Yüksel: İlle de yakacaksak kendi kömürümüzü yakalım

Maden Mühendisleri Odası (MMO) Başkanı Ayhan Yüksel, fosil yakıtlardan çıkacağını söyleyen ülkelerin mutlaka birer B planına sahip olduklarını belirtti, Türkiye’nin de öncelikle kendi kömürünü tüketmesi gerektiğini vurguladı.

MEHMET KARA - ÖZEL RÖPORTAJ 

İklim değişikliği ile mücadele adına, fosil kaynaklardan çıkış yolunda verilen ilk kurban kömür gibi görünüyor. Öyle olsa da tüm dünyada kullanılan birincil enerji kaynakları arasında kömür hâlâ üçte bire yakın bir paya sahip. Yani kömür, daha doğrusu varlığını ve geleceğini kömüre endekslemiş aktörler kolay kolay teslim olacak gibi görünmüyor. Haksız da sayılmazlar, çünkü sıvı olmasının dışında zararlı gaz salımında kömürden çok da geri kalmayan petrol için henüz bir idam sehpası kurulmuş değil.

HEDEF Mİ YOL HARİTASI MI?

Konuya şirketler, yani ticari kaygılar üzerinden değil de enerji bağımlılığı-bağımsızlığı penceresinden bakmak gerekirse, işin içine devlet politikaları girer. Bu durumda da, enerji kaynaklarına sahip olup olmama, sahip olunan kaynakların istenilen şekilde değerlendirilip değerlendirilememesi önem kazanır.

Tam da bu yüzen dünyanın önde gelen ülkeleri Net Sıfır hedeflerini açıklasalar da, bu hedefe ulaşmaya yönelik ortaya koydukları takvim ile asıl renklerini belli ederler. Kömürü olmayan aktör “biz kömürden çıktık, herkes hemen çıksın” derken, petrolü olmayıp kömür rezervi bulunanlar başka telden çalar. Her ikisine sahip olmayan yenilenebilir kaynaklarına aşıktır, sürdürülebilirlik için “yeşil ekonomi” programları oluşturup cümle aleme bunu satar.

KAYNAK KADAR TEKNOLOJİ DE ÖNEMLİ

Aslında mesele sadece enerji kaynakları değil, burada teknoloji de önem taşıyor. Kimi ülkeler kaynağına olmasa bile, teknolojisine hakim oldukları alanlara övgüler düzerken, diğerlerini “tu kaka” ilan etmekten çekinmezler.

Peki öteden beri enerjide dışa bağımlılıktan yakınan Türkiye’de kömür konusunda durum ne merkezde? Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) çatısı altındaki Maden Mühendisleri Odası’nın Başkanı ile Ayhan Yüksel Enerji Günlüğü’nün konuya ilişkin sorularını cevapladı.

ULUSAL MENFAATLER BELİRLEYİCİ

Dünya kömürden çıkıyor deniliyor ve bundan böyle kömür ile ilgili hiçbir şey yapılmayacakmış gün bir hava var, bu gerçekten böyle mi? Nedir durum?

Aslına bakarsanız bu söyleniyor, yapılmak isteniyor ama buna arka planda baktığımızda çoğu ülke buna net olarak yaklaşmıyor. Hepsi kendince bir çözüm buluyorlar. Çünkü şu anda hâlâ yerin altında milyonlarca milyarlarca ton rezerv var. Yani kömürden çıkılması konusunda bir düşünce var ama ülkeler kendi ulusal menfaatlerini düşündüklerinde, kendi özel koşulları gereği bazıları çıkmak istemiyor ya da erteliyor.

Birkaç örnek verebilir misiniz bu ülkelerden?

Mesela Çin ve Amerika. Zaten ABD imza atmıyor bu işe. Çin ise elindeki rezervleri kullanmak istiyor. Konunun bir de teknik tarafı var. Şu anda yenilenebilir dediğimiz güneşti, rüzgârdı, benzeri enerji kaynakları da aslında kömürün sağladığı termik kaynaklı elektriğin yerini tam anlamıyla ikame etmiyor. Çünkü enerji arz güvenliğinde şöyle bir süreç var. Emre amadelik dediğimiz, yani her an istediğiniz güçte enerjiyi elde etme ihtiyacı. Bu ihtiyaç, yenilenebilir kaynaklarla henüz karşılanmış ve emre amadelik sağlanmış değil. Ama termik santraller bunu sağlayabiliyorlar. Ülkeler ellerindeki mevcut kaynakları sonuna kadar kullanmak, tüketmek istiyorlar.

TÜRKİYE’NİN REZERVLERİ

Türkiye’nin elinde ne var?

Türkiye’nin de şu anda bir 13 milyar tonluk kömür rezervi var. Aslında bunu iyi planlasalardı, 2030 yılına bu iş yetişirdi. Yani zamanında rezervler tespit edilseydi ve kömürden çıkış çalışmalarının başladığı 1990’larda, 2000’lerin başlarında bunların yakılacağı termik santraller kurulmuş olsaydı, bugün bizim o rezervlerimiz de tüketilmiş olacaktı ve ister istemez çıkmak zorunda kalacaktık. Oysa şu anda Türkiye bunu imzaladığında milyarlarca ton rezervi yerin altında kalacak. 13 milyar ton rezerv var, bulunmuş var ama bunları çoğu santrallerle organize edilmemiş, birleştirilmemiş. Bu nedenle, peyderpey çıkış süreci 2053 olacak deniliyor ama şu koşullarda da 2053’e kadar eldeki bu rezervlerin tüketilme şansı yoktur.

ÇAYIRHAN’IN KÖMÜRÜ 24 YIL YETER

Mevcut termik santraller tam kapasite çalıştı diyelim, kaç yılda biter mevcut kömür?

Mesela Çayırhan örneğini vereyim, orada 24 yıllık rezerv var. Şu anda mevcut çalışma koşullarıyla tam kapasite çalıştığında hesaplanan rezerv 24 yıllık. Yani yıllık 5.000.000 ton üretimle hesapladığımızda, 121.000.000 ton rezerv var, orası öyle. Elbistan’da daha da uzun bir süreç var. Santrallere göre değişiyor ve bu daha aramalarla da geliştirilebilir. Aramalar bitmez hiçbir zaman.

TÜRKİYE’NİN KEŞFEDİLMİŞ KÖMÜR VARLIĞI

Bunlar tamamı değil, sadece keşfedilmiş rezervler yani öyle mi?

Bundan 15 yıl öncesine kadar 8 milyar tondu. Yeni yapılan aramalarla bakanlığın açıklamasına göre 13 milyar ton rezerv var. Termik santrale dayalı linyit sahaları 13 milyar tona çıktığından söz ediyor. Şu aşamada bu kapasiteyle çalıştığında 2030’da 2050’de bu işin yetişme şansı yok. Tabii yeni keşfedilmiş rezervlere de santral kurulması gerekiyor. Ama şu anda biliyorsunuz kömür kökenli santrallere kimse kredi vermiyor, yatırım da yapmıyor. Kömürden çıkış olacak diye muhtemelen santral kurulmayan sahalardaki rezervlerimiz atıl kalacak.

HERKES YERLİLİK DİYOR AMA…

Bir de taş kömürü meselesi var, daha zengin, kalorifik değeri daha yüksek olan… Ve Türkiye’de ciddi bir demir çelik sektörü var, bu kamu eliyle kurulmuş, yaratılmış bir sektör ana hatları itibariyle. Sonradan özel sektör de girdi evet ama bir de özelleştirildi, şimde neredeyse tamamen özel sektörün elinde. Ama bu sektörün de ciddi bir enerji tüketicisi olduğunu biliyoruz. Her alanda yerlilik hassasiyeti yüksek, en azından sözde, burada ne durumdayız?

Herkes yerlilik diyor ama baktığımızda bu demir çelik fabrikaları, enerji tüketimlerinin yüzde 95’ininin üzerindeki kısmını ithal kömürden sağlıyorlar. Yani ithal ithal taşkömürü daha ucuz olduğu söyleniyor. Ama bir de Türkiye’de asıl sorun şu, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) bu fabrikaların ihtiyacı olan kömürü üretemiyor. Asıl sorun bu. TTK’nın üretimi şu anda 1.000.000 tonun çok altına düştü. 

TAŞKÖMÜRÜ AMAÇ DIŞI YAKILIYOR

Tamam, ürettiği kadarını versin...

Ama yıllar süren özelleştirme politikaları sebebiyle KİT’ler küçültüldü, zarar etti. Ürettiği kadarını da almıyor. Birincisi fiyat, pahalı diyor. İkincisi de sürdürülebilirliği yok, yani ‘bana istediğim kadar kömürü istediğim saatte veremiyor’ gerekçesiyle büyük bir kısmı yurt dışından geliyor. Hatta TTK’nın ürettiği kömürlerin büyük bir kısmı burada kömür santrallerinde falan yakılıyor. Yani taşkömürünü asıl amacının dışında kullanıyoruz.

Nerede yakılıyor dediniz?

Elektrik santrallerinde, ÇATES’te yakılıyor. Aslında bütün bu havza, Karabük Demir Çelik, Ereğli Demir Çelik ve buradaki Çatalağzı Termik Santrali’nin kurulma amacı TTK’nın ürettiği kömürün buralarda tüketilmesi. Ama yıllardan beri bu özelleştirme politikaları ile TTK’nın verimsiz hale gelmesi, işçi alınmaması, gerekli yatırımların yapılmaması sebebiyle bu üretim yapılamıyor.

YERLİ VE MİLLİ ENERJİ Mİ DEDİNİZ?

Sizin önerileriniz var mı?

Bu bakanlığın, hükümetin açıkladığı yerli ve milli enerji politikası çok anlamlı değil. Çünkü uygulanmıyor. Yani enerjide de uygulanmıyor. Biz yerli kaynakların öncelikle kullanılmasını, akabinde ihtiyaç dahilinde ithalata dayalı bir enerji uygulanması gerektiğini düşünüyoruz.

Uygulanıp uygulanamaması başka bir şey ama oluşturulmuş o politikalar doğru mu?

Uygulanamıyor ki... Aslında TTK eski güçlü haline dönse, yıllık 5.000.000 tonun üzerinde kömür üretimi yapabilse, bu sağlanabilir. Yani devlet burada Zonguldak havzasında 5.000.000 tonu TTK’dan 5.000.000 tonu rödevans sahalarından diye bir üretim planı yaptı. Ama bu üretimi gerçekleştirecek altyapı yatırımlarını yapmadığı için TTK’nın geçen yılki üretimi 800.000 tona düştü. Bu yıl daha da düşecek, yaşadığı sorunlar sebebiyle. Yeterli işçi alınmıyor, yeterli yatırım yapılmıyor, TTK üretemiyor. Taşkömürü konusunda asıl sorunumuz bu, üretilemiyor. Üretilebilir mi, elbette üretilebilir, geçmişte üretildiyse şimdi de üretilebilir.

FİYATLAR VE İTHAL KÖMÜR TERCİHİ

Peki özel sektör üretemiyor mu, ona bırakılmıyor mu, onlara verilmiş sahalarda durum ne?

Onlara verilmiş sahalar zaten verimli olmayan sahalar. Zamanında TTK’nın terk ettiği sağlar olduğu için, oradaki özel sektörden karşılanması da çok mümkün değil. Onlar da güvence arıyorlar kömürün alınması konusunda ama demir çelik fabrikaları şu anda ithal kömürü tercih ettiği için onlar da, yatırım yapıp, teknik altyapıyı geliştirip üretse bile bunu satacakları alan yok. Çünkü demir çelikçiler fiyat bakımından ithal kömürü tercih ediyorlar. Bir de sürdürülebilirlik ve kalite anlamında öyle bir tercihleri var.

ÇELİKÇİ KÖMÜRDEN VAZGEÇEBİLİR Mİ?

Kömürden çıkış olacak mı?

İleride bu kömürden çıkış herhalde olacak, herkes istememesine rağmen olacak. Buna göre bir planlama lazım. Ben hep söylerim, Türkiye’nin en büyük üç sorunu planlama, koordinasyon, arşiv ve dokümantasyon derim. Türkiye'de planlamalar ne yazık ki uzun vadeli yapılıyor. Kurumlararası koordinasyon yok. Şimdi şunu düşünen var mı, kömürden çıkıldığında bu işçilerin, buradaki ailelerin durumları ne olacak? Bu planlı bir çekilme olmalı, adil çıkış diye adlandırdığımız şekilde yapılmalı. Ama şu da yapılmıyor, biz kömürden çıktık, bu demir çelik fabrikaları ne olacak mesela? Bu demir çelik fabrikaları enerji ihtiyacını nasıl sağlayacak, orada bir dönüşüm yapabilecekler mi? Orada bir planlama yapılıyor mu şu anda, onunla ilgili bizim duyduğumuz bir şey yok. Hani vardır diyorlarsa da bunu kamuoyuna açıklasalar iyi olur.

HA İTHAL KÖMÜR, HA YERLİ KÖMÜR

Şimdi olduğu gibi herhalde ithal kömürle devam edecekler…

Ozaman kömürden çıkış olmuyor ki, bu ülkede kömür yakıldıktan sonra… Burada kömürden çıkışın asıl gerekçesi, kömürün yakılmasından kaynaklanan sorunların çözülmesi. Yine kömür yakılacaksa termik santrallerde, yine kömür yakılacaksa demir çelik fabrikalarında kömürden çıkmanın da bir anlamı yok.

ULUSAL KAYNAĞI TÜKETİP YEK’E DÖNELİM

Yani bu gidişle, hatta belki şu anda yarı yarıya yerli kömürden çıkış yapılmış, ithal kömürden çıkış artık başka bahara…

Aslında biz ulusal kaynağı tüketip sonrasında yenilenebilire dönmeliyiz. Bir de şu var, yeni teknolojilerin olumsuz etkileri daha sonra ortaya çıkıyor. Kömür yüzyıl aşkın süredir kullanıldığı için olumsuz etkilerini sonradan görmeye başladık. Yenilenebilir enerjide güneşin, rüzgârın ne tip çevresel sorunlara yol açacağı konusunda şu anda net bir veri de yok elimizde. Çünkü her üretim ve çalışmanın mutlaka bir eksisi, negatifi olur. Çünkü doğayı bozuyorsunuz, doğanın yapısını bozuyorsunuz, bunun da iyi araştırılması gerektiğini düşünüyoruz, kömürden çıkış aşamasında.

KÖMÜRÜ BAŞKA TÜRLÜ KULLANMAK

Kömürün başka kullanım alanları yok mu, ille yakılarak tüketiliyor?

Şu anda kömürün gazlaştırılması projeleri yürütülüyor aslında. Ama bunların hepsi Ar-Ge aşamasında henüz.

Gazlaştırsak da karbon salmıyor muyuz?

Biraz daha azaltarak kullanılmış oluyor. Bir yanma varsa, mutlaka bir gaz çıkar. Enerji kaybolmaz, sadece şekil değiştir. Onu filtrasyon gibi azaltarak yapıyorsunuz ama onu yaparken bile gazlaştırdığınız tesiste çıkacak karbon ayak izi de aslında tartışma konusu olacak. Evet, kömürün şu anda olumsuz etkileri var, bunu biliyoruz. Şimdi çevreyi kirletiyor diyoruz ama biliyorsunuz kömür sanayi devriminden sonra bulundu. Sanayi devrimi yapıldığında eğer kömür bulunmasaydı, buhar elde edebimek için için milyonlarca ağaç kesilecekti. Yani kömür olmasaydı belki de şu anda dünyada orman kalmayacaktı, buhar gücünü, sanayinin ihtiyaçlarını ormanlar üzerinden sağlayacaklardı. Hani her üretimin bir çevresel olumsuz etkisi mutlaka vardır, bu bilim ve teknolojiyle mümkün olduğunca azaltılabilir, denetimle sağlıklı bir hale getirilebilir. Türkiye’de asıl sorun da bu işte, denetim de yok. Şu anda daha teknolojik, akışkan yataklı santraller kurulabiliyor, filtre sistemleri çok daha gelişmiş durumda, bunlar da yapılmalı.

KALKINMA İÇİN YERLİ KÖMÜR

Kömürden çıkma konuşulurken yeni kömür santralleri kurulsun diyorsunuz yani…

Kömürü kutsamanın da bir anlamı yok, şeytanlaştırmanın da... Biz ulusal kaynaklarımızı ülkenin kalkınması, toplumsal refahını artması için sonuna kadar kullanmalıyız. Bunun için de bilim ve teknolojiyi kullanarak kömür kullanmanın olumsuz etkilerini azaltmaya çalışmalıyız.

Kömürü terk ettiğini ilan eden ülkeler var...

Mesela Almanya kömürü terk etti deniyor, tamam kendi ocaklarını kapattı, santrallerini kapattı ama yine Polonya sınırındaki termik santrallerden enerji alıyor. Yani o enerji yine kömürden çıkıyor sonuçta. Yani şu anda biz bunları kullanmayacağız diyorlar ama ülkeler kömürle ilgili mutlaka B planı ve stratejisi de yapıyorlar. Bugün dursun, şu anda başka ülkelerin kaynaklarını kullanalım, ileride lazım olursa, yerin altında bir şey olmuyor nasılsa diye kendilerininkini bekletiyorlar. Öyle bir çalışması olan gruplar ve ülkeler de var.

BİLİMSEL TEMELLİ POLİTİKALAR

Eklemek istedikleriniz var mı?

Bugün kömür konusunda bilimsel bir kongre düzenleniyor, katılıma baktığınızda ne yazık ki kamusal otoriteyi görmüyoruz. Yani burada a’dan z’ye kömürü tartışırken, kömürün sorunları bu kongrelerden çıkacak sonuçlarla çözülecekken kamu otoritesinin buraya ilgisizliği söz konuus. Asıl sorun bu, yani bilime ve tekniğe mesafeliler. Üniversite burada, sendika burada, meslek odası burada, sektör de burada ama kamu yok. Bir alandaki politikaları belirleyecek kamu otoritesinin, o alandaki bilimsel çalışmaları desteklemesi, buralardan aldığı bilgilerle de bu politikaları oluşturması gerektiğini düşünüyoruz.

Mehmet KARA - Enerji Günlüğü / ZONGULDAK