Enerji Günlüğü - Global Energy Monitor (GEM)’ün, bu yıl altıncısını yayınlandığı çelik sektörüne ilişkin raporunda Türkiye’nin de dahil olduğu 91 ülkedeki 1.293 demir-çelik tesisi incelendi. Raporda, düşük karbonlu çelik üretiminde istenilen düzeye ulaşılamadığı vurgulandı.
Rapora göre, çelik sektöründeki emisyonların yaklaşık yüzde 88’i kömür bazlı üretimden kaynaklanırken; sektörün küresel CO₂ emisyonlarının ise yaklaşık yüzde 11’inden sorumlu olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle, dünyanın net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için düşük emisyonlu teknolojilere yapılacak yatırımlar kritik önem taşıyor. Ancak daha az sera gazı emisyonuna neden olan çelik üretim kapasitesinin toplam içindeki payı son bir yılda sınırlı ölçüde arttı. Fosil girdilere dayanmayan demir üretimine yönelik ilerleme de oldukça yavaş seyrediyor.
“YATIRIMLAR DÜŞÜK KARBONLU TEKNOLOJİYE YÖNELMELİ”
İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, mevcut karbon yoğun yatırımların devam etmesi durumunda çelik sektörünün hem küresel hem de ulusal iklim hedeflerine ulaşmasının pek mümkün görünmediğini söyledi. Baş, Türkiye’de ham çelik üreten 40’tan fazla tesisin, 2021’de yaklaşık 40 milyon ton sera gazı saldığını, bunun ülke genelindeki toplam emisyonların yüzde 10’una denk geldiğini belirtti.
Üretimin yüzde 70’ten fazlası sera gazları açısından nispeten daha ‘temiz’ sayılan hurdaya dayalı elektrik ark ocaklı tesislerde yapıldığını ifade eden Baş, bu tesislerin yenilenebilir enerji yatırımları artış göstermesine karşın kullandıkları elektriğin hala büyük ölçüde ithal kömüre dayandığını vurguluyor. Sera gazı emisyonlarının yüzde 65’inden sorumlu olan demir cevherinden üretim yapan entegre tesislerde (3 adet) ise henüz somut bir dönüşüm yatırımı yok.
“BAĞLAYICI ULUSAL PLAN GEREKİYOR”
İstanbul Politikalar Merkezi’nin yayınladığı Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi raporunda da, sektörün karbonsuzlaşmasına yönelik önerilere yer verdiklerini söyleyen Baş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çelik sektörünün stratejik ve ekonomik önemi tartışmasız. Ancak bu önem atfı, kimi bölgelerdeki/tesislerdeki çevresel ve toplumsal maliyetleri görmezden gelmek için bir kalkan olarak kullanılmamalı. Gerçek dönüşüm için, 2053’e ertelenmiş hedefler yerine 2030-2035 yılları için sektörel bağlayıcı hedefler konması, sera gazı ve endüstriyel kirleticiler için kamuya açık bir izin-bilgi-denetim sistemi ve çelik sektörü özelinde bir üretim planlaması şart.”