Güneş enerjisiyle gelen özgürlük

Gözde Gürer, doğadan kopmamak için kendi karavanını yaptı, onda yaşıyor. Taşınabilir evinin enerji ihtiyacını da 1,5kW'lık güneş panelleri ile karşılıyor.

Enerji Günlüğü - Adı, Gözde Gürer. Kendi imalatı olan karavanında yaşıyor ve karavanında enerji ihtiyacını karşılamak üzere, güneşten beslenen bir tesis kurdu; 1,5kW elektrik üretiyor. 37 yaşındaki Gözde Gürer, karavanın imalatı/kurulumu için dört ay uğraşmış. Karavancı olmadığının altını çizen Gözde Gürer, karavanında yaşamayı, özgür ve doğaya saygılı bir yaşam tarzı için seçtiğini söylüyor. 

37 yaşındaki Gözde Gürer, dünyada her geçen gün azalan enerji kaynaklarını bilinçli ve duyarlı bir şekilde kullanmak için enerjisini güneşten alan bir karavan yaptı. Gürer, 4 ayda tamamladığı karavanında 1,5kW enerji üretiyor, 24 saat çalışan buzdolabından, su pompasına ve LED aydınlatmalarına kadar hepsini bu enerji ile çalıştırıyor. Küresel ısınmanın son yıllarda daha da arttığını vurgulayan Gürer, söyleşimizde herkesi kendi elektriğini kendi üretmeye davet etti. Enerji Günlüğü olarak, Gözde Gürer ile seçtiği yaşam tarzını ve enerji-özgürlük ilişkisini konuştuk... 

Karavanda yaşamakla sürdürülebilir gelecek ilişkisinden bahseder misiniz? Son yıllarda birçok insanın karavanda yaşamayı seçtiğini duyuyoruz. Ancak kendi elektriğini üreten karavanlardan bahseden yok pek. Örnek olduğunuzu düşünüyor musunuz? 
Birçok şeyden vazgeçerek, hayatımdan birçok şeyi çıkararak hayallerin gerçekleşebileceğini, bizlere dayatılan kalıpların sadece birer yanılsama olduğunu gördüm. Karavan yaşamı denilen minimal hayatı; yani az tüketen, az yiyen, az giyen, az eşya kullanan, az su kullanan, ihtiyacım olmayanı almadığım bir yaşamı seçtim. Kalıpların dışına çıkınca yaşadığım yeri küçültmenin aslında yaşadığım dünyayı büyüttüğünü fark ettim. Ben aslında karavancı değilim. O ayrı bir kültür ayrı bir tarz. Ben özgürlüğü seçtim, özgürce yeni yerler keşfetmeyi seçtim. Uzun vadeli plan yapmıyorum, her hangi bir rota da çizmedim. Nereyi istersem evim orası oluyor. Bunun için de karavanım herkesten ve her şeyden bağımsız olmalıydı. Bunun ilk şartı da kendi elektriğini ve suyunu karşılamasıydı. Güneş enerjisinden elektrik üretmek aslında yıllardır aklımda olan bir şeydi ama konut maliyetleri sebebiyle yapamamıştım. Karavan yaşamı olunca hayata geçirmem daha kolay oldu. Su an elektrik ihtiyacımı fazlasıyla karşılayabiliyorum. 200 litre de su deposuna sahibim. Güneşten elektrik üretmenin elbette bir maliyeti var bu sebeple çok tercih edilemiyor. Çekme karavan olarak elektrik üreten karavan sayısı çok fazla değil. Elektrik ve su ihtiyacı için kamping alanları tercih ediliyor. Karavanın elektrik ihtiyacını kendi karşılaması elbette merak uyandırdı ve bu konu en çok merak edilen kısım diyebilirim. Zamanla benim kurduğum düzeni sevdikleri için kendi karavanlarına solar enerji kurduranlar oldu ve bu beni, örnek olabilmişsem, çok mutlu eden bir ayrıntı.

“GELECEKLE İLGİLİ CEVAPLAR ENERJİ SEKTÖRÜNDE”
Kendi enerjisini üreten karavanı nasıl temin ettiğinizi ve hayallerinizi nasıl gerçekleştirdiğinizi anlatır mısınız?
Hayatımı yeniden şekillendirmeye karar verdiğimde içine girdiğim arayış beni karavan hayaline sürükledi. Ancak hayatımla ilgili bir şeyleri değiştirmeme maddi durumum engel oluyordu. Öncelikle belli bir birikim yapmam gerekti. Ama yine de yeterli gelmiyordu. Kendi karavanımı neden kendim yapmıyorum ki, fikrine fazla kapıldım. Maliyeti düşürmek için girdiğim bu hikâye bana inanılmaz bir macera ve renkli imalat günleri yaşattı. 

Her zaman deli işi bence karavan. Sonuçta iki tekerlekli bir eviniz var. Karavanla seyahatin avantajları ve dezavantajları var. Ben avantajlarını düşündüm. Benim bütçemle karavan imalatı yapmak biraz imkânsız gibi bir şeydi. İhtiyacım olanları inceledim. Neye ihtiyacım var. Gereksiz eşyaları çıkardım. Bir karavan imalatçısının kapısına dayandım. Atölyenizi verirseniz kendi karavanımı kendim yapacağım dedim. 

Deniz kenarında, denizin kokusuyla uyanabilmemin tek çözümü buydu. Profil kısmından başlayıp gün be gün birleştirdiğim karavanın dört duvarı olduğunda aslında ben hayallerime çoktan kavuştuğumu fark ettim. İçinin dizaynı ayrı bir süreçti. Projesini de kendim çizdiğim için neyi almam ya da yapmam gerektiğini çok iyi biliyordum. Hayal ettiğim her ayrıntıyı yapabilme şansım oldu. 

Herkesten bağımsız olacağım, nereye park edersem orasının evim olacağı yaşamın tek eksiği de bu bağımsızlık sureciydi. Kendi elektriğini üretmeli bunu yaparken de çevreye zarar vermemeliydim. Solar enerji sistemlerine sahip olmak en büyük şansım ve ayrıcalığım diyebilirim. Yenilenebilir enerji kaynaklarının araştırılması sadece enerji  konusu için değil ayrıca küresel ısınma ve güvenlik için de son derece önemli. Fosil yakıtlar yüzünden dünya her geçen gün daha fazla kirleniyor. Fosil yakıtları kullandığımızda havaya karbondioksit salarlar. Böylece havada karbondioksit miktarı artar. Havadaki karbondioksit yüzdesinde önemli bir artış olduğunda karbondioksit gazı ile çekilen ısı miktarı da artar. Bu da aynı zamanda küresel ısınma olarak bilinen toprak ve yüzey sıcaklığında genel bir artışa sebep olur. Yeni nesle bu konuda farkındalık kazandırabilmek ve çevre bilinci oluşturabilmek için enerji, enerji kavramları, enerji dönüşümleri kavramlarına derslerde ağırlık verilmeli çünkü gelecek nesillere nasıl bir çevre ve yeryüzü bırakacağımızın asıl cevabı enerji sektöründe.

“ENERJİMİ ÜRETİNCE ÖZGÜRLÜĞÜME KAVUŞTUM”
Karavanınızda ne kadar elektrik üretiyorsunuz? Ürettiğiniz enerji yeterli oluyor mu? Bu enerjiyi ne için harcıyorsunuz?
Karavanda kaç kW enerji gerektiği tamamen kişinin konfor anlayışı ile ilgilidir. İhtiyaçları belirlenip uygun sistem bulanabilir. Ben mono kristal çift panel ve çift akü ile 1500Watt yani 1,5kW enerji ile günlük ihtiyaçlarımı çok rahat karşılayabiliyorum. Bu kadar enerji ile 10 adet LED lamba (5-8W), günde 10 saat; 2 adet LED projektör (10W), günde 6 saat; A++ büyük boy buzdolabı, 24 saat; hidrofor (maksimum 750W), günde 1 saat; LED TV+Uydu alıcısı; cep telefonu/PC şarjı ve küçük ev aletlerini dilediğiniz zaman kullanabilirsiniz. Ben enerjimi kendim üretince, özgürlüğüme kavuştum. Ayrıca solar duşum da var. Herhangi bir su kovası ya da plastik depo yerine solar duş kullanarak sıcak suyumu da yaz kış banyo için hazırlayabiliyorum. 

“EVİMİ SIRTIMDA TAŞIYORUM”
Karavan parklarda size veriyorlar şebeke elektriğini bağlıyorsunuz karavanı kullanıyorsunuz 220Volt elektriği kullanıyorsunuz. Şebeke suyunu da kullanıyorsunuz onun karşılığında belli bir ücret ödüyorsunuz. Ama karavan parkından çıktıktan sonra da elektriğe ihtiyacım olacak! Tam bir mahrumiyet oluyor. Burada ben kendi elektriğimi kendim üretip kullandım.

Türkiye’de maalesef son zamanlarda doğaya zarar veren yapılaşmalar ve betonlaşma arttı. Yaşam tarzınızla doğayla barış içinde yaşama fikrine örnek oluyorsunuz. Bu süreçte gelecek nesillere yönelik mesajlarınız var mı?
Betonlaşma ve yeşil alanların azalması uzun süredir ülkemizin gündeminde olan bir konu. Tabii ki şehir hayatıyla beraber, sadece insanlık değil tüm canlılar milyonlarca yıldır süren gelişiminin temel ortamı olan doğadan kopmak zorunda kaldı. 

Düşünsenize doğada evrimleşen türümüzü, hiç de doğal olmayan bir ortama, şehre koyuyorsunuz. Hayvanların doğal yasam alanlarını tahrip edip onları savunmasız ve aç bırakıyorsunuz. Psikolojik olarak beyinlerimiz yeşil alanlara, suya tepki vermek üzere programlanmış. Birdenbire artık araçlara, binalara, uçaklara, teknolojik icatlara tepki vermek zorunda kalıyor. Pek çok kişi aslında bunun stresini yaşıyor. Şehirler çok gürültülü ve olması gerekenden çok daha fazla insan var. 

Yani aslında psikolojik ve duygusal olarak sürekli baskı altındayız. Pek çok şehir betonlaşmayı geri çevirmek için projeler yürütmeye başladı. Önce küçük yeşillendirme projeleriyle başladılar, yolların kenarına ağaç dikmek, parkların sayısını çoğaltmak, çatıları, boş arazileri yeşillendirmek gibi... Açıkçası sağlığa olumlu etkileri ne kadardır, bilmiyorum. Çünkü projeler yeni, sonuçlarını anlamak için zaman gerekli. Ama ağaçlandırma sadece yeşile olan özlemi gidermiyor, ekolojik denge ve sürdürülebilirlik açısından da çok önemli. 

Hayvanların nesillerinin sürdürülebilmesi ve tabiat ananın dengesinin bozulmaması için ağaçlandırma konusunda, okulları da içine alan, ulusal ve geleceğe yönelik projeler yapılmalı. Her birey önce kendinden ve yaşadığı çevreden sorumludur. Ağaç dikmek için herhangi bir organizasyona ihtiyaç yok. Tek gereken istemek ve doğa sevgisi. Bugüne kadar bireysel olarak diktiğim ağaç sayısı iki yüzü geçmiştir. İsteyince yapılamayacak hiç bir iş, gerçekleşmeyecek hiç bir hayal yok. Paranıza ve yaşam standartlarınıza uygun, çevreci çözümler hep vardır. Tek mesele insanın bunu gerçekten isteyip istemediği meselesidir. Topraktan geldik, toprağa döneceğiz dendiği halde ve toprak sayesinde yaşadığımız halde sırf şahsi hırs ve çıkar uğruna toprağı betonlaştırma nankörlüğü niye? 

Enerjisini ve tüketeceği gıdayı üretecek insanlar arttığında sizce doğa nası tepki verecek? Üretmeyi öğrenen insanın tüketme dinamiklerinde bu noktada sizce ne gibi değişiklikler olur?
Kendi yiyeceğini üretebilmek! Bundan daha anlamlı ve çevre dostu bir yaşam tarzı bilmiyorum açıkçası. Artık bunun için toprak anamıza sarılmalı, atalık tohumlarımıza sahip çıkmalı, üretmeli, ürettiğimizi tüketmeliyiz. Dünyanın bu tüketim hızıyla devam etmesi çok mümkün gözükmüyor. Hayatın altın kuralı denge sebebiyle tükettiğimiz kadar üretmek zorundayız. Peki, nedir tüketmek? Yediğimiz, içtiğimiz, yaşadığımız, kokladığımız her şey bir tüketim. Denge kuralı dâhilinde yaptığımız her eylemin karşı eylemini de yapmak durumundayız.