İLHAN SAĞSEN - KONUK YAZAR
Türkiye, offshore enerji aramasında filosuna iki 7. Nesil gemi ilave etti. Güney Kore’de inşa edilen Yıldırım ve Çağrı Bey adlı bu iki derin deniz sondaj gemisi ile Türkiye’nin deniz alanlarında kullanacağı filodaki gemisi sayısı da 4’ten 6’ya çıktı.
12.000 metre sondaj yapabilen bu iki yeni gemi, 228 metre uzunluğunda ve 42 metre genişliğinde. Bu gemilerden Yıldırım, Mersin Taşucu Limanı’nda gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra 26 Ocak’ta İstanbul Boğazı’ndan geçerek Karadeniz’deki görev yerine giderken Çağrı Bey’in ise yine aynı limandaki hazırlıkları tamamlamasının ardından Somali’ye giderek sondaj faaliyetleri gerçekleştirmesi öngörülüyor.
Peki bu iki geminin eklenmesi ile dünyanın en modern ilk 4 enerji filosundan birine kavuşmak Türkiye için ne ifade ediyor? Bu noktada ilk ele alınması gereken konu Türkiye’nin enerji güvenliği. Türkiye’nin enerji güvenliği sağlamasının ilk şartı, kullanılan kaynaklarda da ekipmanda da yerlileşme.
Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltacak hamle nükleer, yenilenebilir enerji ve kendi konvansiyonel yakıtlarını çıkartmak ve kullanmaktan geçiyor. Yerlileşme hem ana karada hem de offshore arama ve sondaj kapasitesinin artmasında önemli unsurlardan bir tanesi.
İkinci olarak, bu tür bir derin deniz sondajı filosuna sahip olmak bu aramacılığı öğrenmek ve uygulamak konusunda da bilgi ve birikimi arttıracağı için bir güç unsuru olarak ortaya çıkıyor. Böyle bir teknolojiye sahip olmak sadece kendi deniz yetki alanında değil aynı zamanda şu anda Türkiye’nin Somali sınırlarında yaptığı arama faaliyetleri gibi dış operasyonlar ile nüfuz alanını arttırma imkânı da sağlayacak bir hamle.
Dördüncü olarak, böyle bir filoya sahip olmak jeopolitik caydırıcılık ve müzakere gücü kazanmak anlamına da geliyor. Sadece askeri kapasitenin yüksek olması müzakere gücünü arttıracak tek unsur değil, aynı zamanda sahip olunan teknoloji ve know-how da diplomasi masasını açacak ve eli kuvvetlendirecek unsurlardan bir diğeri. Dolayısıyla Türkiye de sahip olduğu bu kapasite ile aynı zamanda yumuşak gücünü de arttırıyor.
Son olarak, Türkiye’nin enerji politikası değerlendirildiğinde “hub ülke” olma hedefi ön plana çıkıyor. Her ne kadar ulaşılması zor bir hedef olsa da karada ve offshore arama yapabilme kabiliyetinin; yerlileşme; kendi kaynaklarını bulup, çıkartıp, değerlendirme kapasitesinin artması; “Turkish Blend” gibi hamleler ile Somali’deki gibi dış operasyonların artması belirlenen bu hedefe ulaşmak için pozitif adımlar sayılır.
Sonuç olarak, Türkiye’nin 6 gemiye ulaşan filosu, sadece teknik bir kapasite artışı değil, aynı zamanda stratejik bir hamle. Kiralık gemilerin ‘yok’ dediği yerde ‘var’ diyebilmek, sondaj verisini (data) devlet sırrı olarak saklayabilme ve Somali’den Karadeniz’e uzanan, hatta enerji diplomasisi yürütebilme becerisi, Türkiye’yi enerjide sadece bir köprü olmaktan çıkarıp hareket alanını arttıracak önemli bir yetkinlik...