Görür: Jeotermalden çıkan gazların zararlı etkisi yok

Enerji Günlüğü - Jeotermal enerji santrallerinden çıkan gazlarla ilgili değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Naci Görür Türkiye’de bu gazların...

Enerji Günlüğü - Jeotermal enerji santrallerinden çıkan gazlarla ilgili değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Naci Görür Türkiye’de bu gazların zararlı etkisinin olmadığını söyledi.

Deprem Uzmanı ve Jeolog Prof. Dr. Naci Görür jeotermal enerji santrallerinden çıkan karbon dioksit, metan, hidrojen sülfür ve azot gibi gazların çevreye ve canlılara etkisi ile ilgili değerlendirmelerde bulundu ve Türkiye’de jeotermal enerji santrallerinin usulüne uygun işletildiğini dile getirdi.

ÇEVRE ÜZERİNDE CİDDİ ZARARLI ETKİLERİ YOK

Konula ilgili değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Naci Görür, “Şurası açıktır ki, jeotermal enerji üretimi tüm dünyada çevre dostu bir üretim tarzıdır. Bu yüzden jeotermal diğer enerji türlerine tercih ediliyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla çalışan elektrik santralleri atmosfere çok daha az sera gazı salarlar. Batı Anadolu grabenlerindeki sahalarda bu gazların hemen yüzde 98-99’u karbondioksittir. Geriye kalan yüzde 1-2’nin içerisinde de çok düşük düzeyde, ppm mertebelerinde hidrojen sülfür, metan, azot gibi yoğuşmayan gazlar bulunur. (NCG gazları.) Açığa çıkan bu gazların miktarları göz önüne alındığında, hem sera hem de çevre üzerinde ciddi bir zararlı etkilerinin olamayacağı aşikar.”

CANLILARA ZARAR VERMEZ

Jeotermal kaynaklı karbondioksitin canlılara zarar vermesi için çukur bir alanda aşırı şekilde yoğunlaşması gerektiğini ifade eden Görür, Batı Anadolu’daki santrallerden çıkan gaz miktarlarının 99mg/kg olduğuna dikkat çekti ve konuşmasına şöyle devam etti, “Tali gazlardan hidrojen sülfür konsantrasyon itibarıyla 0.3 mg/kg üzerine çıkarsa çürük yumurta kokusu rahatsızlık verir. Bu oran çukur alanlarda 500 mg/kg mertebelerine yükseldiği takdirde zararlı olur. Batı Anadolu’da bu değerler son derece küçüktür ve en fazla 3.8 mg/kg düzeyinde. Metan gazı miktarı ise hidrojen sülfürden çok daha az bulunuyor ve sadece aşırı yoğunlukta canlılara zarar verir. Fakat Batı Anadolu’da bulunan santrallerde bu yoğunluktaki değerlerden bahsetme mümkün değil.”

SONDAJ SULARININ ÇEVRE İLE TEMASI YOK

Jeotermal santrallerde sondajlardan çıkan sıcak suların hiçbir şekilde çevre ile temas etmediğini ifade eden Görür, “Bu sular santrallerden kullanıldıktan sonra borular ile re-enjeksiyon kuyularına geri gönderilir ve yer altına basılır. Yani baca gazları hariç jeotermal santrallerden hiçbir şekilde çevreye herhangi bir akışkan verilmez” dedi.

TÜRKİYE JEOTERMALDE DÜNYA LİDERİ OLABİLİR

Jeotermal bölgelerin genelde deprem kuşakları ile örtüştüğüne değinen Görür, Türkiye’nin yüzde 90’ının deprem bölgesi olduğunu ifade etti ve şöyle konuşu; “Türkiye bu sebeple jeotermalde dünya lideri olabilir. Jeotermal kaynaklar bakımından bu kadar zengin bir potansiyele sahip olmamıza rağmen, ülkemizde üretilen enerjinin ancak yüzde 3’leri jeotermal kaynaklardan üretilmektedir. Bu da yenilenebilir, çevre dostu ve ucuz olan bu yerli enerji türünün ülkemizde henüz yeteri kadar anlaşılamadığını ve bu nedenle de üretimde geri kalındığını gösterir.”