Kötü mühendisten iyi çevreci çıkmaz!

Mehmet ASLAN

Memleketimizde yeteri kadar, hatta bazen yeterinden de fazla, mebzûl miktarda şair var. Üstelik bunlardan birisi birkaç kez Başbakan bile oldu biliyorsunuz. Gerçi Şair Can Baba pek hazzetmedi galiba bu işten. Şöyle yazdı:

“Kötü şairden iyi başbakan çıkmaz

İyi şair zâten başbakan olmaz”

Ama kötü şairlerin intikamı korkunç oldu Can Baba’dan. Çiziktirdikleri ne kadar zırva varsa altına Can Yücel yazıp internette yayınlayıp duruyorlar hâlâ. Biz okumaktan bıktık, onlar şairlikten bıkmıyor.

Yani diyeceğim, iyisiyle kötüsüyle bu kadar çok şair varken, ilaveten mühendislerin de şair olmasına hiç gerek yok. Kötü şairden iyi mühendis çıkar mı, onu bilmem. Ama bildiğim bir şey varsa, mühendis dediğin şair olmaz, olabilirse sadece mühendis olur. Bu yeter.

Ama maalesef öyle olmuyor. Bazı mühendislerimizin bazen mühendisliği filan bir yana bırakıp, şairane bir hevesle en sıkı çevreci’den daha çevreci olduklarını, birdenbire şiir okumaya başlamalarından anlıyoruz. Şiir de şiir olsa yüreğim yanmayacak: Fuzulî’nin, Nazım Hikmet’in, Yahya Kemal’in, Cemal Süreya’nın memleketinde Turhan Oğuzbaş veya Yılmaz Erdoğan okumak gibi bir şey bu: “Ne termik ne nükleer / Rüzgâr güneş bize yeter!”

Bazen de çevreci’lerin mühendislik tasladıklarına şahit oluyoruz. (Burada elbette ki, Çevre Mühendisliği’nden bahsetmiyoruz. Çevre Mühendisliği de en sonunda bir mühendislik’tir ve çevrecilik’ten farklıdır.) Kastettiğimiz şey, hesap hendese ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir takım kişilerin üstlerine vazife olmayan konularda ahkâm kesmeleridir.

Oysa herkes kendi işini yapsa ne iyi olurdu. Yani çevreci’ler çevrecilik’lerini bilseler (ekoloji dünyada gitgide başlı başına bir bilim ve felsefe dalı haline geliyor ve bağımsız politik bir güç olarak ortaya çıkıyor) ve mühendisler de kendi disiplinleri içinde titizlikle işlerini yapsalar… İkisi birbirine karışınca, epeyce trajikomik durumlar ortaya çıkabiliyor.

Ne demek istediğimizi daha anlaşılır kılabilmek için en iyisi somut örnekler üzerinden gidelim ve önce “mühendislik taslayan çevreciler”den başlayalım.

TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) girişimiyle çeşitli üniversitelerden bir grup akademisyen tarafından hazırlanan ve bu Vakıf tarafından sahiplenilen “TERMİK SANTRAL ETKİLERİ UZMAN RAPORU: Konya-Karapınar Kapalı Havzası” başlıklı bir Rapor 2013 yılının Kasım ayında yayınlandı. Bu Rapor’da hemen gözümüze takılan pek iddialı bir görüşü, yani santral yapıldığı takdirde “Karaman-Ereğli-Karapınar arasındaki bütün yeraltı suyunun çekilmesi anlamına gelir” görüşünü incelemeye karar verdik ve aşağıda sunduğumuz eleştirimiz ortaya çıktı.

Bu eleştirimiz 7 Aralık 2013 tarihinde ee710 ve EnergyNewsletterTurkey gibi çeşitli sektörel tartışma platformlarında yayınlandı. Ayrıca yazar veya kurum olarak konunun muhatabı olan kişi ve kuruluşlara da özel mesaj olarak gönderildi.

Buyrun...

Değerli Grup Üyeleri,

TEMA’nın “Konya Karapınar Kapalı Havzası” için hazırlattığı “Termik Santral Etkileri Uzman Raporu” gerçekten ilginç bir Rapor. Vakit ayırıp biraz okuyalım dedik, hayretler içinde kaldık. Görüşlerimiz aşağıdadır.

Sözkonusu santral projesinin esas olarak Karapınar-Konya-Türkiye ve Dünya üzerindeki çevresel anlamda olumsuz etkilerinin incelendiği Rapor’da biz sadece Termik Santral Soğutma Suyu ihtiyacı nedeniyle ortaya çıkacak etkilerin incelendiği bazı bölümler üzerinde duracağız.

Rapor’un 10. Sayfasında aşağıdaki bölüm yer alıyor:

“600 MW gücünde bir birimin 20-22 m3/sn soğutma suyuna ihtiyaç duyduğu hesaplanmaktadır. Ortalama bir hesaplamaya göre, 1 MW’lık bir termik santral kapasitesi için kesintisiz en az 15 lt/sn soğutma suyuna gereksinim vardır. Karapınar’daki termik santralin EÜAŞ verilerine göre inşa edileceği düşünülürse; 5.870 MW kurulu kapasite için 88 m3/sn= 5.283 m3/dak= 316.980 m3/saat=7.607.520 m3/gün=2.776.744.800 m3 /yıl soğutma suyu kullanılması gerekecektir.

Yörede, iklim değişikliği, sulu tarım gibi sebeplerle su varlığının hızla azaldığı ve artık baraj yapılabilecek akarsu ve göl kalmadığı göz önüne alınırsa; kurulacak bir termik santral işletmesinin soğutmada kullanabileceği tek su kaynağı yeraltı suyudur.

EÜAŞ’ın beyan ettiği gibi, bu kömür yatağı 5.870 MW termik kapasiteyi 30 yıl destekleyebilecek ise, burada 10 adet 600 MW’lık birim kurulmalıdır ve bunun için en az 88 m3/sn; yani, 88.000 lt/sn. su bulunması gerekmektedir. Bu durum ise, yeraltı suyunu kullanarak soğutma sağlamak için 10 lt/sn su verebilecek 8.800 adet yeraltı suyu kuyusunun sürekli çalışması anlamına gelmektedir. Alansal olarak bakılırsa; bu kuyuları 200’er metre ara ile yerleştirseniz km2’ye ancak 25 kuyu sığmakta ve yaklaşık 350 km2’lik bir alandan 30 yıl boyunca sürekli yeraltı suyu çekilmesi gerekmektedir. Yani bu, Karaman-Ereğli-Karapınar arasının bütün yeraltı suyunun çekilmesi anlamına gelecektir.”

Ayrıca Rapor’un 51. Sayfasında da aşağıdaki paragraflar bulunuyor:

“Termik santral bazında kullanılan soğutma suyunun boyutlarının daha net anlaşılabilmesi için Ceyhan Adularya Termik Santrali’nde kullanılan su miktarını örnek verebiliriz: 2 x 665 MW kapasiteli Ceyhan Adularya Termik Santrali’nin ÇED Tanıtım Dosyası’nda denizden çekilecek soğutma suyunun 180.000 m3/saat=1.576.800.000 m3/yıl olacağı belirtilmiştir. Bir başka örnek olan Yatağan’da ise 3 x 210 MW’lık güç için, saniyede 9 m3 su tüketimi gerçekleşmektedir. 600 MW gücünde bir birimin 20-22 m3/sn soğutma suyuna ihtiyaç duyduğu hesaplanmaktadır. Ortalama bir hesaplamaya göre, 1 MW’lık bir termik santral kapasitesi için kesintisiz en az 15 lt/sn soğutma suyuna gereksinim vardır. Karapınar’daki termik santralin EÜAŞ verilerine göre inşa edileceği düşünülürse; 5.870 MW kurulu kapasite için 88 m3/sn = 5.283 m3/dak = 316.980 m3/saat = 7.607.520 m3/gün = 2.776.744.800 m3/ yıl soğutma suyu kullanılması gerekecektir.

DSİ ve Kalkınma Bakanlığı Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından yapılan hesaplamalara göre, bütün Konya Havzası’nın emniyetli yeraltı suyu verimi 2,435 milyar m3/yıl’dır. Konya Havzası'nın tüm yeraltı suyu çekilse dahi, 5.870 MW’lık bir tesis için gereken 2,5-3 milyar m3/yıl’lık soğutma suyunu karşılaması mümkün değildir.”

Bu paragraflarda termik santral soğutma suyu kullanım miktarının biraz (yaklaşık 20 - 50 kat arasında) abartıldığı görüşündeyiz.

Ancak o detaya girmeden önce, aynı paragraf içinde yer alan üç ayrı cümlede MW başına soğutma suyu kullanımı için üç farklı değer verilmesi, rakamların yanlışlığı bir yana, Rapor’daki ifadelerin kendi içinde birbirleri ile çeliştiğini göstermektedir:

1 - “Bir başka örnek olan Yatağan’da ise 3 x 210 MW’lık güç için, saniyede 9 m3 su tüketimi gerçekleşmektedir.” Bu cümleye göre hesaplanınca: 51,4 m3/saat/MWe

2 - “600 MW gücünde bir birimin 20-22 m3/sn soğutma suyuna ihtiyaç duyduğu hesaplanmaktadır.” Bu cümleye göre hesaplanınca: 126 m3/saat/MWe

3 - “Ortalama bir hesaplamaya göre, 1 M W’lık bir termik santral kapasitesi için kesintisiz en az 15 lt/sn soğutma suyuna gereksinim vardır.” Bu cümleye göre ise: 54 m3/saat/MWe.

El-insaf! Şimdi biz bunların hangisine inanacağız.

Bizim bildiğimiz ise şudur: Termik Santralların tek bir soğutma tipi yoktur, yerine göre kullanılan değişik şekilleri vardır:

1 - Açık çevrim soğutma: Raporda bahsedilen Ceyhan Adularya Santralı gibi denizden (veya büyük göllerden) beslenen, soğutma suyunun kondensere girip herhangi başka bir işleme (soğutma kulesi v.s.) tabi tutulmadan sistemi terk ettiği soğutma tipi. (Kemerköy, Ambarlı Fuel Oil, v.s.)

1 - Kapalı çevrim ıslak tip soğutma kuleli soğutma sistemi. (Afşin, Yatağan, Soma, Tunçbilek, Seyitömer, …)

2 - Kapalıçevrim kuru tip soğutma kuleli (Heller Tipi) soğutma sistemi (Hamitabat, Çan, Enerjisa Tufanbeyli)

3 - Havalı Soğutma Sistemi

Rapor’da Karapınar için bunlardan hangisinin kastedildiğini bilemiyoruz. Ancak aynı paragraf içinde Ceyhan Adularya ile Yatağan’ın aynı kaba konulduğunu fark edince sadece elmalarla armutların toplanması gibi bir abesle iştigal durumunun olduğunu anlayabiliyoruz. Üstelik besbelli ki Karapınar gibi bir yerde su sarfiyatını hesaplamak için açık çevrim (denizden soğutma) yöntemini esas aldıkları anlaşılıyor. Yoksa Konya’ya deniz geldi de bizim mi haberimiz olmadı?

Oysa Türkiye’de en çok kullanılan ve muhtemelen Karapınar’da uygulanacak olan projelerde de tercih edilebileceğini düşündüğümüz Kapalı Çevrim Islak Tip Soğutma Kuleli Soğutma Sistemi’nde santral soğutma suyu ihtiyacı MW başına yaklaşık 2,5 m3/saat’tir. Yani Yatağan Termik Santralı için soğutma suyu ihtiyacı yılın en sıcak zamanlarında bile Rapor’da belirtildiği gibi 9 m3/sn = 32400 m3/saat değil, sadece 630 x 2,5 = 1575 m3/saat’tir. (Arada sadece 20 kat fark var!) Üstelik bildiğimiz kadarıyla, Karapınar santralı için şimdiden uygulanmaya başlanmış herhangi bir proje bulunmamaktadır. Belki de Heller Tipi soğutma sistemi tercih edilecektir ve o zaman Islak Tip Soğutma Kuleli Sistemden bile çok daha az (yaklaşık onda bir oranında daha az) soğutma suyu kullanılacaktır.

Islak Tip Soğutma Kulesi seçildiğinde ve Karapınar Santralı’nın yılda 7000 saat çalıştığı farz edilirse 5870 x 2,5 x 7000 = 102.725.000 m3/yıl soğutma suyu ihtiyacı hesaplanacaktır. Bu ise Rapor’da bahsedilen rakamdan tam 27 kat daha azdır. Hele Heller Sistemi kullanılırsa 270 kat daha az!

Tabii hesap Rapor’daki gibi olunca Konya havzasının bütün yer altı suyu bir tek Karapınar Santralı’nın soğutma suyu ihtiyacına yetmiyor! Aman Allahım, ne kadar trajik bir durum! Ama burada trajik olan elbette ki meydana gelecek olan bu muazzam boyutlu çevresel felaket(!)ten ziyade, birçok açıdan bizim de haklı gördüğümüz, doğal çevrenin korunması için mücadeleyi hedefleyen bir görüşün bu derece zavallı ve komik bir duruma düşürülmesidir. Ne demişler: Bir görüşü rezil etmenin en kolay yolu, onu acemice savunmaktır.

Rapor hakkında denilecek birçok şey daha var, ama şimdilik diyeceklerimiz bu kadardır…

Elbette ki bilgisizlik, yetersizlik veya dikkatsizlik nedeniyle bizim görüşlerimizde de bazı hatalar bulunabilir. Bunların gösterilmesi halinde hiç tereddüt etmeden düzelteceğimiz ve bu tür eleştirilere teşekkür edeceğimiz bilinmelidir.

Selamlar, saygılar…

Mehmet Aslan

Bu yazının özel olarak gönderildiği adresler:

Prof. Dr. Ali Osman Karababa akarabab@med.ege.edu.tr

Prof. Dr. İsmail Duman iduman@itu.edu.tr

Deniz Ataç tema@tema.org.tr

Yukarıdaki isimlerden bugüne kadar şahsıma veya kamuoyuna herhangi bir cevap veya açıklama gelmemiştir.

Ama daha da ilginç olanı, yukarıda eleştirdiğimiz “Termik Santral Etkileri Uzman Raporu: Konya-Karapınar Kapalı Havzası” başlıklı Rapor hâlâ (tam 7 yıldır) aşağıdaki adreste sanki hiçbir şey olmamış gibi yayınlanmaya devam edilmektedir:

Termik Santral Etkileri Uzman Raporu: Konya-Karapınar Kapalı Havzası

İnanmazsanız bakabilirsiniz…