süreç, aynı yıl içinde İran Ulusal Maden Merkezi’nin praseodim, neodim, seryum, itriyum, mischmetal, ferrotitanyum ve lantan gibi ileri teknoloji girdisi olan 7 kritik elementi ayrıştırabildiğini ilan etmesiyle yeni bir evreye geçti” dedi.
İran’ın 2023 yılında Hamadan’da 8,5 milyon tonluk hektorit kili bazlı lityum rezervi keşfetmesini “İran’ın madencilikteki eksen kayması” olarak nitelendiren Caner Can, “Bu keşifle, İran küresel tedarik zincirinde yüksek potansiyele sahip aktör olarak dillendirilmeye başlandı ve İran Ocak 2025’te Rusya ile Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşmasını imzaladı. Nisan 2025’te faaliyete geçen ve tamamen yerli mühendislikle kurulan monazit işleme tesisi, Tahran'ın bu alandaki bağımsızlık iddiasını perçinledi” ifadelerini kullandı.
ABD’NİN “DIŞLANIYORUM” ALGISI
Caner Can’a göre, Washington Yönetimi, İran’ın Ocak 2025’te Rusya ile kapsamlı işbirliği kararı ile bundan yaklaşık dörtü yıl önce, Mart 2021’de Çin’le imzaladığı 25 Yıllık Kapsamlı İşbirliği Anlaşması’sın kritik hammaddeler sahasında somutlaşmasını, genelde BRICS, özelde ise bölgesel bağlamda ABD’yi dışlayan yeni bir kaynak hakimiyeti ekseninin ilk adımları olarak okudu. Ve ABD Yönetiminin İran’a yönelik tutumunu, diğer değişkenlerden bağımsız olarak, son dönemde sertleştirmeye zorlayan unsurlardan biri kritik hammaddeler (nadir elementler) konusunudaki jeoekonomik gerçeklik oldu.
KRİTİK HAMMADDELER: STRATEJİK HESAPLAŞMA SAHASI
Enerji güvenliği paradigmasındaki köklü dönüşüm ve bu denkleme savunma boyutunun eklemlenmesiyle, kritik hammaddelerin ticari meta olmaktan çıktığını ifade eden Caner Can, “Kritik hammaddeler günümüzde ticari emtia olmanın ötesine geçerek; kaynak hakimiyetinin devletlerin teknoloji ve enerji alanında bekasını tayin ettiği, milli güvenlik reflekslerinin ise doğrudan sınandığı stratejik bir hesaplaşma sahasına evrilmiştir” dedi.
Kritik hammaddeler bakımından zengin kaynaklara sahip olan İran’ın bu alandaki tabloyu, hem varoluşsal bir tehdit hem de eşsiz stratejik bir fırsat olarak okuduğunu anlatan Caner Can “Tahran, bir yanda endüstriyel ölçeklenme için elzem olan sermaye ve ileri ayrıştırma teknolojilerine erişimini kısıtlayan ABD yaptırımları ile kuşatılmışken, diğer yanda nadir toprak elementlerinin işlenmesinde küresel tekel olan Çin’e yapısal bir bağımlılık geliştirmektedir” ifadelerini kullandı.
ABD-ÇİN EKSENİNE SIKIŞAN İRAN
ABD ile Çin arasında rekabet eksenine sıkışan İran’ın, geleceğini doğrudan şekillendirecek tarihi bir yol ayrımında olduğunu ifade eden Caner Can, “İran Bu Yola Neden Girdi?” sorusuna cevap arıyor.
Dr. Caner Can, İran’ın kritik hammaddeler sektörüyle, bakır, çinko ve yeni gelişen nadir toprak elementi sahalarını kullanarak petrol devleti modelinden çıkış için yeni bir hat kurmaya ve kendisini ABD baskısından yalıtmaya çaba harcadığını belirtti. Tahran’ın, pilot ölçekte işleme ve arama yapabilen yerli bir teknolojik tabanı hayata geçirmeye giriştiğini kaydeden Dr. Caner Can, “Ancak İran’ın kritik hammaddeler sektörü, stratejik bir açmazla karşı karşıya durumdadır. Bir yanda sahadaki altyapı eksiklikleri (elektrik ve gaz kesintileri) fiziksel gerçekliği, diğer tarafta ise ABD yaptırımlarının ve Çin pazar hakimiyetinin masadaki jeopolitik gerçekliği bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
DÜZE ÇIKMAK İÇİN ÇİN’E TUTUNMAK
Caner Can, İran’ın ABD liderliğindeki Batı Bloku’nun kuşatmasından kurtulabilmek için Çin ile yol yürümesinin kendisini düze çıkarmasının güçlüğüne işaret etti. Dr. Can şöyle dedi:
“İran, kritik hammaddelerin ülkede işlenebilmesinden kaynaklanan temel sınamayı, Çin ile yüksek maliyetli bir siyasi pazarlık yoluyla kısa vadede veya kendi teknolojisinde ciddi bir atılım gerçekleştirerek uzun vadede çözemediği sürece, yeraltındaki maden zenginliği, ekonomisinin motoru olmaktan ziyade muhtemelen diğer aktörler için hammadde rezervi olarak kalmaya devam edecektir.”
İRAN TRUMP’IN TEKLİFİNİ YANLIŞ MI OKUDU?
İran yönetiminin, Trump Yönetiminin İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlama temelli anlaşma önerisini okuyamadığını ve politikalarını ABD’nin bölgeden çekileceği varsayımına dayandırdığını savundu. ABD’nin Grönland ve Venezuela dosyalarındaki hareket tarzının İran’ın ayakta kalma stratejisine öncelik vermesini gerekli kıldığı değerlendirmesinde bulunan Caner Can’a göre Tahran’ın bu nedenle yaptığı hamle, ABD yönetiminin ülkeye yönelik tutumunu daha da sertleştirmesine yol açıyor:
“İran’ın Rusya ve Çin’le tesis etmeye odaklandığı kaynak hakimiyeti eksenli jeopolitik gerçekliğe de bu stratejinin bir çıktısı ve doğal sonucu olarak bakılabilir. Ancak bu anlayışın, ABD yönetimini İran’a yönelik tutumunu daha da sertleştirmeye ve stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorlayan temel faktörlerden biri olduğu yadsınamaz.”
ÇİN’İN KRİTİK HAMMADDE HAKİMİYETİ
Çin’in kritik hammaddelerde, hedef ülkelerdeki madencilik projelerinin ötesinde, planlı ve uzun vadeli bir stratejiyle hakimiyet kurduğunu anlatan Caner Can şöyle devam etti:
“Çin yalnızca maden sahalarına değil, bu kaynakların pazara taşınmasını mümkün kılan enerji santralleri, ulaşım ağları ve liman tesisleri gibi tüm tamamlayıcı altyapıya da finansman sağlayarak ekosistem temelli bir yaklaşımı etkin biçimde uygulamaktadır. 2013-2022 döneminde 150 ülkede altyapıya 679 milyar dolar yatırım yapan Çin, bu dönemdeki yatırımlarının önemli bir kısmını kaynak zengini ülkelerde madencilik faaliyetlerini destekleyecek şekilde stratejik olarak yönlendirmiştir.”
ABD’NİN TARZI, İRAN’IN TERCİHİ
Petrol ticareti tankerlerle takip edilebilirken, İran’ın izlenmesi güç kritik mineral tedarik zincirini ABD yaptırımlarının da etkisiyle son beş yılda tedricen Çin’in hakimiyet alanına eklemlemeyi tercih ettiğini ifade eden Dr. Caner Can, bu tercihin ABD’deki algıyı değiştirdiğini şöyle anlattı:
“Bu hamle, İran dosyasını ABD için konvansiyonel bir nükleer sorun olmaktan çıkarıp, Çin’le rekabet ekseninde varoluşsal bir kaynak güvenliği meselesine dönüştürmüştür. Bölgedeki kritik hammadde tedarik zincirinde denetimi altında bulunmayan bu kritik halkayı Çin’e terk etmek istemeyen ABD’nin İran’a dair hareket tarzını, İran’ın bu yeni rekabet sahasında yapacağı tercih tayin edecektir.”
Enerji Günlüğü