Kömürün gölgesinde COP31 liderliği: Türkiye ve Avustralya

Dr. Nejat TAMZOK

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferanslarının otuz birincisi (COP31), bu yıl 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da Türkiye’nin ev sahipliği ve başkanlığında düzenlenecek. Zirve boyunca gerçekleştirilecek müzakerelerin başkanlığını ise Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı yürütecek.

Konferans, iklim kriziyle küresel düzeyde mücadele etmek amacıyla ülkelerin her yıl bir araya geldiği en üst düzey karar organıdır. Bu nedenle, iklim değişikliğinden kaygılanan ve küresel sıcaklık artışını 1,5 derece sınırında tutma hedefine ulaşmak için fosil yakıtların terk edilmesi gerektiğini savunan herkesin gözü kulağı konferans boyunca yapılacak kritik müzakerelerde olacak.

Bununla birlikte, fosil yakıtlardan, öncelikle de kömürden çıkışın küresel ölçekte hızlandırılmasına yönelik kararlar alması beklenen bir zirveye, kömürle güçlü ekonomik ve yapısal bağları olan iki ülkenin liderlik etmesi dikkat çekici bir gerilime işaret ediyor.

Zirvenin geçici programında doğrudan bir "kömürden çıkış" oturumu henüz görünmese de bu konunun konferans boyunca en fazla gündeme gelecek meselelerden biri olması beklenmekte. Dolayısıyla, toplantının ev sahibi Türkiye ve müzakere yöneticisi Avustralya’nın kömür politikaları ile toplantının temel hedefleri arasındaki yapısal gerilimin COP31'e damga vurması muhtemeldir.

Avustralya: İçeride Enerji Dönüşümü, Dışarıda Kömür İhracatı

Aslında, her iki ülkenin de ulusal iklim hedefleri ile kömürle olan ekonomik ilişkileri arasında belirgin bir uyumsuzluk bulunuyor. Örneğin Avustralya Hükümeti, artan küresel emisyonlar nedeniyle iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini şimdiden hissettiklerini açıkça kabul ediyor.[1] Resmi olarak ortaya koyduğu iddialı iklim hedefleri arasında ise sera gazı emisyonlarını 2035 yılına kadar 2005 seviyelerinin %62-70 altına düşürmek ve 2050’ye kadar net sıfır emisyona ulaşmak bulunmakta. Bu hedeflere paralel olarak, yurt içinde fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara doğru ciddi bir dönüşüm süreci yaşanmakta ve kömürün enerji tüketimindeki payı gerilemekte. On yıl önce birincil enerji talebinin yaklaşık %32’sini kömür karşılarken, bugün payı %25’e kadar düştü.[2] Benzer şekilde, on yıl önce %63 olan kömürün elektrik üretimindeki payı, günümüzde yaklaşık %42 seviyesine geriledi.[3]

Ancak Avustralya, ülke içinde “net sıfır” hedefleri belirleyip kömür kullanımını azaltmaya yönelik politikalar yürütürken, uluslararası pazarlara yaptığı kömür ihracatında herhangi bir sınır tanımıyor. Ürettiği kömürün %85’e yakın kısmını dışarıya ihraç eden Avustralya, küresel kömür ihracatının yaklaşık dörtte birini gerçekleştirmekte.[4] Neticede, iç tüketimindeki ağırlığı azalsa da gerçekleştirdiği büyük ölçekli ihracat hacmi nedeniyle dünyanın en fazla kömür üreten ilk beş ülkesi arasında yer alıyor.[5] Üstelik ilk beşteki yerini neredeyse otuz yıldır muhafaza ediyor.

Dolayısıyla, Avustralya’nın yurt içi enerji dönüşümü ile küresel kömür arzındaki rolü birbirinden büyük ölçüde bağımsız ilerlemekte. İhracat kaynaklı emisyonlar, envanter kuralları gereği ihracatçının değil ithalatçının hanesine yazıldığı için, Avustralya kömür ihracatını sorumluluk alanı olarak görmemekte ve ulusal iklim hedeflerinin kapsamı dışında bırakmakta.

Türkiye: Enerji Güvenliği Meselesi ve Kömürün Değişmeyen Konumu

Ev sahibi Türkiye’nin enerji ve iklim dengesine bakıldığında, yine benzer bir uyumsuzlukla karşılaşılıyor. Ülkenin uzun vadeli iklim hedefleri arasında sera gazı emisyonlarının en geç 2038’de zirve yapması, bu tarihten sonra düşüşe geçmesi ve 2053 yılına kadar net sıfır emisyon noktasına ulaşılması yer alıyor.[6] Bu amaçla, yenilenebilir kaynakların enerji sistemine dahil edilmesinde son yıllarda kayda değer bir mesafe alındı. Ancak, Türkiye’nin kömürle olan ekonomik bağları da -Avustralya gibi üretim ve ihracat tarafında değil ama - tüketim ve ithalat tarafında oldukça güçlü.

Türkiye, bugün dünyada en fazla kömür tüketen ilk on ülke arasındadır.[7] Son on yılda tüketimini bir önceki on yıla göre artıran dünyadaki on beş ülkeden biridir, üstelik bu artışı en yüksek oranda gerçekleştiren sekizinci ülkedir. İhtiyaç duyduğu birincil enerjinin karşılanmasında kömürün payı son on yıldır kayda değer bir değişim göstermemiş ve %25-28 arasında seyretmiştir. On yıl önce elektriğinin yaklaşık %30’unu kömürden elde ederken, 2025’te %34’ünü kömürden sağlamıştır.[8] Bu tablo, kömürün Türkiye’nin enerji sistemindeki önemini koruduğunu net olarak gösteriyor.

İklim Hedefleri ile Ulusal Çıkarlar Arasındaki Gerilim

Kömürden ciddi ihracat geliri elde eden Avustralya ile artan enerji talebi ve arz güvenliği kaygılarıyla kömürü sistemde aynı ağırlıkta tutmaya devam eden Türkiye, küresel iklim zirvesine ortak liderlik yapacak. Bu durum, iklim diplomasisinin çözüm üretmekte zorlandığı temel bir açmazı bir kez daha gözler önüne seriyor. Her iki ülkenin ulusal düzeyde ilan ettiği iklim hedefleri kâğıt üzerinde bir kararlılığa işaret etse de mevcut kömür politikaları, masaya konulan taahhütler ile sahadaki pratikler arasında tam bir uyum bulunmadığını açıkça göstermekte.

Küresel iklim hedeflerine ulaşılması fosil yakıt kullanımının hızla azaltılmasını zorunlu kılarken, ülke yönetimlerinin “ulusal çıkar” tanımlamaları tam aksine fosil yakıtları sistemde tutmayı teşvik edebilmekte. Kömürden vazgeçmek, Avustralya ekonomisi için önemli bir gelir kaybı, Türkiye içinse enerji arz güvenliğinde bir zafiyet anlamına geliyor. Bu gerçeklik, kömürden çıkış söylemlerinin ülkelerin ekonomik yapıları ve enerji güvenliği öncelikleriyle çelişebileceğini göstermekte. Nitekim her iki ülkenin de kömürden çıkış için ulusal bir takvim hazırlamamış olması, bu gerçeğin bir göstergesi olarak okunabilir.

COP28, Birleşik Arap Emirlikleri devlet petrol şirketi ADNOC’un CEO’su Sultan Al Jaber’in başkanlığında toplanmış ve yine de enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısı içeren bir karar çıkarabilmişti. Hidrokarbon ihracatçısı Azerbaycan’ın ev sahipliğindeki COP29’da ise fosil yakıtlar konusunda ancak sınırlı bir ilerleme sağlanabildi. Ekonomik ve stratejik çıkarları nedeniyle kömürden vazgeçemeyen iki ülkenin başkanlığındaki COP31’in sonuçlarının ne olacağını ise bekleyip hep birlikte göreceğiz.

Ankara, Ekim 2026


[1] Australian Government, Department of Climate Change, Energy, the Environment and Water, “Net Zero”, https://www.dcceew.gov.au/climate-change/emissions-reduction/net-zero, 25 November 2025.

[2] Australian Government, Department of Climate Change, Energy, the Environment and Water, “Australian energy consumption - fuel type”, https://www.energy.gov.au/energy-data/australian-energy-statistics/data-charts/australian-energy-consumption-fuel-type, 2026.

[3] Australian Government, Department of Climate Change, Energy, the Environment and Water, “Australian electricity generation - fuel mix”, https://www.energy.gov.au/energy-data/australian-energy-statistics/data-charts/australian-electricity-generation-fuel-mix, 2026.

[4] Australian Government, Geoscience Australia, “Coal”, https://www.ga.gov.au/aecr2026/coal, 2026.

[5] Energy Institute, Statistical Review of World Energy - 2026, https://www.energyinst.org/statistical-review/home, 2026.

[6] İklim Değişikliği Başkanlığı, 2053 Uzun Dönemli İklim Stratejisi, https://iklim.gov.tr/db/turkce/dokumanlar/turkiyenin--8230-3143-20250210095501.pdf, 2024.

[7] Energy Institute, Statistical Review of World Energy - 2026, https://www.energyinst.org/statistical-review/home, 2026.

[8] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, “Elektrik”, https://enerji.gov.tr/bilgi-merkezi-enerji-elektrik, 2026.