Ukrayna işinin sonu nereye varır?

Haluk DİRESKENELİ

1976 yılında dört ay süre ile Moskova’da Birleşmiş milletler tarafından organize edilen bir teknik eğitim programına Türkiye adına katıldım. Okuldan yeni mezun olmuş, bir kamu kurumunda çalışıyorum. Sovyetler Birliği Brejnev dönemini yaşıyor. Soğuk savaş sürüyor, Moskova dünyaya, batıya kapalı. 

Dünyanın otuz ayrı gelişmekte olan ülkesinden gelen genç mühendisleri bir araya toplamışlar. Moskova içinde bir teknik üniversitede bize talaşlı imalat konusunda teknik eğitim veriyorlar. Sokakta markette iletişim için bize basit Rusça öğrettiler. Ama dersler İngilizce yapılıyor. Profesörler Rus, bizim İngilizce pratiğimiz onlardan daha iyi.  

Her ay bizi bir Sovyet kentine götürmek için gezi programı yapmışlar. Önce trenle Leningrad (Şimdi yeniden çarlık dönemindeki adına geri dönen St. Petersburg) kentine gittik, bir hafta gezdik dolaştık. Sonraki ay Taşkent’te bir hafta konakladık. Üçüncü ay Yerevan Ermenistan merkezinde kaldık, Nükleer santrali gördük gezdik. Son ay programda Kiev, yani Ukrayna (Ukraine) vardı. Ama benim yurda dönmem gerekiyordu, Kiev programına katılamadım. 

Aradan yıllar geçti, aklımdan hep Kiev programı yapmak geçti ama olmadı. Ortodoks kiliseleri, operası, müzeleri, geniş caddeleri ile Moskova ile yarışır olduğu söylenirdi. 

Buğday ve diğer tahıl üretimi ağırlıklı geniş ovaları, kalorifik değeri yüksek kömür ve değerli nadir maden kaynakları ile zengin bir ülkeydi. Şimdi internet ve TV haberlerinde Ukrayna  görüntüleri geçiyor, dehşet içinde izliyorum. 

Kuzey komşumuzla komşu olmak zor bir coğrafya kaderi olsa gerek. Kuzey komşumuz kendisi ile sınırı olan ülkelerde NATO veya AB üyesi bir oluşum istemez. 1989 ve sonrasında düştüğü zor ekonomik şartlarda Bulgaristan, Romanya, Polonya ve Baltık ülkelerinde NATO katılımı oldu. Ama bundan sonra böyle oluşumlar imkansız. 

Gürcistan NATO içine girmek istedi, izin vermediler. Azerbaycan (Azerbaijan) her zaman Rusya ile iyi geçindi böyle maceralara girmedi. Eski Sovyet ülkesi Orta Asya Cumhuriyetleri her zaman büyük ağabeyin izinde gittiler. 

Finlandiya ve İsveç ikinci dünya savaşından (WW) beri bağımsızlıklarını koruyorlar ve hiçbir savunma paktı içinde yer almıyorlar. Biz de çoğu zaman kendi çıkarlarımız doğrultusunda yol alıyoruz. Bulunduğumuz coğrafyanın kaderi yüzünden Kuzey komşumuza yakıt bağımlılığımız var. Kendimizi bu bağımlılıktan kurtaramadık. Savaşın bize yansıması ister istemez ağır olacak, oluyor. 

Biz 1952 den beri NATO üyesiyiz, ama ikinci dünya savaşı sürecinde edindiğimiz bağımsız hareket etme ve çekimser kalma politikamızı götürüyoruz. Montrö Antlaşması’nın bize sağladığı korunma imkanlarımızı kullanıyoruz. 

Ukrayna yönetiminin ve halkının ne yazık ki fazla bir opsiyonu, hareket alanı yok. Komşusunun nerdeyse sınırsız insan ve silah gücü karşısında fazla dayanma imkanına sahip değil. ABD ve AB ülkelerinden gelecek Stringent ve Javelin silahlarının etkisi sınırlı kalacak, asker desteği imkansız. Yöneticilerin banka hesaplarının dondurulması, SWIFT yaptırımlarının gücü, komşuyu durdurmaya yetmez. Umarız her şey en az zarar ile atlatılır, diyorum.