KONUK YAZAR: Doç. Dr. İlhan SAĞSEN[1]
Avrupa Birliği (AB), yaklaşık 450 milyonluk nüfusu ve kişi başına düşen 43.000 dolarlık gelir ile toplam 19,5 trilyon dolarlık bir ekonomi. Bu önemli endüstrileşmiş aktör pek tabii ki ekonomisi ve vatandaşlarının yüksek yaşam standartlarını sürdürebilmek için yoğun enerji kaynaklarına ihtiyaç duyuyor. Buna mukabil, her ne kadar enerji güvenliğini sağlayabilmek için yenilenebilir ve nükleer enerji gibi seçenekleri de kullansa da mevcut kaynakları ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak. Bu nedenle Avrupa Birliği ülkeleri, enerji güvenliğini sağlamak için ithalat yapmak durumunda. AB, 2022 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi ile başlayan savaşa kadar enerjide yoğun şekilde Rusya’ya bağımlı bir tablo çiziyordu.
Rusya-Ukrayna Savaşı ile beraber Avrupa’nın enerji mimarisinde köklü bir değişim meydana geldi. Bu değişim sadece AB’nin enerji güvenliğini etkilemekle kalmadı aynı zamanda jeopolitik dinamikleri de değiştirdi. Savaşa kadar AB’nin doğal gazda Rusya’ya bağımlılığı yaklaşık yüzde 40’lar seviyesinde idi. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimine karşılık AB’nin uyguladığı yaptırımlara Rusya’nın enerjiyi dış politika aracı olarak kullanarak cevap vermesi AB açısından Rusya’yı güvenilmez satıcı konumuna getirdi.
Bu minvalde, AB, Rusya’ya bağımlılığını kırmak için enerji politikasında dönüşüme gitti. AB’nin yeni enerji politikasının sütunlarını RePowerEU, enerjide tasarrufun arttırılması ve yenilenebilir enerji dönüşümünün hızlanması şeklinde özetlemek mümkün.
Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltmak ve hatta tedricen sonlandırmak niyetindeki AB, çeşitlendirmeye giderek hem kullandıkları enerji kaynaklarını hem de bu kaynakları alacakları ülkeleri çoğaltma arayışına girdi. Bu arayış neticesinde AB’nin enerji güvenliğinde en azından kısa süreli bir çözüm olarak LNG alımını arttırması ABD’den kayagazı ithalatının kapılarını açmış oldu.
ABD’den kayagazı almak sadece AB’nin enerji politikası açısından değil, aynı zamanda da ABD’nin Rusya stratejisi açısından çok kritik bir önem taşıyor. AB’nin enerji ithalatını başta ABD olmak üzere Katar, Norveç gibi mümkün olan maksimum sayıda ülkeden çeşitlendirme çabası Rusya’ya bağımlılığı yüzde 10-15’ler düzeyine indirse de çok boyutlu sonuçlar doğurabilecek yeni bir bağımlılığın da yolunu açtı.
2024/2025 verileri dikkate alındığında ABD ürünü sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) Rus doğalgaz boşluğunu dolduran ana unsur olduğunu ve bu durumun da AB’nin ABD’ye yaklaşık olarak yüzde 45’lik yeni bir bağımlılık süreci getirdiğini söylemek mümkün.
Bu çerçevede, enerjide dışa bağımlılığın sadece bir ekonomi meselesi değil aynı zamanda da bir dış politika ve güvenlik meselesi olduğunu unutmamak gerekir.[2]
Enerjide dışa bağımlılık ne kadar artarsa, aktörlerin dış politikadaki hareket alanları o denli daralır. Dolayısıyla, AB’nin Rusya’ya bağımlılıktan kurtulmak için oluşturduğu yeni enerji güvenliği anlayışı sonucunda ABD’ye artan bağımlılığı AB için önümüzdeki dönemde ciddi bir güvenlik problemine dönüşme potansiyeline sahip.
Özellikle Başkan Donald Trump’ın üstten bakan, kontrol edici ve yayılmacı politikası, aynı zamanda da NATO üzerinden Avrupa ile görüş ayrılıkları düşünüldüğünde AB’nin orta vadede ABD enerji bağımlılığından kurtulma arayışına girme olasılığını gündeme getirecektir.
[1] Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, ilhansagsen@ibu.edu.tr
[2] Ek okuma için: https://www.aa.com.tr/tr/analiz/enerjide-disa-bagimlilik-guvenlik-ve-dis-politika-meselesidir/1954717