Emeklinin hali malum… Ekonomideki başarısızlığın faturası en ağır biçimde onların omuzlarına yükleniyor. Çok büyük bir kısmı insanca yaşayabilecek bir gelir düzeyinden mahrum. Ne var ki, bu kesimin hakkını arayacak, sesini yüksek perdeden duyuracak mecali de yok.
İktidar, emeklinin mutfağındaki yangını söndüremiyor ama iş ‘umut pompalamaya’ gelince gayet başarılı. Bunun son örneğini, geçtiğimiz günlerde, partinin grup başkanvekili tarafından TBMM’deki basın toplantısında yapılan açıklamalarda izledik. Sayın vekil, emeklilerin derdine çare olacak ‘sihirli değneği’ sonunda bulmuştu: "… terörden temizlediğimiz Gabar'da 80.000 varilin üzerinde günlük gravitesi yüksek petrol arzıyla ve 710 milyar metreküp doğal gazımızın hanelerimize ulaşmasıyla … başta emeklilerimiz olmak üzere bütün toplum kesimlerine refah seviyesini artırıcı, refah farkı olarak bunları onlara ulaştırıcı bir misyonu, bir fonksiyonu da icra edeceğiz.”
Bu cümlelerin özeti şu: "Emekli kardeşim, sabret! Karadeniz gazı ve Gabar petrolü evine geldiğinde, senin de çilen bitecek."
Sayın vekilin, bunların hanelere ne zaman ulaşacağı konusunda bir fikri var mı bilemiyorum. Ancak ben, siyasi söylemlerin ötesine geçip vaatlerin arkasındaki gerçek fotoğrafı, ülkemizdeki doğal gaz ve petrol üretim rakamlarındaki güncel tabloyu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Doğal gaz keşfi: Karadeniz’den seçim meydanlarına
Karadeniz gazıyla başlayalım.
Hatırlarsanız, beş buçuk yıl kadar önce, çok büyük bir doğal gaz rezervinin keşfedildiği kamuoyuna bir ‘müjde’ olarak duyurulmuştu.
O tarihlerde, Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası’nda yeni bir sondaj kuyusunun açılmasına karar verilmiş, Fatih Sondaj Gemisi 20 Temmuz 2020’de başladığı ilk sondajında doğal gaza ulaşmıştı. Tuna-1 kuyusunda 320 milyar metreküp büyüklüğünde bir rezervin bulunduğu, 21 Ağustos tarihinde, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından kamuoyuna duyuruldu.
Sonrasında, en üst makamlardan yapılan açıklamalar ardı ardına geldi: Bu keşifle birlikte Türkiye, dünya enerji arenasında en üst lige çıkmıştı ve artık küresel ölçekte bir oyuncu olmuştu. Bundan böyle, uluslararası enerji piyasalarındaki pazarlık gücü artacak ve dış politikada bağımsız hareket etme kapasitesine sahip olabilecekti. Dahası, bulunan rezerv, Türkiye için olduğu kadar bölge ve Avrupa için de dengeleri tamamen değiştirecek gelişmelere neden olabilecekti.
Ekim 2020'de, aynı kuyuda 85 milyar metreküp daha gaz bulunduğu ve rezervin 405 milyar metreküpe yükseldiği duyuruldu. Ama güncellemeler bitmedi: Rezerv, Haziran 2021'de 540 milyar metreküp, Aralık 2022’de 710 milyar metreküp ve Mayıs 2025’de ise 785 milyar metreküp olarak güncellendi.,
Türkiye’nin doğal gaz rezervi, sadece 5 yılda 200 kat artmıştı.
Karadeniz gazıyla ilgili sürecin zirve noktası ise 20 Nisan 2023 tarihinde yaşandı. Bu tarihte, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın katılımıyla Filyos Gaz İşleme Tesisinde ‘Karadeniz Gazı Devreye Alma Töreni’ yapıldı. Böylelikle, bulunan gaz karaya ulaştırılmış ve ilk üretim başlatılmış oluyordu. 14 Mayıs seçimlerinin hemen öncesinde gerçekleştirilen törende, hanelere bir ay boyunca ücretsiz doğal gaz verileceği, ardından bir yıl boyunca 25 metreküplük tüketimden ücret alınmayacağı müjdesi verildi. Bu hamle, mutfaktaki yangınla boğuşan seçmenin gündelik hayatına dokunan, sandıktaki kararı doğrudan etkileyen devasa bir kampanya aracına dönüştü. Nitekim bu müjde, yaklaşık 1 ay sonra yapılan genel seçimler ve kafa kafaya biten Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en etkili kampanya araçlarından biri oldu.
Gabar: Çeşmelerden petrol fışkırıyor!
Gabar petrolüyle ilgili hikâye ise Karadeniz gazından biraz daha farklı bir seyir izledi. Aslında 2023 yılının Mayıs ayına kadar Gabar ismi, petrolle ilgili haberlerde pek öyle manşetleri süslemiyordu. Ama takvimler seçim ayı olan Mayıs’ı gösterdiğinde –her ne hikmetse– Gabar haberleri bir anda patlama yaptı. Anladık ki petrol denizinin üzerinde yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş. 'Çeşmelerden petrol fışkırıyor” diye manşet atan mı dersin, “tarihin en büyük keşfi” diye haber programlarında elinde değnekle nutuk atan mı? Türkiye, enerjideki makûs talihini nihayet yenmişti.
O dönem, medyamız, yaratıcılıkta sınır tanımadı. Her ne kadar paylaşılan çoğu resim ve videonun aslında Venezuela'dan ya da başka ülkelerden olduğu ortaya çıktıysa da neyse ki coşku dalgası sandığa kadar kesintisiz ulaştırılabildi.
Rakamların dili: ‘Dünya Ligi’ mi, mütevazı bir hamle mi?
Gelelim madalyonun diğer yüzüne... Evet, bu gelişmelerin ardından doğal gaz üretimimiz de petrol üretimimiz de son 2 yıl boyunca arttı; bu bir gerçek. Ancak asıl mesele şu: Bu artışlar bizi iddia edildiği gibi ‘dünya enerji liginde’ en üst sıralara mı taşımakta? Yoksa ülkemizin devasa enerji ihtiyacı için mütevazı bir katkı mı sağlamakta?
Gelin şimdi o abartılı manşetleri bir kenara bırakıp, bu soruları –resmi verilerden yararlanarak– hep beraber yanıtlayalım.
Doğrusu, Karadeniz keşfinin yapıldığı 2020 yılında doğal gaz üretimimiz neredeyse yok denecek kadar azdı; o yıl topu topu 441 milyon metreküp üretim yapabilmiştik. Keşif sonrasında üretimimiz 2024’de 2,3 milyar metreküpe, 2025’de ise 3,1 milyar metreküpe kadar yükseldi. Petrol üretimimizde de benzer bir ivmelenme yaşandı: 2022’de 3,6 milyon ton olan üretim 2024’de 5,3 milyon tona, 2025’de 6,5 milyon tona ulaştı.
Ama neticede, 2020 yılında gaz ihtiyacımızın yüzde 99’unu dışarıdan alıyorduk; aradan geçen 5,5 yıla ve tüm ‘dev’ keşiflere rağmen bugün hâlâ ihtiyacımızın yüzde 95’ine yakınını ithal ediyoruz. 2020’de petrolde yüzde 90 seviyesinde olan dışa bağımlılığımız ise Gabar desteğiyle ancak yüzde 83 seviyesine gerileyebildi.
Daha da çarpıcı olanı şu: 2020 yılında kendi gazımız toplam enerji ihtiyacımızın sadece yüzde 0,3’ünü karşılıyordu. Bugün bu oran ancak %1,5 seviyesine çıkarılabildi. Petrol üretimimiz ise 2020 yılında enerji ihtiyacımızın yüzde 2,3’ünü karşılarken, –tüm abartılı manşetlere rağmen– bugün sadece yaklaşık 4’ünü karşılayabiliyor.
Dev müjdeler, cüce rakamlar: Emekli bu gazla doyar mı?
Peki, bu tablonun anlamı ne?
Öncelikle söyleyelim: Bu üretim düzeylerinin dünya çapında olması söz konusu bile olamaz. Geçtiğimiz yıl ürettiğimiz gazın küresel üretim içindeki payı, bırakın yüzdeyi, binde bir bile değildir. Petrolde ise bu oran ancak binde 1,5 seviyesindedir. Bu rakamlarla enerjide küresel oyuncu olacağımızı iddia etmek, boş bir hayalden öteye geçemez.
Meselenin cebimize yansıyan tarafı ise daha da düşündürücü: 2020 yılında yerli petrol ve gaz üretimimiz enerji ithalat faturamızı yüzde 5,3 oranında hafifletiyordu. Altı yıla yaklaşan bir ‘müjde’ sağanağının eşliğinde geldiğimiz 2025 yılında bu oran ancak yüzde 12’ye çıkabildi. Yani son 6 yılda koparılan bunca gürültünün karşılığında, petrol ve doğal gazdaki ithalat bağımlılığımız 2020 yılında yüzde 95 seviyesindeyken, bugün hâlâ yüzde 88 gibi son derece yüksek bir oranda seyretmekte.
Elbette, yeraltı kaynaklarımızın üretebildiğimiz her damlası değerlidir. Ancak burada sorun şu: Karadeniz gazı ve Gabar petrolü son 6 yıldır birer ‘başarı sembolü’ olarak ambalajlandı. Seçim süreçlerinde sandık sonuçlarını belirleyecek kadar güçlü birer propaganda aracına dönüştürüldü. Ama bugün ortaya çıkan tablonun başlangıçtaki beklentilerin çok uzağında ve vaat edilenlerle orantısız olduğunu görüyoruz. Geldiğimiz noktada rakamların bize söylediği gerçek çok daha mütevazı: 2020 yılından bu yana petrol ve doğal gazda elde edilen yaklaşık 5,6 milyon ton petrol eşdeğerine karşılık gelen artış, Türkiye’nin yıllık 170 milyon tona yaklaşan devasa enerji ihtiyacı dikkate alındığında ‘zil takıp oynamaya’ başlamak için yeterli bir seviye değildir. Neticede, Türkiye’nin 2025 yılının tamamında ürettiği doğalgaz, komşumuz İran’ın sadece 4 günlük üretimi kadardır. Yıllık petrol üretimimiz ise Suudi Arabistan’ın 5 günlük üretimine denk gelir.
Sonuç olarak, gaz keşfinin üzerinden hiç de azımsanmayacak 6 yıla yakın bir süre geçti. Ne yazık ki verilen müjdelerin karşılığı olabilecek bir üretim hacmini hâlâ ortada göremiyoruz. Şimdi mutlaka birileri çıkıp yine, "Hele biraz daha sabredin" diyecektir. Ama ömrünün son demlerini indirim kuyruklarında geçiren emeklinin, maaşını daha eline almadan borç taksitlerine rehin bırakan asgari ücretlinin bu hayalleri bekleyecek kadar sabrı kalmış mıdır; emin değilim.
Dr. Nejat Tamzok / Ankara, Şubat 2026