Türkiye-Libya ve Doğu Akdeniz’in yeni denklemi

İlhan SAĞSEN

Akdeniz tarih boyunca jeopolitik olarak önemli ve stratejik bir alan olmuştur. Hatta 1869 yılında Süveyş kanalının açılmasıyla bölgenin önemi daha da artmıştır. Süveyş ile birlikte bölgenin kontrol altında tutulması önde gelen aktörlerin öncelikleri arasına girmiştir.

Bu rekabet denizinin en önemli parçalarından birini hiç kuşkusuz, Süveyş’in giriş-çıkış noktasını da içine alan Doğu Akdeniz oluşturuyor. Ancak 2000’li yılların başında Doğu Akdeniz jeopolitiğini etkileyen bir başka gelişme daha yaşandı. Bölgede büyük ölçekli doğal gaz ve petrol rezervleri keşfedildi. Daha doğrusu, bu yöndeki tespitler ilk kes tüm dünyaya yüksek sesle ilan edildi.

Hidrokarbon yataklarının varlığı, Doğu Akdeniz’i bir enerji jeopolitik merkezi haline getirdi. Bu durumda bölge, başta kıyıdaş ülkelerin bölgeye yönelik dış politika inşaları olmak üzere birçok küresel güç ve enerji şirketinin ilgi odağı haline de gelmiş oldu. Ayrıca birçok ülkenin askeri deniz gücü ile burada varlık göstermesiyle 2000’li yıllarda bölgedeki rekabet başka bir boyuta sıçradı.

Doğu Akdeniz’in yeni bir enerji jeopolitik merkez haline gelmesi, enerjide arz güvenliğini sağlamayı ve dışa bağımlılığı azaltmayı dış ilişkiler politikalarının temeli haline getiren devletlerin bölgeye yönelik birçok yeni argüman geliştirmesine neden oluyor. Her kıyıdaş ülke, uluslararası hukuk normlarını çıkarları çerçevesinde yorumlayarak bölgedeki deniz yetki alanlarını belirlemeye çalışıyor. Bu durum da argüman farklılaşmalarına ve deniz yetki alanı çakışmalarına neden oluyor.

Ancak Doğu Akdeniz bağlamında belirtmek gereken bir başka unsur da bölgede konunun sadece uluslararası hukuk ile sınırlı olmamasıdır. Avrupa Birliği (AB) gibi enerji güvenliğini sağlamaya ve Rusya’ya enerji bağımlılığını kırmaya çalışan bir aktörün varlığı ve üyeleri olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin (GKRY), Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) haklarını yok sayarak yayılmacı politikalar izlemesi, konunun uluslararası hukuk dışında enerji ve Kıbrıs bağlamında ele alınmasını gerekli kılıyor. Ancak bu üç boyut üzerinden Doğu Akdeniz incelemesini başka bir yazıya bırakalım.

Bu hafta 27 Kasım 2019 yılında Türkiye ve Libya arasında imzalanan “Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” hakkında konuşalım. Zira, muhtıra hakkında Doğu Akdeniz jeopolitiğinde tartışmaları alevlendiren bir gelişme yaşandı. Bu gelişme de 20 Ekim 2026’da Bingazi’de toplanan Libya Temsilciler Meclisi’nin 2019 Mutabakatı’nı oy birliği ile onaylamasıydı. Aslında burada önemli bir ayrıntı var. Bu muhtıra 2020 yılında aynı meclis tarafından reddedilmiş ve Türkiye ile ilişkilerin kesilmesi yönünde de karar alınmıştı. Bu minvalde, Meclis muhtırayı onaylamakla kalmadı, aynı zamanda da “retten dönmüş” oldu. Türkiye ile ilişkileri kesen karar da yürülükten kaldırıldı.

Muhtıra, daha önce BM tarafından tanınan Trablus merkezli hükümet tarafından onaylanmış ve hem Türkiye hem de Libya tarafından BM’ye tescil edilmişti. Ancak bu süreçte Bingazi (Hafter kanadı) “seçilmiş parlamento onaylamadığı için muhtıra meşru değildir” itirazını yapmıştı. Böylece, 20 Ekim tarihindeki onay ile anlaşma Libya’nın doğusundaki kurumların desteğini de almış oldu. Adı geçen onay ile Doğu Akdeniz’in karşılıklı iki kıyıdaş devleti olan Türkiye ve Libya arasında 18,6 deniz millik sınır hattı belirlenmiş oldu. Aynı zamanda, Türkiye 2020’de BM’ye bildirdiği kıta sahanlığının batı sınırının Libya bağlantısını hukuki ve siyasi açıdan güçlendirmiş oldu.

Tabi bu muhtıranın taraf devletler tarafından onaylanması, üçüncü ülkelerin itirazlarını ortadan kaldırmıyor. Mısır’ın “kesinlikle geçersiz ve hükümsüz” ilan ettiği karar, İsrail tarafından “şiddetle” kınandı. Avrupa Birliği de anlaşmanın üçüncü tarafların egemenlik haklarını ihlal ettiğini ve deniz hukuku ile bağdaşmadığını savundu. Yunanistan ise 22 Ekim’de BM Genel Sekreterliği’ne itiraz mektubu gönderdi. Tüm bunlara Türkiye’nin tepkisi, Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan “üçüncü tarafların tek taraflı değerlendirmeleri muhtıranın hukuki geçerliliğini ortadan kaldırmaz” açıklaması oldu.

Sonuç olarak, Doğu Akdeniz jeopolitiği uluslararası hukukun grileştiği bir güç mücadelesine sahne oluyor. Yunanistan’ın, Türkiye ana karası ile dip dibe duran adaları üzerinden orantısız ve aşırı yetki alanı belirleme çabası, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek taraflı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilanları, Mısır ve İsrail ile imzalanan ve Türkiye’yi denklemin dışında bırakan ikili anlaşmaların gölgesinde Türkiye-Libya Muhtırası bölgenin iki kıyıdaş ülkesinin uluslararası hukukun kendilerine verdiği hak ile gerçekleştirdiği önemli bir anlaşmadır.

Bölgedeki siyasi, hukuki ve askeri gelişmeler, dikkatle gözlemlenmeye değer.