Küresel ısınma kastedilen, dünyadaki genel sıcaklık artışıdır. Paris İklim Sözleşmesi ile küresel ısınmanın, 1,5°C ile sınırlandırılması benimsendi. Aslında Paris İklim Anlaşması’na kadar iklim değişikliği ile mücadele hedefi 2100 yılına kadar sıcaklık artışının 2°C’de tutulması şeklinde belirlenmişti. 2°C lafzı da ilk defa 1975 yılında ekonomist Willam Nordhaus tarafından ortaya atıldı.
Paris İklim Anlaşması’nda ise özellikle V20 (vulnarable-en hassas, kırılgan) ülkeler grubunun mücadelesi ve Avrupa Birliği’nin (AB) desteğiyle bu hedef 2100 yılına kadar sıcaklığı 1,5°C seviyesinde tutmak şeklinde revize edildi.
Peki bu sadece kaydî bir indirim mi yoksa Paris Anlaşması’na taraf ülkeler gerçekten bu hedefin gereğini yapıyor mu?
2100 yılında 1,5°C hedefi olmasına rağmen pratikte durum ne? AB iklim gözlem servisi olan Copernicus’a göre 2024 yılı kayıt altına alınmış olan en sıcak yıl oldu. Buna göre, 2024 yılı sanayi öncesi sıcaklıkla karşılaştırıldığında 1,55°C üzeri sıcaklığa çıkmış olan ilk takvim yılı oldu.
Burada Paris Anlaşması’ndaki 1,5°C hedefinin aşıldığını söylemek için uzun dönemli ortalamanın alınması gerektiğini ve 2024 yılında sıcaklığın 1,55°C artmasının hedefin aşıldığı anlamına gelmediğini de belirtmek gerekir.
Ancak yine de 2024 yılı verileri insanlık için bir uyarı niteliğinde diyebiliriz. Sıcaklık artışlarının bu şekilde devam etmesinin, hedefe ulaşılamayacağını gösteren bir eşik değer olduğunu söylemek mümkün.
Yine Copernicus verilerine göre, 2025 yılında da sıcaklık ortalamasının sanayi öncesine göre 1.47°C arttığı tespit edildi. Aynı kurum 2023-2025 arası 3 yıllık sıcaklık ortalamaları ilk defa 1,5°C sınırını aştı. Bu minvalde, bilim insanları bunun geçici bir durum olmadığını, önemli bir dönüşüm gerektiren, “tehlikeli bir yeni normal” olduğunu belirtiyor.
Emisyon seviyesi açısından baktığımızda da karşımıza Küresel Karbon Bütçesi çıkıyor. Küresel ısınmayı belirli bir derece (1,5°C) tutabilmek için atmosfere salınabilecek toplam karbondioksit miktarını ifade eden Küresel Karbon Bütçesi için de tehlike çanları çalıyor. Yaklaşık 170 milyar ton CO₂’ten oluşan Küresel Karbon Bütçesi, 2100 yılına kadar sıcaklığı 1,5°C seviyesinde tutmak için neredeyse bütçenin tükenmek üzere. Uzmanlar mevcut emisyon hızıyla 170 milyar ton CO₂’lık bütçenin sadece 4 senede tükeneceği öngörüsünde bulunuluyor.
Benzer bir gelişme fosil yakıt kullanımında da görülüyor. 2025 yılında CO₂ emisyonu 2024 yılına göre yüzde 1,1 artış ile 38,1 milyar tona ulaşarak yeni bir rekor kırdı. Yani bu durum temiz enerji yatırımlarının fosil yakıtların tüketimine göre yetersiz kaldığı anlamına geliyor.
Bu bağlamda hem yapılan bilimsel çalışmalar hem de IPCC raporları, yakın bir vadede mutlak şekilde 1,5°C’lik sınırın aşılacağını açıklıyor.
Sadece IPCC raporları değil, önemli iklim bilimcilerden NASA eski çalışanı Dr. James Hansen de uzun yıllardır sıcaklığı 2 ya da Paris Anlaşması ile 1,5°C’de tutma hedefinin gerçekçi olmadığını ve devletlerin verdiği hali hazırdaki taahhütler ile kısa süre içinde hedef miktarın aşılacağını iddia ediyor. Hansen’e göre iklim değişikliği müzakerelerinin mevcut haliyle ve devletlerin taahhütlerinin gerçekçi seviyelere çıkmadığı sürece 2100 yılında sıcaklık artışının 4,5°C civarında olacağını savunuyor.
Sıcak artışının bu seviyelerde gerçekleşmesinin de son derece ciddi sonuçlar doğuracağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Hedef ve gerçekçiliğini bu şekilde özetlersek, bu noktada taahhütler ve gerçekle uyumunu değerlendirmek gerekiyor.
BM Çevre Programı’nın (UNEP) yıllık olarak yayımladığı 2025 yılındaki son Emisyon Açığı Raporu’nda devletlerin verdiği mevcut taahhütlerle bu yüzyılın sonunda ısınmanın 2,3-2,5°C seviyelerinde olacağı belirtiliyor. 1,5°C hedefin tutturulması için 2035 yılında kadar devletlerin 2019 yılına kıyasla %55 emisyonları azaltmaları gerekiyor ancak ülkelerin Paris İklim Anlaşması çerçevesinde verdikleri Ulusal Katkı Beyanları (NDC) ancak %12 emisyon azaltımı sağlıyor.
Bir de buna dünyayı Çin ile birlikte en çok kirleten, en büyük emisyon üreten ülkesi olan ABD’nin hem Paris İklim Anlaşması hem de UNFCCC’den çıkma kararı alması eklendi. Bu gelişme, iklim değişikliği müzakerelerinde diğer devletlerin motivasyonlarını olumsuz etkilerken, 1,5°C hedefinin de gerçeklememe ihtimalini son derece arttırıyor.
Sonuç olarak, bilimsel veriler ve yetersiz kalan taahhütler, 1,5°C hedefinin ancak güçlü bir siyasi niyet ve radikal bir politika dönüşümüyle korunabileceğini açıkça ortaya koyuyor. Bu kritik eşikte, retoriğin ötesine geçilerek 'küresel düşün, yerel uygula' mottosunun her düzeyde samimiyetle hayata geçirilmesi, iklim krizine karşı verilen mücadelenin başarısı için temel belirleyici olacaktır.