Ucuzlayan makineler, pahalanan hayat

Kerem Erikçi

Aynı çağın içinde iki zıt ekonomi yaşıyoruz. Bir yanda hesaplama gücü, veri depolama, internet bant genişliği, güneş enerjisi, batarya ve yapay zekâ gibi teknolojiler var; bunların birim maliyeti yıllar içinde aşağı doğru akıyor. Diğer yanda ise konut, sağlık, eğitim, çocuk bakımı, sigorta ve restoran gibi gündelik hayatın ana kalemleri var; bunlar bütçemizde gitgide daha büyük yer kaplıyor. İlk bakışta çelişkili görünen bu tablo, aslında modern ekonominin en temel ayrımını görünür kılıyor: üretilebilen şeyler ucuzluyor, kıt olanlar pahalanıyor.

Teknolojinin ucuzlamasının arkasında birkaç güçlü neden bulunuyor. Birincisi öğrenme eğrisi: Bir ürün ne kadar çok üretilirse, onu üretmenin yolu o kadar iyi öğreniliyor. İkincisi ölçek ekonomisi: Fabrikalar büyüdükçe birim başına maliyet düşüyor. Üçüncüsü standardizasyon ve otomasyon: Süreç ne kadar tekrarlanabilir hâle gelirse insan müdahalesi o kadar azalıyor. Dördüncüsü ise dijital kopyalanabilirlik: Bir yazılım bir kez geliştirildiğinde milyonlarca kez neredeyse sıfıra yakın marjinal maliyetle çoğaltılabiliyor.

Güneş panellerinin, lityum-iyon bataryaların ve hesaplama gücünün ucuzlaması bu yüzden tesadüf değil. Solar teknolojilerde daha iyi üretim süreçleri ve küresel tedarik zincirleri watt başına maliyeti aşağı çekti. Bataryalarda kimya, ölçek ve elektrikli araç talebi aynı yönde çalıştı. Transistörler, veri depolama ve internet altyapısı ise onlarca yıl boyunca neredeyse durmaksızın verim kazandı. Son yıllarda buna bir de yapay zekâ eklendi; aynı düzeyde çıktıyı üretmenin maliyeti model, çip ve altyapı iyileştikçe hızla geriliyor.

Aşağıdaki ilk grafik, bu uzun dalgayı resmediyor: Solar elektrikten veri depolamaya, DNA sekanslamadan AI inference maliyetlerine kadar geniş bir yelpazede eğri aşağı iniyor. Her seri farklı yıllarda başlasa da temel hikâye aynı: Ölçeklenebilen, modülerleştirilebilen ve otomasyona açılabilen sistemler zaman içinde ucuzluyor.

Peki neden bazı alanlarda tam tersi oluyor? Çünkü bütün ekonomi mikroçip gibi çalışmıyor. Sağlık hizmeti, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, restoran, kuaförlük ya da nitelikli eğitim gibi sektörlerde asıl girdi insan zamanı. Burada verimlilik artışı sınırlı; bir öğretmenin dikkatini, bir hemşirenin bakımını ya da bir bakıcının gözetimini sonsuzca çoğaltmak kolay değil. Üstelik bu alanlarda ücretler, genel ekonomideki ücret seviyesinden bağımsız kalamıyor. Ekonomistlerin Baumol’un maliyet hastalığı dediği olgu tam olarak bu: Verimliliğin yavaş arttığı ama emeğin vazgeçilmez kaldığı sektörler uzun vadede pahalanıyor.

Barınma maliyetleri ise yalnızca emek yoğun olduğu için değil, aynı zamanda kıtlık nedeniyle yükseliyor. İyi lokasyon sınırlıdır; merkezi bir semti, deniz manzarasını ya da yüksek erişilebilirliğe sahip bir bölgeyi seri üretimle çoğaltamazsınız. Sigorta fiyatlarında ise iklim riskleri, hasar maliyetleri ve reasürans baskısı etkili olur. Üniversite harçlarında kurumsal giderler, sağlıkta düzenleme ve uzman işgücü, çocuk bakımında güvenlik ve birebir ilgi ihtiyacı maliyetleri yukarı iter.

İkinci grafik bu yükselen eğrileri gösteriyor. Üniversite harçları, hastane hizmetleri, motorlu taşıt sigortası, çocuk bakımı, tıbbi bakım, konut ve restoran yemekleri gibi kalemler, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin uzun vadede yukarı yönlü baskı altında kalıyor. Başka bir ifadeyle, dijital bolluk ile fiziksel kıtlık aynı ekonomide yan yana yaşanıyor.

Önümüzdeki dönemde bu dengeyi değiştirebilecek en büyük güç robotik olabilir. Şimdiye kadar teknoloji esas olarak zihinsel ve dijital işleri ucuzlattı: hesaplama, arama, analiz, iletişim ve içerik üretimi. Oysa fiziksel dünya hâlâ büyük ölçüde insan emeğine dayanıyor. Depoda kutu taşımak, odaları temizlemek, mutfakta hazırlık yapmak, tarlada çalışmak, inşaatta standart işleri yürütmek ya da bakım hizmetlerinde temel görevleri üstlenmek hâlâ ciddi ölçüde insan saatine bağlı.

Robotlar yeterince becerikli, güvenilir ve ucuz hâle gelirse bazı hizmetlerin maliyet yapısı değişebilir. O zaman denklem insan saati ile değil; makine amortismanı, enerji, bakım ve yazılım ile kurulmaya başlar. Bu da bugün pahalılaşan bazı alanlarda ilk kez teknolojik deflasyon ihtimali yaratır. Temizlik, lojistik, depo yönetimi, gıda hazırlığı ve bazı bakım destek işleri ucuzlayabilir. Sağlıkta veya yaşlı bakımında robotlar hemşirenin ya da bakıcının yerini tamamen almasa bile, bir uzmanın aynı sürede daha fazla kişiye hizmet vermesini sağlayabilir.

Yine de robotik devrim her şeyi ucuzlatmayacaktır. Tam tersine, bazı insan hizmetlerini daha değerli de kılabilir. Standartlaştırılabilen hizmet robotlara geçerken; özgün dikkat, güven, empati, ustalık ve gerçek insan teması lüks hâle gelebilir. Yani gelecekte ortalama hizmet ucuzlarken, seçkin insan zamanı daha pahalı olabilir. Robot kahve hazırlayabilir; ama insanların bazı deneyimler için hâlâ bir insanın emeğine ve varlığına daha fazla bedel ödemesi mümkündür.

Sonuçta ekonomi giderek daha net bir çizgiye doğru ilerliyor: Kopyalanabilen, otomatikleşebilen ve ölçeklenebilen her şey ucuzlama eğiliminde. Kıt kalan, kişisel olan, mekâna bağlı bulunan ve güven gerektiren her şey ise daha yüksek değer kazanıyor. Geleceğin büyük sorusu şu olabilir: Teknoloji yalnızca bilgiyi mi ucuzlatacak, yoksa fiziksel dünyadaki emeği de aynı kaderle mi buluşturacak? Eğer cevap ikinciyse, önümüzdeki yirmi yıl yalnızca dijital bolluğun değil, fiziksel emeğin de yeniden fiyatlandığı bir dönem olabilir.

Not: Grafikler temsili endekslerdir ve uzun dönemli eğilimleri görselleştirmek amacıyla kullanılmıştır.