9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP-31’e üç aydan az bir zaman kaldı. Zirve, tarihinde ilk kez bu yıl, ikili liderlik modeliyle gerçekleşecek. Ev sahipliği ve Başkanlık Türkiye’de, müzakere süreci başkanlığı ise Avustralya’da...
COP-31’in gündemi yoğun. COP-30’da resmi olarak üzerinde uzlaşılamayan fosil yol haritası bunlardan biri. Ulusal iklim planlarının küresel ısınmanın 1.5 derece ile sınırlandırılması hedefi ile uyumunun denetlenmesi de gündemde.
COP31 gündeminde, küresel adaptasyon hedefinden mitigasyon çalışma programına kadar bir dizi başlık daha var. Ancak konuşulacak en önemli başlık, küresel iklim mücadelesinin finansmanı. Finansman konusu hem COP-30’dan COP-31’e aktarıldı hem de Haziran ayında Bonn’da gerçekleşen görüşmelerde “gridlock” (tıkanma) ile sonuçlandı. Finansman meselesi küresel adaptasyon hedefini içeren metinde hiçbir anlaşmaya varılamadan kural 16 kapsamında COP-31’e havale edildi.
İklim finansmanı içerisinde 2023 yılında oluşturulan Kayıp ve Zarar Fonu’nun da bulunduğu altı adet resmi çok taraflı fon bulunuyor. Bu konudaki en büyük problem ve COP-31’de en çok tartışılması beklenen konulardan biri, vaat ile gerçek arasındaki fark.
Küresel iklim finansmanı 2024 yılında toplam 2 trilyon dolara ulaşmış olsa da 2025-2030 arası dönemde 1,5 derece hedefine ulaşmak için yıllık gereken 7,8 trilyon dolarlık meblağın çok gerilerinde kaldı. 2031-2035 döneminde gereken yıllık 9 trilyon dolarlık finansman ise mevcut miktarın yaklaşık dört katı düzeyinde.
Finansman konusu ile ilgili bir diğer sorun, en az gelişmiş ülkeler ile ilgili. En az gelişmiş ülkeler için oluşturulmuş yardım bütçeleri 2024’te %21 düştü ve 36 milyar dolar geriledi. BM’nin 2026 raporuna göre, adı geçen bütçe 2025 yılında ek olarak %23 düştü. Buna karşılık bu ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele için kullandıkları krediler için borç yükleri 20 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Bu durum da iklim krizi için en az sorumlu olan ülkelerin en ağır bedeli ödemek zorunda kaldıkları manasına geliyor. Bu konu da yine COP-31 bünyesindeki önemli finansal tartışma konularından birisi olacak.
Zirvedeki bir diğer gündem maddesini de 2023 yılında kabul edilen Kayıp ve Zarar Fonu oluşturacak gibi görünüyor. Temmuz 2026 itibariyle kayıp ve zarar için sadece 474 milyon dolar kaynak bulunmasına rağmen gelişmekte olan ülkelere hızlı ve test amaçlı finansman sağlamak için tasarlanmış bir “pilot” mekanizma olan Barbados Uygulama Modaliteleri kapsamında gelen taleplerin 2,8 milyar dolara çıktığı görülmüştü. Bu paradoks vaat ile gerçeklik arasındaki farkı ve görüşmelerdeki illüzyonu ortaya koyması açısından önemli.
İklim değişikliği ile mücadeleyi zedeleyen ve COP-31’de mutlak gündeme gelecek bir konu, coğrafi adaletsizlik. Global Landscape of Climate Finance 2026 verilerine göre, 2025’te finansmanın %38’i Çin’e, %19’u Avrupa’ya, %17’si ABD/Kanada’ya giderken Afrika’ya sadece %2’lik pay karşılığında 25 milyar dolar ayrıldı. Bu veriler coğrafyalar arası eşitsizliği kanıtlıyor.
Ayrıca adil pay konusunda da 2020 yılında sadece İsveç, Fransa, Norveç, Japonya, Hollanda, Almanya ve Danimarka üzerlerine düşen payları öderken, ABD adil payının sadece %5’ini karşıladı. Bu da ABD için “iklim finansman açığından en fazla sorumlu ülke” yorumlarının yapılmasına neden oluyor.
her COP’ta 100 milyar dolardan 300 milyar dolara, 1,3 trilyon dolardan 5-9 trilyon dolara sıçrayan vaatlerin karşılığında gerçek nakit akışının bu seviyelerin yakınlarına bile yaklaşmaması süreçteki en büyük hayal kırıklığı diyebiliriz. Türkiye’nin “Uygulama COP’u” şeklinde tanımladığı COP-31 bu güven açığını kapatmaya çalışacak. Siyasi niyetin temel gereklilik olduğu iklim değişikliği ile mücadele sürecinin bu ayağında neler yaşanacağını ise izleyip göreceğiz.