Londra’nın puslu odalarından yenilenebilir enerjinin şafağına

Haluk DİRESKENELİ

Takvimler 2001 yılını gösterdiğinde, Türkiye’nin enerji koridorlarında büyük bir heyecan dalgası hâkimdi. Batı Anadolu’nun devasa linyit rezervlerini elektriğe dönüştürecek o büyük fosil yakıtlı santrallerin işletme hakkı devri (İHD) ihaleleri yapılıyordu. En iyi teklifi verip masadan galip ayrılmıştık; ancak önümüzde devasa bir engel vardı: Finansman.

LONDRA'DA BİR HAFTA: SAATLİK 250 POUND VE GRİP 

Sermaye ve teknoloji arayışı bizi önce Bursa’nın yerli kömür kokan sahalarına, ardından Londra’nın Oxford Street yakınlarındaki JW Marriott otelinin steril toplantı odalarına sürükledi. Bir yanda Amerikan şirketinin teknik uzmanları, diğer yanda saati 250 Pound’a çalışan, her cümleyi karmaşık hukuki labirentlere sokan İngiliz  avukat danışmanlar...
İstanbul-Londra hattında kaptığım o meşhur "yaz gribi" nedeniyle ateşler içinde, masanın en ucunda not tutarken; yabancı dostlarımızın bizi "nezaket icabı" götürdüğü o başarısız Türk lokantalarını hatırlıyorum. Kendi ülkemizin o muazzam esnaf lokantalarının yanından bile geçemeyecek şiş kebaplar ve en ucuz şaraplar... Oysa çözüm, ertesi gün gidilen bir Vietnam lokantasındaki sıcak bir tavuk haşlamasındaydı. Tıpkı iş dünyasında olduğu gibi; bazen aşina olduğumuzun kötü taklidi yerine, doğru yapılmış bir "farklılık" bizi ayağa kaldırıyordu.

KAÇAN FIRSATLAR VE DEĞİŞEN PARADİGMALAR

Müzakerelerde biz dersimize ne kadar çalıştıysak, karşı tarafın danışmanları bir o kadar hazırlıksızdı. Her şeyi bizden öğrenip, sonra bunu bize "finansal terimlerle" satmaya çalıştılar. 
Sonuç mu? O dönemde Türkiye’nin siyasi iklimi, kamu kaynaklarının devrine dair tartışmalar ve yatırımın geri dönüş süresindeki belirsizlikler, o dev ihalelerin iptal edilmesine yol açtı.
Yıllar sonra bu santraller yeniden özelleştirildiğinde ise beklenen "modernizasyon mucizesi" gerçekleşmedi. Birçok yatırımcı, çevre yatırımlarını erteleyip sadece nakit akışına odaklanmayı tercih etti. Ancak zaman, linyit yakan o dev türbinlerin aleyhine işliyordu.

BUGÜNÜN GERÇEĞİ: KÖMÜRÜN YALNIZLIĞI 

Bugün geldiğimiz noktada tablo net:
 * Teknolojik Ambargo: Büyük türbin üreticileri artık kömür santralleri için yedek parça bile üretmiyor, teklif dahi vermiyor.
 * Finansal Kuraklık: Küresel sermaye artık "kirli enerji"ye kapılarını tamamen kapattı. Karbon ayak izi, artık sadece bir çevreci sloganı değil, bir kredi kriteri.
 * Pandemi Etkisi: COVID-19 süreci, madencilik operasyonlarının ne kadar kırılgan olduğunu ve insan gücüne dayalı fosil yakıt üretiminin risklerini sert bir şekilde gösterdi.

GELECEK "YEŞİL'DE 

O gün Londra’daki toplantı masasında tartıştığımız o karmaşık kontratlar artık birer arşiv belgesi. Yerli linyitimiz bir süre daha yer altında dinlenmek zorunda kalacak gibi görünüyor. Çünkü artık dünya ne finansman sağlıyor ne de ekipman. 

2001’deki o heyecanlı ihale günlerinden bugüne kalan en büyük ders şu: Enerjide bağımsızlık ve sürdürülebilirlik, artık yerin altındaki kömürde değil, gökyüzündeki güneşte ve rüzgârda saklı. Yenilenebilir enerji, artık bir "seçenek" değil, hayatta kalma stratejisidir.