Elektrikli araçlar enerji jeopolitiğini altüst eder mi?

Elektrikli araçlar enerji jeopolitiğini altüst eder mi?

DURSUN YILDIZ

Teknolojik gelişmeler bir yandan yeni petrol ve doğalgaz (kaya petrolü ve kaya gazı) kaynaklarının ekonomik olarak çıkartılmasını sağlayıp yeni enerji denklemi yaratırken diğer taraftan elektrikli araç üretimindeki gelişmeler de aynı alanda başka bir devrime yol açıyor.

Birinci olarak söz ettiğimiz teknolojik devrimin, ABD’nin enerjide dışa bağımlılığını ortadan kaldırarak yeni bir enerji denklemi ortaya çıkardığı açık. ABD’nin enerji kaynakları konusunda dışa bağımlılığı 2030 yılında sıfırlanacak. Bu durum, enerji jeopolitiğinde bazı dengeleri şimdiden değiştirdi bile.

Ancak ikinci olarak söz ettiğimiz teknolojik ilerlemelerin getirdiği bir diğer hızlı gelişme olan elektrikli araç devrimi enerji konusundaki hesapları değiştirebilir mi sorusu kafama takıldı. Bunun nedeni ise halen dünyada tüketilen petrolün yaklaşık yüzde 60’ının ulaşım sektöründe tüketiliyor olması. İstatistiklere göre kullanımdaki toplam motorlu taşıt sayısının yüzde 54’ünü otomobillerin oluşturması ve belki de benzin istasyonlarının hemen herkesin uğrak yeri haline gelmiş olması... Mesela Türkiye’nin günlük ortalama 600 bin varillik petrol kullanımının 375 bin varilini ulaşım için harcıyor olmamız da beni motive etmiş olabilir.

AVRUPA ELEKTRİKLİ ARACA YÖNELDİ

2016 yılı içinde birçok ülkenin onayladığı Paris İklim Anlaşması her ne kadar ABD Başkanı Donald Trump tarafından önemsenmemiş olsa bile Avrupa bu konuda liderliği aldı ve süreci götürüyor. ABD’nin eyalet yönetimleri de Trump’tan farklı düşünüyor.

Paris Anlaşması’yla birlikte, devletlerin sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik girişimleri sonuç vermeye başladı. Şu anda başta Avrupa olmak üzere ağır hava kirliliği yaşayan Atina, Pekin ve Meksika City gibi şehirlerde, araç plakası üzerinden trafiğe çıkma kısıtlaması var.

Paris’te Aralık 2016’da araçlar için kısıtlamalar uygulanmaya başlandı. Oslo, Brüksel ve Antwerp şehirleri, 2025 sonrasında, eski model dizel ve benzinli araçları yasaklayacak. Milano, kirliliğin yüksek olduğu günlerde, yalnızca elektrikli araçların şehir merkezine girmesine izin veriyor. Mercedes-Benz ve Porsche’nin evi Stuttgart ise en yeni Euro 6 emisyonu standardına uymayan dizel araçları yasaklamaya başladı. 
Ekim 2017’den itibaren de Londra şehir merkezine giriş yapan daha eski dizel araçların sürücüleri 13.60 Euro trafik yoğunluk ücretine ilaveten, 11.80 Euro da “toksisite (hava kirliliği) ücreti” ödemek zorunda kalacak. Buna ek olarak şehrin 2020’ye kadar Ultra Düşük Emisyon Bölgesi (UDEB) olması çağrısında bulunuldu.
Nüfusu azalma eğilimindeki Avrupa’da yaşanan bu gelişmelerin, özellikle Asya’da kabul görüp yaygınlaşması tabii ki zaman alacak. Asya’da sürekli artış eğilimindeki çok büyük bir pazarın bir dönem daha benzinli ve dizel araçları tercih edecekleri dikkate alınırsa petrol devlerinin çok endişe duyması gereksiz diye düşünürken, dünya petrol devlerinin ilk kez elektrikli araçları ciddi tehdit olarak görüp tüm hedeflerini ve planlarını revize etmeye başladığını okudum. Uzun zamandır takip etmeye çalıştığım bu piyasa ile ilgili son gelişmelerin enerji jeopolitiğini de etkileme ihtimalini araştırmaya değer buldum.
Çünkü yapılan uluslararası araştırmalar 2040 yılından itibaren elektrikli araçların günlük petrol talebini 8 milyon varilden fazla düşüreceğini ortaya koyuyor. Bu da ABD’nin günlük üretimine yakın ve İran ve Irak’ın toplam üretiminin üzerinde bir rakam. İlk bakışta çok büyük bir rakam gibi görünmesine rağmen dünyadaki toplam petrol tüketiminin sadece yüzde 10’unu oluşturuyor. Halen dünyada günde 94 milyon varil petrol üretiliyor.

2040’TA OTOMOBİLLERİN ÜÇTE BİRİ ELEKTRİKLİ

Elektrikli otomobil sektörünün gelişme hızı esas olarak lityum-iyon pil ünitelerinin maliyetindeki hızlı düşüşe bağlı. Bu düşüş üzerine yapılan tahminler elektrikli otomobillerin 2040 yılından itibaren dizel ve benzinli otomobillerden daha çok satacağını ortaya koyuyor. Bir başka değişle 2040 yılında dünyadaki toplam otomobil sayısının 3’te birinin elektrikli araç olması bekleniyor. Bu da 530 milyon elektrikli otomobil anlamına geliyor.

Şimdi dünyadaki 14 dev petrol ülkesini temsil eden OPEC dahil birçok kurum ve kuruluş elektrikli araç tahminlerini revize etmeye başladı. Genel olarak bakıldığında petrol devlerinin tahminleri elektrikli otomobil üreticilerinin tahminlerinden yaklaşık 4-5 kat daha yüksek çıkıyor. Peki petrol şirketleriyle otomobil şirketlerinin tahminleri neden bu kadar farklı diye düşünürsek, petrol şirketlerinin kendileri için en kötü senaryoya göre hesap yaptıklarını söyleyebiliriz.  
Elektrikli araç sanayiinin şimdiden, petrol endüstrisini ve dünya enerji jeopolitiğini altüst edecek hedefler koyması zaten düşünülemez. Onların bu hedeflerini yükseltmesi gelişmelerle birlikte daha kolay olur.
Petrol şirketleri ise düşük projeksiyon yapma yanılgısının faturasını yüksek öder. Aslında onların bu duruma yönelik bir tehdit algıları varsa B, C, D planları mutlaka hazırdır. Çünkü fosil yakıt pazarlarını gelecekte sadece elektrikli otomobildeki gelişmeler değil esas olarak yenilenebilir enerji kullanımını sürekli hale getirebilecek pil (enerji depolama) teknolojisindeki gelişmeler de etkileyecek. Tabii bu alandaki gelişmeler hızlanırsa bu etki kayda değer olacak.

Yenilenebilir enerjinin global elektrik üretimindeki payı on yıl önceki yüzde 2.0 düzeyinden yüzde 6.7’ye ulaşmış durumda. Ancak halen elektriğin genel enerji tüketimi içindeki payı da sadece yüzde 2.5 civarında.

PETROLÜN TAHTI YIKILIR MI?

Petrol, halen genel enerji tüketiminde yüzde 32.9 pay ile dünyanın en fazla tüketilen yakıtı. Onu kömür (yüzde 30) ve doğalgaz (yüzde 24) takip ediyor. Görünen o ki bu kaynaklar bu yüzyılın ilk yarısına kadar ana enerji kaynağı olmaya devam edecek.

Araştırmalar ulaşım sektörünün global petrol talebindeki payının 2035'te de yüzde 60 civarında kalacağını ve dünya petrolünün büyük çoğunluğunu tüketmeye devam edeceğini ortaya koyuyor.

2035 ‘de petrol ihtiyacının günlük 100 milyon varili aşacağı düşünüldüğünde artan elektrikli araçlar nedeniyle 8 milyon varillik bir düşüşün enerji jeopolitiğini değiştirmeye yetmeyeceği de görülüyor. Bunun dışında yenilenebilir enerji alanındaki gelişmelerin tahmini hızı da bu değişim için yeterli olmayacak. Çok yeni bir enerji kaynağının bulunup kısa süre içinde tüm ekonomileri altüst edecek şekilde yaygınlaşmasına da küresel sistem çok sempatik bakmaz diye düşünüyorum.

Sonuç olarak strateji uzmanlarının, enerji jeopolitiği ve enerji hatlarının kontrolü üzerindeki çalışmalarına kesintisiz olarak devam edecekleri ortaya çıkıyor. Bizim de ülke olarak bu durum tespitinden nasibimizi almamızda fayda olduğu düşüncesindeyim.