Antalya'da Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın (COP31) en kritik başlıklarından biri kömür olacak. İklim krizinden kaygılanan herkesin beklentisi, zamanımızın bu en tartışmalı enerji kaynağının kullanımını frenleyecek acil ve bağlayıcı kararların alınması.
Ama dünyada bütün ülkeler gerçekten aynı fikirde ve kömürden çıkmayı istiyorlar mı? Ve eğer öyleyse bu kirli yakıtın sonu nihayet geldi mi, ne dersiniz?
Aslında bu sorular yeni değil. Geçtiğimiz yüzyılın büyük bölümünde temel enerji kaynağı olan kömürün küresel tüketimi, 1990’larda hız kesip neredeyse yerinde saydığında yine aynı sorular gündeme gelmişti. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılın başından itibaren kömür, 13 yıl süren tarihi bir “süper dönem” yaşadı. Küresel tüketim bu sürede yaklaşık %70 oranında arttı. 2013’den bugüne uzanan ikinci 13 yılda ise büyüme belirgin biçimde yavaşladı ve kömürün sonunun geldiğine ilişkin beklentiler yeniden güçlendi. Bununla birlikte kömür her seferinde yeniden toparlandı ve tüketim 2021’den itibaren her yıl bir öncekinden daha yüksek gerçekleşti.
Neticede bugün, küresel kömür tüketimi 2000-2013 döneminde yaşandığı gibi sıra dışı bir yükseliş eğiliminde değildir. Ama bir gerileme çizgisi üzerinde de bulunmamaktadır. Tarihinin en yüksek seviyelerinde yatay bir koridor üzerinde seyretmektedir.Küresel enerji tüketimini karşılamadaki payı yüzyılın başında %23 seviyesindeyken, bugün %27 civarındadır. Kömürün küresel enerji denklemindeki rolünde yıllar içinde fazla bir farklılık olmamıştır.
Kömürdeki asıl değişim, tüketim miktarından çok coğrafi eksende yaşanmaktadır. Bu yüzyılın başında küresel kömürün yaklaşık %40’ı ABD ve Avrupa tarafından üretilmekte ve tüketilmekteyken, bu coğrafyaların payı %10’a kadar gerilemiştir. Bugün kömürün %80’den fazlası Asya-Pasifik’te üretilmekte ve tüketilmektedir.
Yenilenebilir enerji yatırım maliyetlerindeki düşüşün yanı sıra ABD’de kaya gazı devrimi, Avrupa’da ise enerjide Rusya’ya olan bağımlılığın azaltılmasına yönelik politikalar ve kömür kaynaklarının önemli bölümünün tükenmesi Batı'da kömürüneredeyse marjinalleştirmiştir. Öte yandan, kömür üreticisi Rusya’da ve Bağımsız Devletler Topluluğu’na bağlı diğer ülkelerde tüketim yaklaşık 25 yıldır yerinde saymaktadır. Orta ve Güney Amerika’da, Orta Doğu’da ve Güney Afrika Cumhuriyeti dışındaki Afrika’da da kayda değer bir kömür tüketiminin ya da artış eğiliminin olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Bu coğrafyalarda kömürün bundan sonra da çok fazla şansının olmayacağı anlaşılıyor.
Dolayısıyla, eğer Kuzey Amerika ya da Avrupa penceresinden bakarsak kömürün ömrünü tamamlamak üzere olduğuna kolayca inanabiliriz. Ancak Asya tarafına döndüğümüzde bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Çin, son yıllarda yenilenebilir enerjilere önemli yatırımlar yapmasına rağmen sadece on yıl öncesine göre yaklaşık %15 daha fazla kömür tüketiyor. Bu ülke küresel tüketimin %56’sından sorumlu ve geri vites yapacak gibi de görünmüyor.
Çin dışındaki Asya-Pasifik’te son on yıldaki tüketim artışı ise yüzde 32 düzeyinde. Bu bölgede yüksek büyüme hızlarını sürdürebilmek ve bu amaçla ihtiyaç duydukları altyapıları inşa edebilmek için kömür kullanımlarını arttırmakta olan –Hindistan, Endonezya, Filipinler, Vietnam ve Bangladeş- gibi çok sayıda ülke bulunmakta. Kişi başına elektrik tüketimleri halen düşük olan bu ülkelerdeki elektrifikasyon ihtiyacı önümüzdeki yıllarda kömüre olan talebin en önemli kaynaklarından biri olmaya devam edecektir. Dahası, ABD ya da Avrupa’yla kıyaslandığında zaten çok daha genç kömürlü santral portföylerine sahip olan bu coğrafyanın kömürden vazgeçeceğini ve dünya kömür tüketiminin yakın zamanda hızla gerileyeceğini öngörebilmek oldukça zordur.
Sonuçta küresel ölçekte kömürden doğrusal bir çıkış yaşanmıyor. Batı’da kapanan kapasiteler, Doğu’daki yüksek elektrifikasyon ve altyapı ihtiyacı tarafından emiliyor. Bu arada kömür, giderek büyük ölçüde bir Asya-Pasifik emtiasınadönüşüyor.
Öte yandan, son dönemde yaşanan jeopolitik gerilimler, savaşlar ve tedarik zinciri kırılganlıkları, yerli kaynağa sahip olmanın önemini bir kez daha gösterdi. Kömürden çıktığını ilan eden ülkelerde bile jeopolitik riskler arttığında kömüre dönüşler yaşanabilmekte. Söz konusu riskler, ülkeleri yenilenebilir kapasiteyi büyütürken kömür gibi geleneksel kaynakları da elde tutmaya itiyor. Enerji güvenliği ile iklim politikaları her zaman aynı yönde ilerlemiyor ve kömür bazı ülkeler için hâlâ arz güvenliği bakımından "sigorta" işlevi görmeyi sürdürüyor.
Dolayısıyla, kömürün geleceğine ilişkin yapılan analizlerde, sadece küresel ısınma ve iklim değişikliği olgularının merkeze alınarak öngörülerde bulunulması doğru olmayacaktır. Aralarında Türkiye’nin de olduğu pek çok ülke için kömürden vazgeçmek, aynı zamanda enerji güvenliğinden ve giderek milli güvenlikten vazgeçmek anlamına gelmektedir. Kömür bu ülkelerde hâlâ yoksulluktan kurtuluş ve toplumsal refah aracıdır. Öte yandan, başta Çin, Hindistan ve Rusya olmak üzere birçok ülkede milyonlarca insan geçimlerini kömür üretimi, iletimi ya da dağıtımından sağlamaktadır. Bu nedenle, bu ülkeler için kömürden çıkış süreçleri, aynı zamanda ciddi ekonomik ve toplumsal sorunlarla karşılaşmak demektir.
İklim politikaları ya da COP kararları finansmanı ve coğrafyayı şekillendirmekte, ancak küresel ölçekte geçişin hızını, dolayısıyla kömürün kaderini iklim konferansları değil, ulus devletlerin kendi çıkarlarını gözeterek tanımladıkları enerji politikalarındaki tercih ve stratejiler belirlemektedir. Neticede; kürsülerden yayımlanan niyet beyanları ne derse desin, kömürün sonunun geldiğine ilişkin her değerlendirme sahadaki gerçeklerden kopuk ve yanıltıcı bir temenniden ibaret kalacaktır.
KAYNAKLAR:
Energy Institute, Statistical Review of World Energy 2026.
International Energy Agency, World Energy Outlook 2017.
International Energy Agency, World Energy Outlook 2025.
2