Kırşan: Fosil çağı yerini mineral çağına bırakıyor

TOBB Maden Meclisi Başkanı İbrahim Halil Kırşan, fosil yakıt çağı geride kalırken kritik mineral çağının başladığını, Türkiye’nin bu sürece uyum için bir Kritik Mineraller Başkanlığı ya da Kritik Mineraller Enstitüsü kurması gerektiğini söyledi.

MEHMET KARA – ÖZEL RÖPORTAJ

Enerji Günlüğü - Dünyada büyük oranda Çin Halk Cumhuriyeti (PRC) hakimiyetindeki kritik mineraller konusu her geçen gün insanlığın gündeminde daha geniş bir yer işgal ediyor. Ancak bu mineraller, klasik değerli metallerden farklı olarak enerji dönüşümü ve elektrikli araçlar başta olmak üzere yüksek teknoloji alanındaki gelişmelerin ortasına yerleşmiş durumda.

ABD’nin Venezuela’ya saldırıp Başkan Maduro’yu kaçırması ve Batı yanlısı olduğu halde Ukrayna yönetimi ile sürtüşmesi de bu alandaki gelişmelerin yansımaları olarak değerlendirilebilir. Zira Washington yönetimi, geleceğin şekillenmesinde kritik rol üstleneceği kesinleşen nadir elementler konusunda geri kalmış olmanın verdiği tedirginlikle bir şekilde inisiyatif alma çabası içinde.

Peki bu alanda Türkiye’de durum ne merkezde? Kritik mineral rezervi var mı? Bu alanda ne tür çalışmalar yürütülüyor? Yapılanlar yeterli mi? Bu alanda söz sahibi olmanın yolu nelerden geçiyor? Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Madencilik Meclisi Başkanı İbrahim Halil Kırşan, Enerji Günlüğü’nün sorularını cevapladı.

Kritik minerallerde dünyada ve Türkiye’de durum nedir?

Dünyaya Tam bir sanayi devriminin ortasındayız. Geçmiş sanayi dönemlerinden farklı olarak hidrokarbonlara, fosil yakıtlara dayalı sistem tamamen geride kalıyor, yeni bir mineral çağı başlıyor. Bu çok iddialı gelse de aslında vardığımız nokta itibariyle, dünyadaki son bir yılda yaşananları incelediğimiz zaman, özellikle Trump’ın Zelenski ile kavgasından sonra kritik mineral, maden konusu dünyanın gündemine hızlı bir şekilde girmeye başladı.

Neden?

Mıknatıs bulamadığınız zaman otomotiv üretemiyorsunuz. Yeşil enerjiye, yenilenebilir enerjiye geçişte kritik minerallerin rolü yadsınamaz bir noktaya geldi. Bu açıdan baktığımızda, eskiye göre altı kat daha fazla madene ihtiyaç duyulduğu bir dünya ortamında, gelecek adına mineral savaşlarının, maden savaşlarının dünyada yoğun bir şekilde devam edeceği kanaati, dünya maden endüstrisinde hakim bir durumda. Dolayısıyla bu yeni çağa adaptasyon noktasında kritik ve stratejik minerallerin çok önem kazanacağı bir döneme girdiğimiz için, dünyadaki ülkelere baktığımız zaman her biri yeni bir pozisyon kapma yarışında. Yeni anlaşmalar yaparak kritik ve stratejik mineral rezervlerini kendilerine bağlama ve bunları endüstrinin kullanabileceği şekle, forma dönüştürme noktasında ciddi bir çalışmaları var.

Türkiye’nin durumu?

Ülkemize baktığımızda ciddi maden potansiyeline sahip bir ülke konumundayız. Ama biz bunları değerlendirme konusunda acaba geri mi kalıyoruz, yavaş mı gidiyoruz soruları var. Türkiye, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bir kritik mineraller listesi hazırladı. Bu doğru bir adım, ancak bu yetmez. Mutlaka kritik mineral strateji belgesinin hazırlanması ve bu çerçevede de kamu bünyesinde özellikle Enerji Bakanlığı, Sanayi Teknoloji Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı’nın koordineli bir şekilde oturup yasal altyapı hazırlayarak bir Kritik Mineral Başkanlığı ya da Kritik Mineral Enstitüsü kurmalarının artık elzem hale geldiği noktadayız.

Var mı bu konuda bir hazırlık?

Yoğun bir şekilde, ayrı kollardan faaliyetler var. Üniversiteler, MTA, Bor Enstitüsü, Tenmak ve Munzur Teknik Üniversitesi gibi kurumlar bu manada ciddi faaliyetler yürütüyorlar. Ancak bunların koordineli bir şekilde yapılması için mutlaka bir üst yapının, Kritik Mineraller Başkanlığı’nın ya da Kritik Mineraller Enstitüsü’nün kurulması, mevcut bölük pörçük çalışmaları koordineli hale getirecek, ülkenin bu konuda bir üst lige çıkması için ciddi bir fonksiyon üstlenecektir.


Özel sektör kritik mineraller konusunun neresinde, hangi ölçekte, hangi takvimde, nasıl pozisyon alabilirler ve hangi alt sektörlere neleri öneriyorsunuz?

Çok yerinde bir soru. Aslında bir Togg var, otomobil üretiyoruz. Bunun batarya konusunda ciddi manada lityuma, grafite, kobalta ihtiyacı var. Diğer aksam noktasında nikele, bakıra, diğer madenlere ihtiyacı var. Biz mesela bu yerli otomobille ilgili ne yapmamız lazım, o konuda bir master plan çalışması var mı, ben göremiyorum. Eti Maden’in bor sahalarındaki atık çözeltilerden lityum elde etmeye yönelik bir çalışması var ama yeterli değil. 700 tonluk tesisin, 7000 tona çıkılabilecek şekilde bir dizaynla kapasitesinin arttırılması mümkün.

Aspilsan gibi, Aselsan gibi, savunma sanayisinde hizmet veren bir sürü firma kendi başına hammadde tedarik boyutu ile ilgili olarak bazı çalışmalar yapıyor. Ancak bunların halen yeterli noktada olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla şiddetli manada, hem özel sektörün hem kamunun işin içinde bulunacağı bir üst yapı bu manada ülkemizi çok daha iyi noktalara taşıyabilir.

Kritik mineraller otomotiv için neden bu kadar önemli?

ABD Başkanı Donald Trump geçenlerde bir toplantıda “bana mıknatıs lazım” dedi. Çünkü klasik araçlarda piston ne ise aslında elektrikli araçlarda da mıktanıs o. Dolayısıyla bu noktada geleceği tasarlama noktasında bir fonksiyon icra etmemiz için çağa ayak uydurmamız, çağın gerisinde kalmadan bu konuda inisiyatif alarak ülkemizi hızlı bir şekilde bu sürece adapte etmemiz gerekiyor.

Aselsan, Aspilsan, Eti Maden ve MTA kamu kuruluşlarının dışında Türk özel sektöründe hangi alt sektörler kritik madencilik işine yakınsayacaktır?

İşin madencilik tarafındayız. Daha çok uç ürünler, metal noktasında bulunması gereken konular. Ancak özellikle savunma sanayisinde hizmet veren birçok firmanın hammadde faaliyetleri ile ilgili çok yoğun çalışmalar yürütüyor. Bunların çok daha iyi noktalara taşınması önem arz ediyor. Bölük pörçük irili ufaklı çalışmalarının bir şekilde bir üst yapı ile desteklenerek ülkemizin çok daha iyi mesafe kat edeceğini düşünüyorum.

Mehmet KARA - Enerji Günlüğü / İSTANBUL