MEHMET KARA - ÖZEL HABER
Türkiye’de son yıllarda elektrik üretim yatırımlarında yenilenebilir kaynaklar öne çıkıyor. Yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretimi denilince akla güneş, rüzgâr, jeotermal, biyokütle ve hidroelektrik santralleri geliyor. Bu kaynaklardan biri, son yıllardaki yenilenebilir kaynaklı yatırım rüzgârının dışında kalmış görünüyor. Son yıllardaki güneş ve rüzgâr yatırımları furyasının aksine, jeotermale dayalı yeni elektrik santrali yatırımlarından pek az söz edilir oldu. Biz de bu durumun nedenlerini öğrenmek için sektörün en eski sözcülerinden birine, Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcıları Derneği Başkanı Ufuk Şentürk’e mikrofon uzatalım istedik.
Jeotermal yatırımcılarının gündeminde ne var?
Türkiye jeotermal enerjide güçlü bir yatırım birikimine, önemli bir işletme tecrübesine ve arz güvenliğine doğrudan katkı sunan yerli bir üretim altyapısına sahip. Ancak jeotermal elektrik santrallerinin (JES) karşı karşıya oldukları yapısal sorunlar var. Sektörün daha verimli, daha ekonomik ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşabilmesi için bunların çözülmesi lazım.
Nedir o sözünü ettiğiniz sorunlar?
Bu sorunların başında JES’lerdeki yüksek iç tüketim geliyor. Bu santrallerde üretilen elektriğin yaklaşık yüzde 20-30’luk kısmı iç ihtiyaçların karşılanması için kullanılıyor. O nedenle JES’ler tarafından şebekeye verilebilen enerji miktarı azalıyor. Bu da hem santral verimliliğini hem de yatırımın ekonomik sürdürülebilirliğini olumsuz etkiliyor. Oysa JES’lerin daha verimli çalıştırılabilmesini sağlayacak çözümler var.
Şöyle anlatmaya çalışayım, güneş ve rüzgâr gibi ilave kaynakların devreye sokulacağı hibrit çözümlerle, JES’lerin üzerindeki maliyet yükünün önemli ölçüde hafifletilmesi teknik olarak mümkün. Hibrit çözümler sayesinde jeotermal kaynak daha rasyonel ve verimli kullanılabilir. Santrallerin iç tüketimi daha düşük maliyetli kaynaklarla karşılanabileceği için, jeotermal kaynakla üretilen elektriğin daha büyük bölümü şebekeye aktarılabilir.
Yatırımcı olan sizsiniz, ne duruyorsunuz, yapın o zaman?
Biz yatırımcılar olarak dünden razıyız da, bu önerinin uygulanmasının önünde hukuki ve idari bazı engeller var. JES’lerin büyük kısmı, yapıları gereği büyük ova koruma alanlarında yer alıyor. Yani 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile buna bağlı uygulamalar nedeniyle bu alanlarda hibrit nitelikli GES ve RES yatırımlarına fiilen imkân tanınmıyor.
Tarım tüm dünyada stratejik bir sektör, bitkisel ve hayvansal üretime zarar vermemek lazım tabii…
Elbette tarımsal üretim çok önemli ve buna zarar verebilecek faaliyetlere asla izin verilmemeli. Ama tarımsal üretime zarar vermeden, JES’lerin daha verimli çalıştırılabilmesi mümkün. Bunun için jeotermal yatırımları bakımından istisnai bir düzenlemeye ihtiyaç var.
Nasıl bir düzenleme, nedir öneriniz?
Jeotermal santrallerin ruhsat sahalarında tarıma elverişsiz alanlar mevcut. Aynı şekilde kuyu sahaları ile isale hatları çevresinde tarım yapılmıyor. Santrallere bitişik tarımsal faaliyete uygun olmayan parseller de var. İşte buralarda kurulacak ilave kaynak güneş ve rüzgâr santralleri ile mevcut JES’ler hibrit elektrik üretim tesislerine dönüştürülebilir. Bunun önü açılmalı.
Önerdiğiniz şey tarımsal faaliyete zarar vermeyecek mi?
Buralarda hibrit yatırımların yer alması, tarımsal faaliyete herhangi bir zarar vermez. Jeotermalin kendine özgü üretim yapısı, yer seçimi zorunlulukları ve mevcut yatırım altyapısı dikkate alındığında, bu alanların hibrit yatırımlar için değerlendirilmesi hem teknik hem de kamu yararı bakımından makul bir çözümdür. Böyle bir yaklaşım, tarımsal üretimle çatışmayan alanların enerji verimliliği amacıyla kullanılmasını sağlayacak mevcut santrallerin iç tüketim yükünü azaltarak sistem verimliliğini artıracaktır.
Nisan ayında yapılan bir düzenleme vardı, bu sorun o zaman çözülmemiş miydi?
Siz Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun (EPDK - Kurul) 16 Nisan 2026 tarihli hibrit kapasiteye ilişkin kararını kastediyorsunuz sanırım. O karar tek başına JES’lerin sorununu çözmek için yeterli değil. Sahadaki asıl sorun, arazi kullanım rejimi nedeniyle yatırımın hayata geçirilememesinden kaynaklanıyor.
Ama o kararda JES’lere hibrit kapasite tahsis edildiği yazıyor?
Jeotermal santraller için hibrit kapasite tahsisine imkân tanıdığı için sektör adına olumlu ve yapıcı bir adım olarak değerlendirsek de o karar, topal doğmuştur. Çünkü kapasiteye ilişkin irade ortaya konulsa bile, 5403 sayılı Kanun nedeniyle büyük ovalarda JES’ler, ilave GES ve RES’ler ile hibrit santrale dönüştürülemediği için kararın fiilen uygulanması imkânsız.
Bu durumda JES yatırımcıları farklı bir çözüm istiyor öyle mi?
Evet, doğru. Jeotermal enerji için meselenin teknik, idari ve finansal boyutlarını bir arada ele alan bütüncül bir yol haritasına ihtiyaç var. Büyük ovalar, arazi kullanımı, hibrit yatırım izinleri, kapasite tahsisi ve şebeke bağlantısı süreçleri jeotermalin gerçek ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden değerlendirilmeli.
Bir de o karar YEKDEM kapsamında olan ve olmayan santrallere farklı yaklaşıyordu sanırım...
Evet, EPDK’nın o kararı yalnızca YEKDEM süresini tamamlamış JES’leri kapsıyor. Onların toplam kurulu gücü ise 2026 yılı için 200 MW ile sınırlı. Dolayısıyla diğer engellerin hepsi aşılsa bile, mevcut JES’lerin hibrit yatırım talebi sözünü ettiğimiz karar ile tam olarak karşılanamıyor. YEKDEM’de son yılına girmiş, kısa süre içinde aynı mali ve yapısal baskılarla karşı karşıya kalacak santrallerin de bu kapsama alınması gerekiyor. Aksi halde sorun sadece ötelenmiş olacak, sektörün önemli bir bölümü bu imkandan yine yararlanamayacak.
Tabii ki. Jeotermal yatırımcıları olarak bizim talebimiz, jeotermal santrallerin yüksek iç tüketim yükünü azaltacak hibrit çözümler için özel bir imkân oluşturulması. 5403 sayılı Kanun uygulamasından kaynaklanan fiili yatırım engeli jeotermal sektörünün özellikleri gözetilerek ortadan kaldırılmalı. Ruhsat alanı içinde tarıma elverişli olmayan alanlar ile kuyu, isale hattı ve santrale bitişik parsellerde hibrit tesis kurulmasına izin verilmeli. Bir diğer ve hemen uygulanabilir çözüm önerimiz ise jeotermal ruhsat alanları içerisinde mevcut tarıma elverişli olmayan alanların kullanılmasıdır. Çünkü hibrit tanımında kuyular ve isale hatlarına bitişik parsellerin kullanılmasına atıf yapıldığı için bu tip alanlar yasal olarak kullanılamıyor. Aynı zamanda kapasite tahsisinde jeotermale öncelik verilmeli ve bu hak YEKDEM’de son yılını geçiren santralleri de kapsayacak şekilde genişletilmeli. Zira izin süreci sonuçlanana kadar zaten bu son yılını geçiren santrallerin de YEKDEM süreci sonlanmış olacak. Bu önerilerimiz özelde elektrik sektörü ve genelde ülke ekonomisi açısından çok önemli. Çünkü jeotermal, Türkiye’nin yerli, sürekli ve arz güvenliğine katkı sunan stratejik enerji kaynaklarından biri. Bu kaynağın daha verimli kullanılmasını sağlayacak hibrit yatırımların önünün açılması, yalnızca sektör açısından değil, ülkenin enerji sistemi açısından da güçlü ve rasyonel bir adım olur.
Mehmet KARA - Enerji Günlüğü / İZMİR