Kuşun kanadı, santralin türbini

Kerem Ali BOYLA

Kuşlar, gezegenimizi paylaştığımız, doğal yaşamda en samimi olduğumuz diğer canlı türlerinin başında geliyor. Antarktika ve Himalaya dağlarının en tepesi dahil, dünyanın her tarafında bulunuyorlar. Rengarenk tüyleriyle bizi etkiliyor, tatlı şakımalarıyla müziğe ilham oluyorlar. En önemlisi tarih boyunca hayal ettiğimiz, ancak son 100 yılda gerçekleştirebildiğimiz bir şeyi, çok rahatlıkla yapabiliyorlar: Uçmak!

Amerika Birleşik Devletleri’nde 1970 enerji krizinden sonra 1981’de Kaliforniya’nın dağlarında Altamont bölgesinde 4930 türbinlik devasa bir rüzgâr enerji santrali kurulur. Bu sahada yılda 1300 şahin, doğan ve kartal gibi yırtıcı kuşun öldüğü tespit edilir. Kaya kartalı, birinci kalite yaşam alanı niteliğindeki bu bölgede tamamen yok olur. Kaliforniya kaya karalı nüfusu ise yüzde 30 düşer. Bu olay rüzgar santrallerinin kuşlar üzerindeki etkisin konusunda bir milat olur.

Bu hikayenin çok anlatılmayan bir de devamı var. Daha sonra Kuzey Amerika’nın en büyük sivil toplum kuruluşlarından Audubon Derneği ile Kaliforniya Sürdürülebilir Enerji İadresi ve en fazla türbini işleten firma bir araya gelerek rüzgar enerji santrali (RES) alanındaki türbinleri revize ederler. Küçük kapasiteli türbinleri daha az sayıda ancak daha yüksek kapasiteli türbinlerle değiştirirler. Hassas bölgelerdeki türbinleri de tamamen kaldırırlar. Ayrıca 2,5 milyon dolarlık bir fonu, yırtıcı kuşların yaşam alanlarını restorasyon için ayırırlar. Yani bir nevi enerji sektörü ve çevre kuruluşları orta yolu bulurlar!

Altamont tecrübesinden sonra rüzgâr yatırımcıları ve bu tip projelerin finansörleri için birçok rehber ve kılavuz hazırlandı. Özellikle çevre konusunda risk almak istemeyen yabancı finans kuruluşları, ülkemizdeki santral yatırımlarında da aynı hassasiyeti bekliyor, bu kılavuzların eksiksiz uygulanmasını talep ediyor.

2008 senesinde Osmaniye’de kurulan 135 MW kapasiteli Gökçedağ RES için IFC (International Finance Corporation) tarafından sağlanan 180 Milyon Avro’luk finansman, alanın kuş göç yolları üzerinde olabileceği nedeniyle kitlenmişti. Daha sonra devreye giren uzman, 70 kilometre uzaktaki Belen Boğazındaki göç yolunun alanı etkilemediğini yaptığı sayımlarla tespit etmiş, finans engeli aşılmıştı.

Bu olay da Türkiye RES tarihinde bir milat olmuş, daha sonra Rotor Enerji’yi bünyesine alan Zorlu Enerji’nin o dönemki Genel Müdürü, bir gazeteye verdiği demeçte, söz konusu yatırım sahasına 500.000 dolar değerinde bir radar sistemi satın alındığını açıklamıştı.

Peki, kuşların derdi nedir? Acaba rüzgâr santralini görmeyip inatla kanatların arasından geçmeye mi çalışıyorlar? Öyleyse, neden? Bu sorunun cevabı çok basit olmasa da çeşitli gruplarda bunu incelemeye çalışalım.

Rüzgâr santrali yatırımlarından en çok etkilenen kuşların başında göçmen kuşlar geliyor. Göçmen kuş deyip geçmeyin, zaten Türkiye’deki her 4 türün 3’ü göçmen kuştur. Göçmen kuşların çoğunun rüzgâr enerji santralleriyle bir derdi yok. Ancak süzülen göçmen kuşlar (İng. migratory soaring birds) tabir edilen yırtıcı kuşlar, leylekler ve pelikanlar gibi iri gövdeli kuşlar için durum farklı. Bu kuşlar, Avrupa ile Afrika arasındaki uzun göçleri sırasında belirli noktalarda çok yüksek sayılarda yoğunlaşırlar. İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı, Çoruh Vadisi ve Hatay gibi noktalarda 500.000 leylek ve 1.000.000 yırtıcı kuş sayılabilir.

Süzülen göçmen kuşların yoğunlaştıkları alanlar uzun yıllar öncesinde Dünya Kuşları Koruma Birliği (BirdLife International) tarafından “önemli dar boğaz alanı” (Bottleneck Area) olarak tespit edilmiştir. Son olarak Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile ortak bir projede bu kuşların korunması için projeler yürütülüyor. Rüzgâr enerjisi, bu çalışmaların odağında yer alıyor. Bu projede, yatırımcıların riskli alanlardan uzak durması için dinamik bir hassasiyet haritası hazırlanmıştır. Bu tip hassas alanların haritaları, risklerden uzak durmak isteyen yatırımcılara kılavuz niteliğindedir. http://migratorysoaringbirds.undp.birdlife.org/en/sensitivity-map

Aslında rüzgar santrallerinden etkilenen kuş grupları sadece bunlardan ibaret değil. Başka gruplar da söz konusu. Ama en iyisi onları bir başka yazıda anlatmak üzere asıl konumuza dönelim.

Rüzgâr yatırımcısı, gerek lisans aşamasında, gerek ÇED sürecinde çevreyi gözeterek devlete karşı sorumluluğunu yerine getirir. Ancak ülkemizdeki ÇED raporlarının çoğu kuşlar konusunda yeterli araştırma ve bilgileri içermeyebiliyor.

Çoğu çalışmada alanda gözlem yapılmaz, çeşitli ikinci kaynaklarda yayımlanmış göç haritaları kullanılır, rüzgâr santrallerine olan mesafesi hesaplanır ve santralin güvenli olduğu iddia edilir. Ancak ÇED sürecini tamamlamış yatırımcı, çoğunlukla bakanlıkça kabul edilmiş bu raporu, yurtdışı finans kurumu veya onun aracı danışmanlarına kabul ettirmekte güçlük çekebiliyor.

Henüz rüzgâr ölçümlerinin gerçekleştiği aşamalarda bir ornitolog ile çalışıp onun fikrini almak çok işe yarayabilir. Bir uzman, çevredeki yırtıcı kuş yuvalarını, olası beslenme alanlarını tespit edebilir ve ona göre türbin lokasyonlarında mikro ölçekte revizyona gidilebilir.

Kuş araştırmalarında mutlaka alanda belirli bir süreyle gözlem yapma ve uluslararası metotları kullanarak bir yılda gerçekleşecek tahmini türbin-kuş çarpışması sayısını hesaplamak gerekir. Kuşların çoğu yüzde 98-99 mertebesinde çarpışmadan kaçarlar.

İnşaat aşamasından sonra yapılan izlemelerde gene kuşların alanı sık kullandığı belirlenirse, belirli türbinlerin üreme dönemi sırasında belirli saatlerde cut-in hızlarının arttırılması önerilebilir. 3,5 m/s yerine 5 m/s’de başlatılan türbinler, çarpışma ihtimallerini yüzde 50 seviyelerinde azaltabilirler.

Aslında bu konularda Türkiye’de durum oldukça iyidir. Bugüne kadar bir santralin ciddi sayıda kuş öldürdüğüne rastlanmamıştır. Ancak kuş işi şansa bırakmaya gelmez.