Dijital dönüşümü doğru anlamak

H. Zafer ARIKAN

Değerli Okurlar,

Teknoloji dünyasında her şey çok hızlı değişiyor ve bu değişim tüm sektörlere yansıyor. Artık nerdeyse hiçbir sektör kalın çizgilerle birbirinden ayrılamıyor. Finansman, lojistik, bilgi teknolojileri, siber güvenlik, vb. bütün sektörlerin bileşeni haline gelmiş bulunuyor. Doğal olarak işlerini geliştirmek, güçlü rekabet şartlarında öncelikle ayakta kalabilmek, sonra da pazar payını arttırmak durumunda olan kurum ve kuruluşlar, teknolojik gelişmeleri yakından takip etmek ve bünyelerine en uygun çözümleri uygulamaya koymak zorundalar.

Hepimizin bildiği gibi, enerji sektörünün yeni yapısında 3D olarak adlandırdığımız, üretimin merkezden kontrolünün devre dışı bırakılması(Decentralisation), sayısal teknoloji platformlarının enerjide ana akım haline gelmesi(Digitalisation) ve insanoğlu tarafından ekosistemin tahrip edilmesi sonucu ortaya çıkan iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve sıcaklık artışını kontrol edebilmek için karbon salımlarının minimuma indirilmesi(Decarbonisation) enerji faaliyetlerinin ana bileşenleri haline geldi. Şüphesiz enerji arz ve güvenliği, enerji verimliliği gibi konular da çok önemli. Ancak, bugünkü yazının konusu dijitalleşme üzerine olacak. Yaklaşık kırk beş yıldır teknolojik gelişmeleri takip eden ve birçoğunun içinde yer alan bir mühendis ve işletme yöneticisi olarak, dijitalleşme konusunda bazı uyarılarda bulunmamın ve bu endişelerimi paylaşmanın görevim olduğu kanaatindeyim. Bu bağlamda, geçtiğimiz ay yeni yönetimini belirleyen Enerjide Dijitalleşme Derneğine (EDİDER) de çalışmalarında başarılar diliyorum.

Endişelerimin başında, dijitalleşmenin doğru anlaşılmadığı hususu geliyor. Maalesef, gerekli özen ve çabayı göstermeden, araştırma yapmadan, şirkete/kuruluşa uygun çözümleri bulmak yerine taklitçilik yoluyla son teknoloji harikaları olarak lanse edilen bazı ürünleri (yazılımlar dahil) üstelik döviz ödeyerek satın almak ve bunları süratle kurum ve kuruluşlarda uygulamaya koymak çoğu kez bir başarı öyküsü gibi sunulabiliyor. Kimi zaman teknolojinin trend/moda şeklinde ele alınması ve yapılan büyük harcamalar, zaten kıt olan kaynaklarımızın önemli ölçüde heba edilmesine neden olabiliyor. Ne yazık ki dijitalleşme çabaları da bundan nasibini alıyor. Fuarlarda ve benzer etkinliklerde her yıl birçok dijital ürünün sergilendiğini ve pazarlandığını, gerekli gereksiz işletmelerce satın alındıklarını görüyoruz. Umarım ve dilerim, ülkemiz yakın gelecekte dijital teknoloji ürünleri çöplüğü haline gelmez.

Aslında dijitalleşme ve internet çok yeni olgular değil. Kişisel bilgisayarların yaygın kullanımıyla başlayan dijitalleşme çabalarına daha sonra internet entegre edilerek yeni bir döneme geçildi ve dijitalleşme büyük bir ivme yakaladı. İşler daha kolay, daha doğru ve daha otomatik hale gelirken (muhasebe, CRM, ERP, vb.) internetin sayesinde iş dünyasında, devlet yapısında, eğitimde vb. çok önemli değişiklikler gerçekleşti. Turizm, perakende, bankacılık, lojistik gibi sektörler çok büyük üretkenlik artışları sağlayarak hızla büyüdüler. Bu dönemde süreçler kökten değiştirilmeden yalnızca otomatikleştiriliyor, hızlandırılıyor ve daha güvenli hale getirilip yeniden yapılandırılıyordu. Tabii bu arada çok sayıda dijital ekipman kullanılıyordu. E-Ticaret ve dijital uygulamalar olumlu sonuçlar verdikçe birçok yeni marka ortaya çıktı, eskiler ve başarılı olamayan yeniler hızla piyasadan yok oldular. Özetle, süreçler dijitalleştirilip modernize edildi; ancak devrimci bir atılım sağlanamadı. Zira, aynı analog süreçler ve yapılar dijital biçimde çoğaltılıyordu. Ama şimdi, günümüzde bambaşka şeyler oluyor.

Mevcut işleri ve süreçleri dijitalleştirmek için teknolojiye yatırım yapmak, bir şirketi veya sektörü dönüştürmek için elbette gereklidir ancak yeterli değildir. Çünkü dijital dönüşüm, önemli rekabetçi kurumsal süreçlerde devrim niteliğinde değişiklikler yapılmasını; iş modellerini ve fırsatlarını temelden dönüştürmeyi gerektiriyor. Pek çok işin ve iş yapma biçiminin ortadan kalkması, pek çok donanım ve aygıtın işe yaramaz hale gelmesi vb. nedeniyle de dijital dönüşüm yıkıcı etkileri/sonuçları olabilen, sancılı bir süreç olarak karşımıza çıkıyor. Bugün geldiğimiz noktada, ülke olarak ihtiyacımız olan şey dijitalleşmeden ziyade dijital dönüşümü gerçekleştirmek olmalı. Bir kez daha altını çizelim, dijital teknolojiye yatırım yapmak, bir şirketin işlemlerinin, verilerinin ve bilgilerinin dijital bir platforma aktarılması, dijital dönüşümle aynı anlama gelmiyor. Dijital dönüşüm ihtiyacı, dönüşmedikleri takdirde yok olma riski taşıyan, büyük veya küçük her şirket ve kuruluş için kritik bir konu. Özellikle de piyasada küçük ancak çevik yeni oyuncuların tehditleriyle karşı karşıya kalmış, düşüşteki büyük kuruluşlar için gerçek bir zorunluluk.

dönüşümü doğru anlayamamanın, zaten kıt olan kaynaklarımızı verimli kullanamamanın somut bir örneğini, otomotiv sektöründen vermek istiyorum. Konunun, aslında enerji sektörüyle dolaylı bir ilişkisi de bulunuyor: yerli ve milli elektrikli otomobil. Eğer otomotiv sektöründeki dijital dönüşümü doğru anlayabilmiş olsaydık, elektrikli otomobil için bugüne kadar milyarlarca lira harcamak yerine, bu parayı yapay zekayla çalışan otonom sürüş teknolojilerine yatırırdık. Böylece dijital dönüşümün dört temel bileşeninden (büyük veri, bulut bilişim, yapay zeka ve IoT/nesnelerin interneti) eş zamanlı olarak yararlanmış, tecrübe kazanmış, birçok inovasyon yapmış ve çok sayıda patentin sahibi olabilirdik. Bütün bunlar da ulaşım sektörünün dijital dönüşümünde ve ayrıca enerji yönetimi, siber güvenlik, blockchain, enerji depolama, şebeke esnekliği ve dayanıklılığı, insansız araçlar, mülkiyet paylaşımı modeli, vb. birçok alanda önemli fırsatlar yaratabilirdi. Bu saatten sonra ne diyebiliriz ki? Yerli ve milli elektrikli otomobilimiz hayırlı, uğurlu olsun.

Son söz:

Değişimi yakalamak istiyorsanız “elinizden geldiğince alışılmadık yerlere seyahat edin, alışılmadık konular hakkında herkesle konuşun. Alışılmadık tecrübeleri, kültürleri, yerleri ve forumları arayıp bulun ve onların tadını çıkarın. Değişimin ilk uyarı işaretleri etrafınızda duruyor. Patrick Dickson”.

Tüm okurlara esenlikler diliyorum.

Saygılarımla,