Dizeldeki savaş vergisi ve doğalgazda talep kırılması

Murat LeCompte

Kâğıt üzerindeki manşetler ve sembolik adımlar bazen sahadaki baskıyı dindiremiyor. 19–25 Ekim haftası küresel enerji piyasalarında bunu en belirgin haliyle ortaya koydu.

Hafta başında 107 dolar bandında açılan Brent petrol, hemen her işlem gününde tırmanışını sürdürerek cuma gününü 116,72 dolar/varil seviyesinden kapattı.

Bu rakam, 29 Nisan’dan bu yana görülen en yüksek haftalık kapanış ve haftalık bazda yüzde 6’lık bir artış. WTI ise 103,27 dolara yerleşti. Pazartesi açılışında görülen yaklaşık yüzde 2’lik teknik kâr realizasyonuna rağmen sahadaki jeopolitik risk primi bütünüyle masada kalmaya devam ediyor.

Ancak haftanın asıl hikâyesi yalnızca ham petrolün manşet fiyatı değil. Dizel matematiğinin küresel ekonomiye kestiği devasa fatura, jet yakıtının 200 dolar/varili aşması ve Avrupa doğal gazında sanayi talebinin kalıcı olarak kırılmaya başlaması, 2026 enerji krizinin artık daha derin bir yapısal faza evrildiğini gösteriyor.

İşte 19–25 Ekim haftasının öne çıkan dört ana kırılma noktası:

1. Dizelin Matematiği: Günlük 300 Milyon Dolarlık Savaş Vergisi

Rafine ürün piyasasında yaşanan fiyat krizi, savaş öncesi dönemle kıyaslandığında çok daha net anlaşılıyor. Savaş öncesine kıyasla ham petrol yaklaşık 40–50 dolar artarken, rafinerilerin dizel marjı (“crack spread”) bunun üzerine yaklaşık 40 dolar daha ekledi. Yuvarlak hesapla, savaş öncesine göre 80 dolar fark olsun diyelim.

Sadece ABD’de günde 3,8 milyon varil dizel tüketildiği göz önüne alındığında, bu 80 dolarlık artış yalnızca Amerikan ekonomisine günde yaklaşık 300 milyon dolar, yılda ise 100 milyar doların üzerinde ek maliyet yüklüyor. Dizel tüketiminin çok olduğu diğer ülkeleri daha saymıyorum bile.

ABD’de perakende dizel fiyatları, haftayı galon başına 6,28–6,32 dolar bandında (eylül ayındaki 6,53 dolarlık tarihi rekorun hemen altında) tamamlayarak tarihte ikinci kez tüm ayı 6 doların üzerinde geçirme rotasına girdi.

Washington ile Moskova arasında önceki hafta duyurulan dizel mutabakatı ise fiziki sahada beklenen rahatlamayı getiremedi:

  • Primorsk’tan yüklenen ilk 40 bin tonluk kargo ABD yerine Fas’a gitti.
  • ABD’ye doğru yola çıkan ilk gemi ancak geçtiğimiz perşembe günü seyre başlayabildi. 40 bin tonluk bir kargo (~300 bin varil), ABD’nin günlük dizel tüketiminin yalnızca 2 saatlik karşılığı.

Moskova’nın kendi iç ihracat yasağını bir ay daha uzatması ve Ukrayna’nın rafinerileri vurmaya devam etmesi karşısında, kâğıt üzerindeki bu sembolik taahhütlerin küresel açığı kapatmaktan ne kadar uzak olduğu görülüyor.

EIA verilerinde ABD distile stokları hâlâ 5 yıllık ortalamanın %9 gerisinde seyrediyor.

2. Hürmüz ve Suudi Arabistan: Gemiler için kâbus ayı

Ekim ayı, Hürmüz Boğazı ve çevresinde ticari denizcilik tarihinin en ağır saldırı bilançosuna sahne oldu. Ay başından bu yana gerçekleşen 28 saldırıyla birlikte 28 Şubat’tan bu yana vurulan gemi sayısı 113’e ulaştı. Yalnızca ekim ayında 11 süper tanker (VLCC) hasar gördü; bu rakam, küresel süper tanker filosunun yaklaşık yüzde 3,5’ine tekabül ediyor.

Bir VLCC için savaş riski sigortası sefer başına 3,6 ila 6 milyon dolar seviyelerine tırmanırken, Tahran’ın geçiş başına varil başına 1 dolar gayriresmî "harç" talep ettiği iddiaları deniz taşımacılığı maliyetlerini hiç beklenmeyen seviyelere taşıdı.

Suudi Arabistan cephesinde ise jeopolitik risk doğrudan karaya sıçradı:

  • Husi kaynaklı saldırıların Şeybe petrol sahası yakınlarında ve Dammam Havalimanı’nda can kayıplarına yol açması üzerine, Suudi Aramco savaşın başından bu yana ilk kez Dahran’daki genel merkez personelini evden çalışmaya yönlendirdi.
  • Aramco CEO’su, Hürmüz’ü baypas eden Doğu-Batı boru hattının kapasitesini zorlayarak günde 7 milyon varil taşıdığını (bunun 2 milyon varilinin iç rafinerilere gittiğini) ve hattı 10 milyon varile çıkarma planlarının değerlendirildiğini açıkladı.

Ancak Doğu-Batı hattının tam kapasite çalışması dahi piyasadaki panik primini dindiremiyor.

3. Havacılıkta Sınır Aşıldı: 200 Doları Aşan Jet Yakıtı ve Washington’ın Savaş Yasası

Dizelin ikiz kardeşi olan jet yakıtı piyasasında alarm zilleri çalıyor. Büyük rafinerilerin kâr marjı rekor kıran dizele ağırlık vermesi, havacılık yakıtı üretimini baskıladı.

  • ABD’de toptan jet yakıtı galon başına 4,80–4,90 dolar bandına tırmanarak varil başına 200 doların üzerine çıktı (savaş öncesine kıyasla yüzde 96 artış).
  • Dört büyük Amerikan hava yolu şirketi kâr beklentilerini aşağı yönlü revize ederken, sektör temsilcileri şu gerçeğin altını çiziyor: Jet yakıtı 200 dolar eşiğini aştığında, bilet fiyatları yakıt maliyetini karşılayacak hızda artırılamaz.

Baskının ciddiyetini gören Beyaz Saray, Soğuk Savaş döneminden kalma Savunma Üretim Yasası’nı (“Defense Production Act”) petrol ve rafineri sektörü için devreye soktu. Atıl bir rafinerinin yeniden açılması ve kapasite artışları için 150 milyon dolarlık kaynak ayrıldı. Bir rafineri projesinin milyarlarca dolar tuttuğu bir dünyada 150 milyon dolar sembolik bir rakam olsa da verilen "savaş ekonomisi" mesajı Washington’ın çaresizliğini özetliyor.

4. Avrupa Doğal Gazı: TTF 95 Euroyu Aşarken Kalıcı Talep Kırılması

Avrupa doğal gaz piyasasında ise kış öncesi tablo giderek ağırlaşıyor.

  • Hollanda göstergesi TTF fiyatları hafta içinde 88 eurodan 92 euroya tırmandıktan sonra yeni haftaya 95,73 euro/MWh seviyesinden (~26 $/MMBtu) başladı. Bu fiyat, ABD Henry Hub fiyatının yaklaşık 10 katına denk geliyor.
  • Avrupa Birliği genelinde yeraltı doğal gaz depolama doluluk oranı yüzde 74,6 seviyesinde takıldı (5 yıllık ortalama olan yüzde 86’nın oldukça altında). Bu oran, son on yılı aşkın sürenin en düşük kış başlangıcı doluluk seviyesini ifade ediyor.
  • Katar LNG’sinin Hürmüz’ün ardında kilitli kalması ve Norveç boru hatlarının mekanik sınırlarında çalışması nedeniyle, yüksek fiyatlar Avrupa sanayisinde doğrudan "talep yıkımına" yol açıyor. Energy Aspects firmasının analizlerine göre bu kış Avrupa gaz tüketimi 9 milyar metreküp (bcm) daralacak. Büyük sanayi ülkelerinde endüstriyel gaz kullanımı şimdiden %8 gerilemiş durumda.

Genel Değerlendirme

19–25 Ekim haftası, kâğıt üzerindeki taahhütlerin ve sınırlı diplomatik hareketlerin fiziksel kriz karşısında koruma sağlamadığını bir kez daha kanıtladı.

Ham petrol 116 dolara koşarken, dizel için ödenen küresel savaş vergisi artıyor ve jet yakıtı taşımacılık sektörünü kilitlemeye başlıyor. Hürmüz’de gemilerin battığı, Saudi Aramco’nun genel merkezini boşalttığı ve Rus rafinerilerine saldırıların aralıksız sürdüğü bir ortamda piyasa artık yalnızca fiyata değil, "erişilebilirliğe" odaklanmış durumda.

Avrupa doğal gaz cephesinde yaşananlar ise krizin en acı faturasını gözler önüne seriyor. Haneler henüz kombileri yakmamışken, sanayi çarkları yüksek maliyet nedeniyle duruyor. Asıl yanıtlanması gereken soru artık bence şudur: Fiyatlar günün birinde gerilediğinde, kepenk indiren bu sanayi talebinin ne kadarı geri dönecek, ne kadarı sonsuza dek kaybedilmiş olacak?

ABD’den tüm okurlara sevgiler.