Yüksek faiz artışı enerji yatırımlarını nasıl etkiler?

Dr. Nejat TAMZOK

22 Ekim 2020 tarihli Merkez Bankası toplantısından beklenen politika faizi artışı gelmeyince -artık faiz lobisi mi denir bilemiyorum- medyasıyla, finans kuruluşlarıyla piyasalar yüksek sesle memnuniyetsizlik ifade etmeye başladılar. İzleyen günlerde ABD seçimleri de potaya girdi, olası bir Biden zaferinin Türkiye varlıkları üzerindeki baskıyı artıracağı yönündeki haberler Ekim ortalarından Kasım başına kadar gündemi işgal etti. Özellikle yabancı finans kuruluşları kaynaklı bu haberlerde Biden'ın zaferi halinde ABD'nin Türkiye'ye yaptırım uygulayabileceği, Türk Lirası’nın bu nedenle risk altında olduğu sürekli tekrarlandı.

Aynı süreçte ekonomi yönetimi oldukça iyimser görünüyordu. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, ekonomik verilerin olumlu geldiğini sık sık vurguluyor, 31 Ekim tarihinde ise (7-8 Kasım ekonomik depreminden sadece 1 hafta önce) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: "…yeni bir ekonomik kurtuluş savaşı veriyoruz… Yıllarca bu ülkeyi faiz, kur, enflasyon üçgenine sıkıştırarak sömürenlerin oyunlarını birer birer bozuyoruz… Ekonomideki büyük yapısal değişim en az kapitülasyonların kaldırılması kadar tarihi bir öneme sahiptir" diyordu. Burada olumsuz niteleme içeren faiz kavramı ile yüksek faizin kastedildiği, yapısal değişimden ise cari açığı düşürmeye yönelik düşük faiz politikasının kastedildiği bence tartışmasızdır.

Ekonomi yönetiminin söylemlerine karşın finans kuruluşları yaygarayı daha da arttırdı. JP Morgan politika faizinde yıl sonuna kadar 200 baz puan olan artırım beklentilerini 300 baz puana çıkardıklarını açıkladı. Fitch'in Türkiye'den sorumlu ülke notları direktörü faizleri işaret ederek Türkiye’nin düşen TL’yi desteklemek için yeterince çaba göstermediğini söyledi.

Ve ardından Türkiye ekonomisinde 7-8 Kasım 2020 depremi başladı: Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal Cumartesi günü görevden alınarak yerine eski Maliye Bakanı Naci Ağbal getirildi. Pazar günü akşam saatlerinde Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak instagram hesabından istifa ettiğini paylaştı. Aynı gün Merkez Bankası'nın yeni başkanı banka genel müdürlerini topladı ve ertesi sabah yazılı bir açıklama yaparak mevcut durumun gözden geçirileceğini, tüm politika araçlarının kararlılıkla kullanılacağını kamuoyu ile paylaştı. Pazartesi akşamı ise istifa eden Berat Albayrak’ın yerine Hazine ve Maliye Bakanlığı koltuğuna getirilen isim belli oldu: Lütfi Elvan.

ABD Başkanlık seçimlerinde Biden’ın kazanması neredeyse kesinleşmişken, herkesin düşündüğünün aksine piyasalarda yüksek hacimli dolar satışı ve dolarda değer kaybı Pazartesi gününden itibaren başladı. Aynı gün piyasalardan -tehdit olarak da algılanabilecek- açıklamalar ardı ardına geldi:

Aberdeen Standard Investments müdürü ‘daha yüksek faiz oranları ve daha sıkı para politikası gelmeli’ dedi. Toronto Dominion Securities strateji müdürü politika faizinde 600-700 baz puan, Rabobank stratejisti en az 500 baz puan artışı dillendirdi, Swissquote Bank analisti ise yeni yönetimin ne kadar bağımsız olacağını, piyasanın ve ekonominin ihtiyaçlarına nasıl bir dengede cevap vereceklerini yakından takip edeceklerini ifade etti.

Salı günü Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan ilk resmi açıklamasında piyasa dostu bir dönüşüm programına odaklanacaklarını vurguladı. Çarşamba günü Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomide yeni dönem vurgusu yaparak, “faizlerin en azından enflasyon seviyesinde tutulma mecburiyeti bu konuda verdiğimiz mücadeleyi zora sokuyor, vatandaşlarımızdan bireysel tasarruflarında milli paralarına güvenmelerini ve tercihlerini Türk Lirası'ndan yana kullanmalarını istiyorum” dedi. Ardından aynı akşam Uluslararası Yatırımcılar Derneği Yönetim Kurulu üyelerini kabul etti.

Perşembe günü yabancı finans kuruluşlarının yaygarası aynı hızda devam etti: Goldman Sachs analistleri 475 baz puanlık artış yeni başkana kredibilite kazandırır dedi. Societe Generale stratejisti 400 puan, TD Securities yöneticisi 575 puan artış isteriz dedi. Medley Global Advisors analisti ise 300 puan altındaki artırımlar piyasada hayal kırıklığı yaratır diyerek istenilen faiz artışı gelmezse sonuçlarının olumsuz olabileceğini açıkça ifade etti.

Cuma günü Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni reform paketleriyle ilgili hazırlıkların süratle devam ettiğini belirtti, “Yeni bir istikrar, büyüme ve istihdam odaklı seferberlik başlatıyoruz… ülkemizde ekonomide ve hukukta yeni bir reform dönemi başlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu arada, dolar/TL bir haftada yüzde 11 geriledi, BIST100 dolar bazında yüzde 20 değerlendi.

Geçtiğimiz hafta sonunda finans kuruluşlarının salvoları hâlâ devam ediyordu: Deutsche Bank yeni raporunda ekonomi yönetiminde gerçekleşen değişiklikleri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeni mesajlarını değerlendirerek, “Türkiye yeni yükselen yıldız mı?” başlığıyla bir değerlendirme yaptı. Deutsche Bank Değerlendirmesinde; sözlü mesajların tek başına yeterli olmayacağını, Merkez Bankası’nın 19 Kasım'daki toplantısında 475 baz puan artışla politika faizini yüzde 15'e çıkarması gerektiğini vurguladı, 350 baz puan altında bir artışın ise hayal kırıklığı yaratabileceğine dikkat çekmeyi ihmal etmedi. İşte bu ve benzeri dikkat çekmelerin Donald Trump’ın “ekonominizi çökertirim” ifadesiyle çağrışım yapıp yapmadığını okurların takdirlerine bırakıyorum.

Aslında uluslararası finans piyasalarının, -gerileyen döviz rezervlerini de dikkate alarak- Türkiye’nin yüksek dış borcunu ödemede sıkıntı yaşayabileceğini hesap ettikleri ortada. Ve buna dayanarak, Ankara’nın borçlarını çevirebilmek için yeniden ve bu sefer daha yüksek faizli borç alması gerektiğini düşündükleri ve bu nedenle Türkiye’yi yeniden yüksek faiz sürecine zorlamak istedikleri açık. Tüm bu süreçten anlaşılan o ki Türkiye politika faizini en az 400-500 puan (ve kısa bir süre sonra belki biraz daha fazla) arttırırsa yeni dönemin yıldızı (!) olacak. Şayet faizleri arttırmaz ya da beklenenden az arttırırsa bu defa da hayal kırıklığına uğrayıp mutsuz olan piyasalar yıldızları başka yerde arayacaklar.

Bunlardan hangisi olur bilemem, ama bildiğim bir şey varsa o da telaffuz edilen faiz oranlarıyla -pek çok sektör gibi- enerji sektöründe bekleyen yatırımların da bir süre daha rafa kalkacağıdır.