MEHMET KARA - ÖZEL RÖPORTAJ
Depolama çözümleri, son dönemde elektrik sektörünün yatırımlar cephesindeki en popüler alanlarından biri haline geldi. Bu alanda devreye alınan yatırımların sayısı iki elin parmaklarını henüz geçmese de bu böyle. Öyle ya, yüzbinlerce megavatlık/megavatsaatlik (MW/MWh) depolamalı elektrik üretim projesi için başvuru alındı ve bunun yaklaşık 33 bin 500 MW/MWh’lik kısmına ön izin verildi.
Peki 2022 yılında başvuruları alınıp izinleri verilmesine rağmen şu ana kadar neden sadece bir tek sıfırdan lisanslı depolamalı elektrik üretim projesi şebekeye bağlanabildi? Yoksa depolama işi çok mu abartıldı? Veya çok mu erken harekete geçildi, zamanı henüz gelmemiş miydi bu projelerin? Soru çok. Bunlardan bazılarını, konuyu yakından takip eden bir isme sorup cevap aradık. Cevaplanmamış sorular ise yeni röportajlara kalsın diyelim ve sizleri Türkiye’nin ilk saha tipi güneş enerji santrali ile ilk elektrik depolama tesisinin kurulumunda kilit roller de üstlenen, Enerji ve Çevre Yönetimi Uzmanı Yalım Serdar Serhadlıoğlu’nun, Enerji Günlüğü’nün sorularını verdiği cevaplarla başbaşa bırakalım. Buyrun...
Şebeke ölçeğinde elektrik depolama gerçekten bir ihtiyaç mı?
Müstakil (standalone) depolama kurmak şart mı ve fizibıl mı?
Sanayiciler şebekeden bağımsız depolama tesisi kurup işletebilir mi?
Sanayiciler, hukuken “off-grid” depolama kurabilirler; ancak “on-grid” ticari işletim, mevzuatın cezalandırıcı “bedelsiz katkı” kuralı nedeniyle fiilen engelleniyor. Neden derseniz, EPDK’nın sanayicinin üretim tesisi kurmadan sadece batarya ile şebekeye enerji satabilmesini “trafo kapasitesinin spekülatif işgali” olarak gördüğünü anlıyoruz. Bu nedenle 2026 itibarıyla limitleri aşarak şebekeye verilen enerji “YEKDEM’e bedelsiz katkı” sayılıyor. Oysa Avrupa’da tam tersi bir yaklaşım var: Sanayici şebeke sıkıştığında bataryasını sisteme boşaltırsa, PTF’nin üzerinde ekstra primlerle ödüllendiriliyor. Bizde ise tam tersine, cezalandırılıyor. Bu durum, AB EMD’nin “talep tarafı katılımı” ilkesine aykırı ve hızla düzeltilmesi kaçınılmaz.
Mevzuatımız elektrik depolamayı hala bir dengesizlik riski olarak kurguluyor. Oysa Avrupa Birliği’nin enerji piyasası tasarımına (EMD) göre baktığımızda depolama tesisi ne üretici, ne tüketici; ayrı bir esneklik varlığı. Bu nedenle depolama tesisi işletmecilerine yönelik bedelsiz katkı cezası kaldırılmalı. Sanayicinin sisteme sağladığı esneklik, cezalandırılmak yerine “PTF+esneklik primi” ile ödüllendirilmeli. Ayrıca çifte şebeke bedeli sorunu çözülmeli. Yani bataryaların hem şarj hem de deşarj için sistem kullanım bedeli ödemesi derhal kaldırılmalı. Bir de toplayıcı eşikleri düşürülmeli. Küçük ölçekli bataryaların sanal santral (VPP) olarak piyasaya sunulmasının önündeki yasal ve bürokratik engeller, AB standartlarına uygun şekilde ve bir an önce esnetilmeli.
Önerilerinizi dinledik, peki bu iş nihayetinde nereye doğru evrilecek?
Türkiye elektrik piyasası, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın yenilenebilir hedefleri ile EPDK’nın korumacı refleksleri arasında sıkışmış durumda. Ancak ENTSO-E senkronizasyonu ve Avrupa Birliği enerji piyasası tasarımına uyum zorunluluklarının, düzenleyici kurumumuzu yakın bir gelecekte cezalandırıcı yaklaşımdan ödüllendirici modele geçmeye mecbur bırakacağına inanıyorum. Yatırımcılar için en rasyonel strateji, uzun vadeli yatırım planlarını, bu kaçınılmaz Avrupa uyumu üzerine kurmaları olacaktır. Çünkü depolama yatırımları, Türkiye’nin enerji dönüşümünde basit bir figüran değil, belirleyici role sahip ana karakter olarak konumlanacak.
Mehmet KARA – Enerji Günlüğü