Elektrikte gerçek bir piyasa var mı?

Mehmet KARA

MEHMET KARA

Türkiye’de elektrik fiyatları, altın ve dövizde olduğu gibi vatandaşın düştü-yükseldi ya da düşecek-yükselecek diye yakından izlediği bir gösterge değil. 

Eh bu da normal tabii. Çünkü vatandaşı ilgilendirecek ölçüde tabana inmiş bir elektrik piyasası yok. Peki bu elektrik piyasası yok anlamına mı gelir? 

Bu soruya doğrudan evet ya da hayır demek zor. İyi de niye soruyu ortaya atıp da hemen kenara çekiliyorsun diyebilirsiniz. 

Yok çekilmiyoruz. En iyisi bu konuda birlikte düşünüp ilerlemeye çalışalım diyoruz. 

Şimdi, Türkiye’de elektrik sektörünün en kapsayıcı ve en üst yapılanmalarından birinin adı Enerji Piyasaları İşletme AŞ, kısaca EPİAŞ. Böyle bir şirket faaliyet gösterdiğine göre, enerji piyasasının olduğunu varsaymaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok. 

Peki bu şirketin işlettiği kaç piyasa var? Ve burada nelerin fiyatı belirleniyor? 

Hemen söyleyelim. EPİAŞ’ın fiilen işlettiği piyasa, elektrik piyasasından başka bir şey değil, yani orada elektrik fiyatları oluşuyor. 

Şimdi en başa dönelim ve tekrar soralım: Peki, Borsa İstanbul’da oluşan tahvil bono faizleri, hisse senedi fiyatları ile Kapalıçarşı’da ve Bankalararası Döviz Piyasası’nda oluşan Euro ve dolar fiyatları vatandaşın yakın takibindeyken elektrik fiyatları neden yaygın şekilde ilgi çekmiyor? 

Burada cevap net. Demek ki orada oluşan rakamlar, vatandaşı doğrudan ilgilendiren fiyatları temsil etmiyor. Yani vatandaş altın ve döviz fiyatlarındaki hareketlerin cebindeki paraya, kredi borcuna ya da alacağına etkisini hesaplayabiliyor. Ama aynı vatandaş evine gelen elektrik faturasında yazan rakamlarla borsada oluşan elektrik fiyatları arasındaki bağı kuramıyor. 

Nasıl kursun ki? Daha elektrik sektöründeki oyuncular ile “benim” diyen sektör uzmanları bile bu ilişkiyi tam anlamıyla çözmüş ve anlamış değil ki... Bu durumda, böyle bir piyasanın varlığından bile haberdar olmayan vatandaşı kınayacak halimiz yok. 

Vatandaş şunu biliyor. Evine gelen aylık elektrik faturası üç aşağı beş yukarı bellidir. Şaşsa şaşsa bir ay şaşar, ona da kendince çeşitli açıklamalar getirebilir. Mesela ütüyü fazla çalıştırmıştır. Ya da kim bilir Şubat tatilinde ailecek gündüzleri de evde kaldıklarından tütekim artmıştır. Veya yaz sıcağında klimalara fazla yüklenmiştir falan filan. 

Her neyse, yılın ilk çeyreğinde (Ocak, Şubat, Mart) enerji borsasındaki elektrik fiyatları geçen yılın aynı dönemine göre ciddi şekilde (140 TL/MWh’den 166 TL/MWh’a) yükselmesine rağmen serbest olmayan tüketicilere uygulanan tarifeler neden yerinde sayıyor? Ya borsadaki fiyatlar gerçek maliyetleri yansıtmıyor ya da 2400 kWh altında elektrik tüketen vatandaşlara uygulanan tarifeler gerçekçi olmaktan uzak. 

Evet şimdilik burada noktalayalım. Çünkü yerimiz dar. Ama bu konu çok su kaldırır ve tartışılmaya değer. Bu tartışmalara sektörün ihtiyacı var. Bu ihtiyaç, kanun koyucu ve düzenleyici kuruluşlar için de söz konusu.