Kazakistan’da yaşananlar basit bir kargaşa mı?

Hüseyin ORTAK

Uzunca zamandır yenilenebilir enerji kapasitesi açısından Türkiye kamuoyu ve iş dünyasının ilgisini çekmesi dışında fazlaca gündemde olmayan Kazakistan’da halkın akaryakıt zamlarını protesto etmesiyle başlayan süreç bir halk ayaklanmasına dönüşmüş ve iktidarı tehdit eder boyutlara gelmiş durumda.

İktidarı tehdit boyutuyla baktığımızda, Nazarbayev’den iktidarı devralan yeni yönetimin eski yönetimle olan uyumlu halef selef ilişkisine bakıldığında ve Kazakistan’ın devletinin genç yaşını dikkate aldığımızda göstericilerin hedefinin siyasal iktidarla  özdeşleşmiş Kazakistan devlet mekanizması olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.

Kazakistan bilindiği gibi dünyadaki büyük fosil yakıt rezervlerine sahip ülkelerinden birisi. Bununla birlikte uranyum rezervleri dünya sıralamasında dikkate değer büyüklükte.. Bir örnek vermek gerekirse Hazar denizindeki Kaşagan petrol alanı rezerv ve üretim kapasitesi olarak dünyanın en büyük petrol alanları içinde ilk sıralarda gelmektedir. Kazakistan son yıllarda ABD ve Hollanda firmalarıylarıyla birlikte yaptığı modernizasyon yatırımlarıyla  petrol işleme kapasitesini de artırmıştır. Büyük doğal gaz ve kömür rezervlerine sahip olan Kazakistan, Orta Asya üzerinden Çin’e ifosil yakıt ihracatı yapmaktadır.  Bu özelliğiyle ABD, Rusya ve Çin’in enerji tedariğindeki önemli fosil yakıt üreticilerindendir.  Dünyanın sayılı  fosil yakıt rezervlerine sahip olan ülke, rezerv geliştirme, iyileştirme ve kapasite artırma çalışmaları ABD ve Rus firmalarıyla birlikte yapılmaktadır.

Böylesine zengin fosil yakıt kaynaklara sahip , petrol, kömür ve doğal gazının büyük kısmını yurtdışına satan, bu yolla büyük ihracat geliri elde eden ve enerjide kendine yeten bir ülkede,  akaryakıt fitalarındaki artış neden halkı sokağa döker? Sanırım bu sorunun cevabı uluslararası ekonomisi ve enerji politikası alanlarında sıkca kullanılan iki kavramda yatıyor. Bunlar: Doğal kaynak ihracatcısı ülkelerin, ihraç mallarına aşırı yüklenmesinden kaynaklanan ulusal üretim faktörlerini dengeli olarak dağıtamamaları ve ihraca konu mallar dışında bir çok mal ve hizmetin ithalatçısı konumuna düşmelerini açıklayan Hollanda Paradoksu.. Bu paradoksa göre,  ihracattan elde edilen hasılanın artmasına karşılık, ithalatı da arttığı için net yoksullaşma süreci yaşanmaktadır. Yıllar önce bu durum: “Allah’ın bize en büyük lütfu petrol vermemesidir. Çünkü verseydi biz de Araplar gibi petrolün üzerine yatar sanayimizi geliştiremezdik…”  cümleleriyle  8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından ifade edilmiştir.

Bu paradoksu belirleyen en önemli unsurlar, tahmin edebileceğiniz gibi hasılanın bölüşümünde ve ülke yönetimindeki olumsuzluklarda yatmaktadır. 

Hollanda Paradoksuyla bağlantılı bir diğer husus ise Doğal Kaynaklar Laneti olarak adlandırılan durumdur. 

Bu durum, evrensel demokratik ilkelere uygun siyasal sistemi benimseyemeyen gelişmemiş ülkelerde, büyük bir ihracat kaynağının bulunması durumunda, bu  ihracat kaynağına petrol ve/veya doğalgaz diyelim, ortaya çıkan zenginleşmenin sınırlı ve oligarşik bir kesime aktarılmasıdır. (Çoğunlukla az sayıda işadamı ve devlet bürokrasisi olarak karşımıza çıkar.) Halkın yoksullaşması pahasına, elde edilen gelirin savurganca harcanması durumunu korumak ise bu oligarşik yapının kendini korumak için iç güvenlik harcamalarını artırmakla kalmayıp, ülkenin tehdit algısını değiştirerek silahlanma  harcamalarını artırması gerçeğini de ifade eder. 

Doğal kaynaklar Laneti olarak adlandırılan bu  olgu, demokrasisi gelişmemiş ülkelerin elde ettiği zenginliğin toplumun iyiliğine harcanmaması ve bu yolla baskıcı rejimlerin kalıcı ve şiddeti artıran rejimler haline gelmesi halidir.

Bu gün uluslararası haber sitelerinde protestocu yaşlı bir Kazak Kadının söyledikleri yeraldı. Cumhurbaşkanı Tokayev’in terör ve ulusal güvenlik temalı

açıklamalarının hemen ardından verilen röportajda kazak kadın:”protestocuların haydut yahut terörist olmadığını, Kazakistanın Nazarbayev ailesinin özel şirketine döndüğünü, ülkede hayat kalmadığı için binlerce nitelikli kazak gencinin ülke dışına gittiğini” kameralara anlatıyordu. 

Kazakistandaki  akaryakıt zamlarına tepki olarak başlayan ve kısa sürede ülkedeki yolsuzluklar ve halkın sosyo ekonomik darboğazda yaşaması nedeniyle şiddetlenen çatışmalar, Kazakistan’ın Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütünü yardıma çağırmasıyla yeni bir içerik kazandı. 

Düz bir nedensellikle bakıldığında Rusya’nın Kazakistan üzerindeki mutlak etkisi ve yetkisi olarak değerlendirilebilecek bu durum çok da öyle değil aslında. Rus nüfusun yaşadığı ve nispeten sakin  kuzey bölgelerindeki Rusyanın toprak ve egemenlik iddaları iki ülke arasındaki büyük gerginlik kaynaklarından bir tanesi durumunda. Bunun yanısıra Rusyanın liderliğindeki Avrasya ekonomik birliğinin siyasal bir birliğe dönüştürülmemesi ve ekonomik içeriğinin korunması konusunda Kazakistan’nın süregelen tavrını da eklersek iki ülke arasındaki gerilim noktalarını netleştirmiş oluruz.

 Bu noktalardan bakıldığında ise Tokayev’in 2002 yılında kurulan Kollektif Güvenlik Anlaşmasının 4. Maddesine dayanarak KGAÖ’ne yaptığı asker çağrısı güvenlik kaygılarından çok Kazakistan özel kuvvetlerinin göstericilere yönelik kullandığı sertliği perdeleme amacı taşıdığı söylenebilir.

Kazakistan’da yaşananlara sadece devlet, güvenlik ve uluslararası jeopolitika noktalarından yaklaşmak, tarihsel  ve ekonomi politik yönleri ihmal edilmiş statik bir yaklaşımdır. 

Tarih ve ekonomi politik perspektiflerinden den baktığımızda,  global sistemin büyük ve güçlü oyuncularının Kazakistanda kendi emperyal ajandaları doğrultusunda davrandıkları bir gerçektir.

Ama, bununla  birlikte  Kazakistandaki ayaklanmaya dönüşen protesto gösterilerinin  ilk kıvılcımını sınıflararası eşitsizlikten aldığı tartışılmaz bir durumdur. Enerji ve enerji hammaddesi üretimi dışında toplumun ucuz ve sürekli enerji temini ve tüketiminin de sosyal refah algısı yönünden çok önemli bir değişken olarak ele alınması gerektiğini göstermesi açısından da ayrıca dikkat çekicidir.  Kazakistan bir süre daha hem insan hakları ve demokrasi hem de fosil yakıt tedariği açılarından  uluslararası kamuoyunun büyütecinde kalmaya devam edecektir.