Değerli okuyucu,
Türkiye’nin derin deniz aramacılığı için filosuna kattığı iki geminin ne ifade ettiğini yazmıştım.[1] Bu hafta ise son yazımız üzerine okuyuculardan gelen sorular vesilesi ile gündemde çok tartışılmayan bir konunun, yani böyle bir filoya sahip olmanın maliyetinin ne olduğu üzerinde duracağız. Hem gemilerin maliyetlerine bakacağız, hem de böylesi bir filo edinmek yerine, bu gemilerin yapacağı hizmetler kiralama yoluyla satın alınsaydı maliyeti ne olurdu sorusuna cevap arayacağız.
Önce kısa bir özet: Türkiye özellikle 2017 yılında duyurduğu Milli Maden ve Enerji Politikası çerçevesinde denizlerde enerji aramacılığı yapmak, enerji güvenliğine katkı sağlamak ve enerjide dışa bağımlılığını azaltmak için 6 sondaj gemisinden (Fatih, Yavuz, Kanuni, Abdülhamit Han, Yıldırım ve Çağrı Bey) ile 2 sismik araştırma gemisiden (Barbaros Hayrettin Paşa, Oruç Reis) oluşan 8 gemilik bir filo oluşturdu. Bu filo bir anda oluşmadı elbette, gemiler birer ikişer katıldı filoya. Yani oluşması yıllar aldı.
Peki bu filonun maliyeti nedir?
Derin deniz arama ve sondaj filosunu oluştururken Türkiye’nin genel stratejisi krizi fırsata çevirmek olarak özetlenebilir. Genel manada filo unsurlarının, bu tür gemilere yönelik talebin azaldığı dönemlerde “hurda” ya da “atıl gemi” fiyatına satın aldığı ifade edildi. Ödenen tutarlara kesin olarak hurda ya da atıl fiyat demek ne derece mümkün tartışılabilir, o halde biz eldeki somut verilere, daha doğrusu açıklanmış rakamlara bakalım.
Dönemin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in Meclis’te yaptığı açıklamaya göre, Fatih gemisi 154 milyon dolara satın alındı, üzerine 87,5 milyon dolar harcandı. Kanuni gemisi İngiltere’deki bir açık arttırmadan 37,5 milyon dolara alındı, üzerine de 165 milyon dolar refit harcaması yapıldı. Yavuz gemisi ise 262,5 milyon dolara alındı ve üzerine 38 milyon dolar harcama yapıldı. Dolayısıyla bu üç gemi 744,5 milyon dolara mal oldu. Bakan Dönmez’in bir gemi fiyatına 3 gemi aldık söylemi de filo maliyeti konusunda analiz birimi olması açısından önemli.
7. Nesil gemilerden olan Abdülhamid Han da 2021 yılında Güney Koreli Daewoo şirketinden 180 milyon dolara satın alındı. Filoya son katılan Yıldırım ve Çağrı bey gemilerinin toplam maliyeti 490 milyon dolar (gemi başına 245 milyon dolar) olarak karşımıza çıkıyor. Sismik gemilere bakıldığında da 2012 yılında Barbaros Hayrettin Paşa 130 milyon dolara satın alınmıştı. Oruç Reis ise MTA adına inşa ettirilmiş. Yerlilik oranı yüzde 90 olan Oruç Reis o günkü kurla 115 milyon dolara mal olmuştu. Bu bağlamda, sözü geçen filonun toplam maliyeti 1 Milyar 370 Milyon dolar olarak ortaya çıkıyor.
Tabii satın almak (CAPEX) işin ilk adımını oluşturuyor. Maliyet üzerinden konuşulacak ise OPEX yani işletme maliyeti de hesaba katılmalı. Ortalama olarak bir sondaj gemisinin TPAO’ya maliyeti personel, yakıt, lojistik, sigorta, sarf malzemeleri ile yaklaşık 100 bin- 150 bin dolar düzeylerinde.
Ayrıca bu gemiler her 5 senede bir periodik bakıma girmek durumunda. Yaklaşık 2-3 aylık bir süre tersanede kalan geminin bakım maliyeti de 10 milyon ile 30 milyon dolar arasında değişiyor.
Konuyu daha net anlayabilmek için kiralama maliyetleri ile satın alma/bakım maliyeti karşılaştırılması faydalı olacaktır. 7. Nesil bir geminin günlük kira bedeli yaklaşık olarak 400 bin dolar civarında. Bu maliyete yakıt ve personel giderinin de eklenmesi lazım.
Böylece kiralanması halinde tek bir geminin yıllık maliyeti kabaca 146 milyon doları buluyor. Genellikle geminin ülkeye getirilme bedeli, lojistik ve özel ekipman kirası bu bedelin dışında tutuluyor. Satın alınan geminin günlük maliyetinin yaklaşık 100-150 bin dolar arasında olduğu düşünüldüğünde satın almanın daha avantajlı olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bir karşılaştırma yapacak olursak, ilk yatırım maliyetinde kiralamanın satın almadan daha düşük olduğunu, ancak uzun vadeli maliyet açısından kiralamanın çok yüksek bir maliyet getirdiğini söylemek mümkün. Aynı zamanda bu tür teknolojilere sahip olma konusunda maliyet hesabının içine tartışmalı alanlardaki siyasi baskı ve ambargo olasılıklarını, veri güvenliğini sağlama ve know-how edinimini, aynı zamanda filo oluşturulduğu zaman kazanılacak operasyonel esnekliği de koymak gerektiğini unutmamak gerekir.