Elektrik şebekesinin en yeni parçası: EV 

Enerjisa Enerji CEO’su Murat Pınar, şebekelerin bir parçası olarak nitelendirdiği, sayıları giderek artan elektrikli araçların enerji taleplerinin de iletim ve dağıtım yatırımı planlarına ekleneceğini söyledi.  

Enerji Günlüğü (ÖZEL RÖPORTAJ - Mehmet KARA) - Enerjisa Enerji CEO’su Murat Pınar, şebekelerin bir parçası olarak nitelendirdiği, sayıları giderek artan elektrikli araçların enerji taleplerinin de iletim ve dağıtım yatırımı planlarına ekleneceğini söyledi.  

Öteden beri tüm dünyada yediden yetmişe herkesin ortak gündemini teknolojik yenilikler oluşturur. Teknolojinin insan hayatına değdiği nokta ne kadar çok ise konuyla ilgilenen sayısı da o ölçüde artar. Tıpkı enerji sektöründeki ana trendlerin ve bunun günlük hayata yansımalarının tüm dünyada konuşulması gibi. Bu yansımalardan biri de otomotiv, belki de daha doğrusu ulaşım/ulaştırma ve/veya lojistik alanında. Elektrikli araçlar ile bunların trafikte daha görünür hale gelmesini sağlamanın ön şartı durumundaki şarj ağlarından söz ediyoruz. Daha doğrusu, bu konuyu, elektriği hem üreten, hem dağıtan, hem satan hem de iştiraki Eşarj şirketi elektrikli araçlara tedarik eden Enerjisa Enerji’nin CEO’su Murat Pınar ile konuştuk. 

Elektrikli araçların sayısı ne durumda, nereye gidiyor? 

2019’un ikinci yarısı ile 2020 yılının tamamında toplam araç satışında yüzde 6’lık bir gerileme görüyoruz. Aynı dönemde her ne kadar toplam sayıları çok yüksek görünmese de elektrikli araç satışlarında yüzde 41’lik artış var. Toplamda dünyada 10 milyon elektrikli araç sayısına ulaştık. 

Hangi ülkeler ön çıkıyor? 

Elektrikli araç satışlarındaki artışta en büyük pay Avrupa ve Çin’e ait. ABD’de ise zaten müthiş bir üretim artışı var bu araçlarla ilgili. Ayrıca ABD’nin San Francisco şehrinde elektrikli araçların payı yüzde 22. Bu dünyadaki en yüksek oran. 

Elektrikli araçlar sizin için ne anlam ifade ediyor? 

Elektrikli araçlar dediğimiz zaman, elektrik şebekesinin bir parçasından söz ediyoruz aslında. Bunlar A noktasından B noktasına giden ya da insan ya da ürün taşıyan bir araçtan öte, şebekenin de canlı dinamik bir parçası haline geldi. Çünkü elektrikli araçlarla aslında siz mobil bir bataryayı taşıyorsunuz. Yani ihtiyaç olduğu zaman kullanabileceğimiz bir şebeke elemanı olarak da değerlendirebiliriz elektrikli araçları. 

Araç satışı ile şarj istasyonu sayısı arasında nasıl bir bağlantı var? 

Bunun tavuk yumurta hikayesine dönmemesi lazım. Şarj sistemi kurulursa araç satılıyor, araçlar çoğalırsa şarj sistemleri kuruluyor gibi bir ikilemden çok önce aslında hangi maksatla kullanacağımız önemli. Ve bu işi ne sürükler, ona bakmalıyız. Ama bireysel araç kullanımı ilk aşamada bunu çok da fazla öne çıkaramaz. 

Peki sizce neler sürükleyici olacak? 

Otobüs, dolmuş, kamyon, taksi gibi ticari araçlara baktığımızda, ki fosil yakıt tüketiminin yüzde 42’si daha çok ticari araçlar ile uzun mesafeli yolculuklar ve kamyon trafiği amaçlı kullanılıyor. Tabii ki bireysel kullanımın öne çıkaracağı araç satışları da olacaktır ileride. Ama bu şarj istasyonlarının yayılmasından öte başka noktalarla ilgili. Bugün de eğer zamanınız varsa, evinizde de rahatlıkla aracınızı şarj edebiliyorsunuz. Ancak şebekeden bahsedecekseniz iş başka. 

Nasıl bir şebekeye ihtiyaç var? 

Sanayi bakanlığının ulusal şarj istasyonu şebekesi için bir ihale hazırlığı var. 3600-3700 civarındaki noktanın ulusal şarj şebekesine dönüşmesi bekleniyor. Zamanlama ve ön hazıklıklar yapılıyor. 2035’ta sütlün araçların yüzde 50’si elektrikli olacak. Bu zamanla ilerleyecek. Ama en önemli kriter hız. Aracımı kaç dakikada doldurabileceğim sorusunun cevabı çok önemli. 

Şarj ağı hariç elektrikli araçların yayılmasında kamuya düşen görev? 

Kamu araçlarından bireysel araçlara uzanan geniş bir spektrum var. Ama asıl trend değiştirecek unsur önemli. Halen Türkiye’deki araçların yüzde 1-2’si elektrikli. Bu oranı yüzde 15’e bireysel kullanımın değil, otobüslerin, taksilerin, filoların sürüklemesini bekliyoruz. Elektrikli araçlar yürüyen bilgisayarlar haline geldi. O yüzden aslında bizler bu araçları kullanırken bir nevi kompüter ile dolaşıyoruz. Konvansiyonel araçlarda da teknoloji var ama elektrikli araçların kurgusu bu. Otonom araçlar dediğimizde de sensörlerle birbirlerine bağlı bir sistemden bahsediyoruz. 

Türkiye'deki ilk şarj ağı girişimlerinden biri de Enerjisa iştiraki Eşarj’ın, neden siz? 

Enerjisa burada doğal bir oyuncu olarak ortaya çıkıyor. Çünkü bu iş gelecek ile ilgili olduğu için önemli. E-mobilite, enerji, elektrik, batarya teknolojileri, sürdürülebilir enerji yönleriyle stratejik önceliklerimizle çakışıyor.  Başka hangi sektörlerden oyuncu çekiyor bu alan?  Bugün dünyadaki büyük konvansiyonel enerji oyuncularına bakınca, portföylerine elektriğin de girdiğini görüyoruz. Portföylerinin neredeyse yüzde 20-30’unu her yıl yüzde 2-3 puan artışla elektrik enerjisine dönüştüren bir petrol sektörü söz konusu. İş modellerinin de iç içe girdiği çözümleri görüyoruz. 

Akıllı şehir uygulamalarıyla ne kadar bağlantısı var bu işin? 

Akıllı şehir konsepti aslında bütün altyapıların koordine ve entegre olduğu bir yapı. Akıllı evler, akıllı trafik, akıllı su tüketimi, akıllı enerji tüketiminin hep birlikte çalıştığı bir modelden bahsediyoruz. Şarj istasyonları ile elektrikli araçlar da bunun bir parçası. Enerjinin sadece tüketildiği değil, aynı zamanda üretildiği modeller de var. 

Dünya şehirlerden insanlık da şehirlilerden ibaret değil ama… 

Aslında akıllı şehirden mi yoksa akıllı köyden mi başlamak lazım sorusu akla geliyor. Benim cevabım, akıllı köyden başlamak lazım. Şebeke kurmadan, enerjiyi taşımadan, maliyetlerini düşürerek, kendi kendine yetebilecek bir köy oluşturmak şehirlere kalacak yatırımları etkileyecek ve bambaşka bir yere gideceğiz. 

Her şey yerinde üretilip tüketilsin, sadece insan mobil olsun mu demek lazım? 

Domates ve biberi bilmem ama elektriği tükettiğiniz yerde üretmeniz lazım. Elektrik mühendisliğinin birinci kuralı budur. Kendine yeten köyler derken gıdayı düşünmemiştim ama bugün 1 milyar kişi elektriğe, 600 milyon kişi suya, 2.1 milyar kişi ise temiz suya erişemiyor. Peki bunca teknoloji kimin için? İçine insanı katmayınca beton duvarlardan başka bir şeyden bahsetmiş olmuyoruz. 

Hatta sadece insan değil de yerküre, biyolojik çeşitlilik mi demeliyiz? 

Açıkça söylemek lazım, şirketlerin de doğayı çevreyi düşünmeden ileriye gidemeyeceği ortada. Bugün bizim ortaklarımız da net karbon sıfır hedeflerini benimsemiş durumda. Gelecek vaat ediyorsanız, doğayı, insanı odağınıza almadan bunu yerine getiremezsiniz. Kısa vadeli planlar yapabilirsiniz elbette. Ama uzun vadede ayakta kalmak istiyorsanız, insanı müşteri görmeyi bırakmak zorundasınız, dünyanın, doğanın geleceği için. Elektrik dünyasını düşünün, aboneden müşteriye döndük, müşterinden insana dönme zorunluluğu var. Yani müşteri tanımı bile artık yetmez.  

Otomobil sahibi olmak bir statü göstergesi olmaktan çıkıyor mu?  

Çok net yargıda bulunmak zor. Dünyanın en önemli olgularından biri, öngöremediklerimiz. Bizim hiç öncelemediğimiz şeyler çocuklar için çok daha önemli. Eskiden arabası olmak bir statü iken, yeni kuşağın derdi bir an önce bir yerden bir yere gitmekle ilgili. İstedikleri bir an önce arkadaşlarıyla görüşmek ya da hoşlandıkları yer neresi ise orada bulunmak. Arada geçtiğiniz, A’dan B’ye götürenin onlar için bir anlamı yok. Ama yarın bu başka yere evrilir mi bir şey söylemek zor. Bugünkü iş toplantılarında geleceği konuşurken 2050’de iş hayatında olmayacak herkesin orada olduğunu görüyoruz. O yüzden o gençleri dinlemek lazım. O yüzden Enerjisa olarak lise üniversite çağındaki genç arkadaşlarımızla çalışıyoruz. Bugün onların girişim ruhu bizden öte. 

Eşarj ne durumda? 

Şarj noktalarının sayısından çok niteliği, hızlı olması önemli. Bugün insanların beklentisi şu. Herhangi bir benzin istasyonuna girdiğimde depom kaç dakikada doluyorsa bu noktaya götürecek bir modeli ile gitmek lazım. Bizim odaklandığımız hep DC ve hızlı şarj sistemleri. Bunun arkasındaki şebekenin de bunu destekleyebilmesi lazım.  

Şu anda şebeke tarafına ne sorumluluk düşüyor size? 

Mevcut kurulu yapı şu an yükü kaldırabilecek durumda. Mevcut sayıdaki şarj istasyonları ile ciddi bir değişiklik beklemiyoruz, çünkü kapasite olarak da durum bu. Fakat sayılar artmaya başladığında durum değişecek. Şimdi düşünün inşaat sektörüne baktığımızda yıllık ne kadar müşteri bağlantısı gerektiğini kabaca tahmin edip ona göre yatırım planları yapıyoruz. Elektrikli araçlar yayıldıkça bunların ilave enerji talebi de planlara eklenmeye başlanacak.  

Peki Türkiye bu konuda geç mi kaldı, gereğinden erken mi davranıyor? 

Bugün Türkiye’de Enerji ve Sanayi bakanlıkları ile EPDK’da bu alanda ciddi hazırlıklar olduğunu biliyoruz. Dünyadaki gelişmeler, örnek uygulamalar araştırılıyor, karşılaştırılıyor. Yani tüm gelişmeler yakından takip ediliyor, hazırlıklar ve gereken çalışmalar yapılıyor. Ancak bu konuda son olarak şunu söylemek istiyorum: Dün başlamadıysak bugün geç, bugün başlamazsak yarın geç! 

Mehmet KARA - Enerji Günlüğü