Elektrikli araçlar ekosisteminin geleceği

İlhan SAĞSEN

Elektrikli araçların yaygınlaşmaya başlaması ve iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir gelişme olarak görülmesiyle beraber konu üzerine tartışmalar da gündemi işgal etmeye başladı. Bu tartışmanın temelini elektrikli araçların gerçekten çevreci olup olmadığı, üretim sırasında özellikle bataryalarının üretiminde kullanılan madenlerin çıkarımı aşamasının ekosisteme zarar verip vermediği ya da araç şarjının yapıldığı elektriğin kaynağının temiz enerji olup olmadığı oluşturuyor. 

Aslında bu noktada makul bir tartışmanın içerisindeyiz diyebiliriz. Zira standart bir fosil yakıtlı aracın üretim aşamasında emisyonu yaklaşık olarak 5,5-6 ton CO2 iken, benzer boyuttaki bir elektrikli araç üretiminde ise bu değerin 8,5-10 ton aralığında olduğu görüyoruz. Bu tamamen elektrikli araçların kalbi niteliğindeki bataryaların üretilmesi ve bu bataryaların üretimi için gerekli lityum, kobalt, nikel ve magnezyum gibi madenlerin edinimi aşamasından kaynaklanmaktadır. Gerek karada gerek derin denizlerde olsun bu tür maden ve minerallerin madenciliği hem yüksek enerji gerektirir hem de sondaj/süpürme sırasında okyanusların tuttuğu emisyonun doğaya salınması ya da ekosistemin bozulması gibi riskleri de içerir. 

Konu ile bağlantılı bir diğer tartışma da elektrikli araçların kullandığı elektriğin kaynağıyla ilgili. Eğer bir elektrikli aracın kullanımda tüm şarjını yenilenebilir enerji ağırlıklı olarak sağlaması durumunda yaşam döngüsü emisyonu yaklaşık 12-15 ton civarında olurken bu durum fosil araçlarda 45-50 ton seviyelerindedir. Ancak günümüzde maalesef ki elektrikli araçların kullandığı elektriğin büyük ölçüde fosil kaynaklı yakıtlardan karşılanabiliyor olması bu veriyi teorik bir hesaplamaya dönüştürüyor, yani realitede bu hesaplamanın doğru olmadığını söylemek mümkün. Elektrikli aracın şarjının tamamen kömür ile üretim yapan bir santralden gelen elektrik ile sağlandığı bir senaryo da ise ancak 100.000 ile 120.000 km'lik bir kullanımdan sonra elektrikli aracın fosil yakıtlı araca göre gerçek manada daha çevreci olmaya başlayacağını söyleyebiliriz. 

Peki bu durum hep böyle mi gidecek? Teknolojinin ruhunu düşündüğümüzde böyle gitmeyeceği ve yakın gelecekte çok daha amacına uygun şekilde düşük emisyonlarla elektrikli araç üreteceğimiz ve kullanım sırasında da daha az karbon salınımı yapacağımız kesin. Daha şimdiden bunun işaretleri gelmeye başladı.
İlk olarak 2026 yılı itibarıyla batarya geri dönüşüm teknolojisinde devasa bir ilerleme yaşandığını söyleyebiliriz. Elektrikli araç bataryalarında kullanılan lityum, kobalt ve nikel gibi hayati madenlerin %90'lık kısmının geri dönüştürülmesi başarıldı. Bu gelişme hem bu madenciliğe yönelimi ve bağımlılığı azaltacak hem de çevre tahribatının da önemli ölçüde azalmasına neden olacaktır.

İkinci bir gelişme ise ikinci ömür uygulamalarının artması. Elektrikli araçlarda kullanıma bağlı olarak performansı düşen ama hala yüksek oranda enerji tutabilen bataryaların enerji depolama sistemlerine entegre edilmesi yine malzemenin bir başka amaçla kullanıma devam edebilmesi açısından oldukça önemli.

Üçüncü gelişme ise Avrupa Birliği (AB) mevzuatında yaşandı. AB Batarya Mevzuatı'na göre, 18 Ağustos 2026 tarihinde elektrikli araçlarda etiketleme ve sınıflandırma zorunluluğu başlayacak ve böylece karbon ayak izi performansı sınıfları zorunlu hale gelecek. Bu da hem AB üyelerinin hem de tedarikçi ülkelerin yeşil dönüşüm sürecini hızlandıracaktır. 

Sonuç olarak, elektrikli araç ile alakalı tüm bu tartışmaları ve eleştirileri yaparken elektrikli araç teknolojisinin görece olarak yeni bir teknoloji olduğunu unutmamak gerekiyor. Nasıl ki 1889 yılındaki ilk fosil yakıtlı araç ile bugünkü aracın temel termodinamik prensipleri aynı fakat arkasında 140 senelik bir teknoloji evrimi var ise mutlak şekilde elektrikli araçların da hem üretim hem tüketim hem de çevre ile ilişkisi gelişecektir. Çünkü elektrikli araçlar hem devletler hem de bireyler açısından iklim değişikliği ile mücadele, enerjide bağımlılıkların azaltılması ve enerji güvenliği açısından son derece hayati bir gelişmedir. Çok daha temiz ve verimli bir teknoloji için yenilenebilir enerji ve elektrikli araç teknolojilerine gerekli zamanın tanıması gerekiyor.