KONUK YAZAR: MURAT ERKİLET (*)
Yakın zamanda kaybettiğimiz Oğuz Türkyılmaz ve Prof. Halim Doğrusöz anısına…
Her yıl aynı sahneyi izliyoruz. Bir COP zirvesi toplanıyor, devlet başkanları kürsüye çıkıyor, “1,5 derece” rakamı tekrar tekrar telaffuz ediliyor, gazeteler grafikler yayımlıyor, sonra herkes evine dönüyor ve emisyonlar artmaya devam ediyor. Tartışma o kadar tanıdık hale geldi ki artık bir ritüele benziyor: iklim krizi var, bilim bunu kanıtlıyor, siyaset bir türlü harekete geçmiyor. Hikâye hep aynı yerde tıkanıyor.
Peki ya bütün bu tartışma — karbon vergisi, yeşil dönüşüm, Net Sıfır/Net Zero hedefleri — aslında sorunun çözümü değil de, sorunun kendisinin küçük bir parçasıysa? Ya “iklim krizi” dediğimiz şey, elli yıl önce bir bilgisayar modelinde beş değişkenden sadece biri olarak yer alan “kirlilik” başlığının, zamanla bütün tartışmayı yutan bir kod adına dönüşmesinden ibaretse?
“İklim krizi” dediğimiz şey, aslında çok daha büyük ve çok daha eski bir bilmecenin sadece görünen ucu olabilir.
Bu sorunun cevabını arayan kişi, bir Amerikalı ya da İngiliz akademisyen değil. Cevap, İstanbul Büyükada'da doğmuş, Paris'te hukuk okumuş, Londra'da ekonomi ve Cambridge'de araştırma yapmış, sonra ABD'de bir üniversitede kürsü sahibi olmuş Sosyal Sistem Mühendisliğinin kurucusu bir Türk'te: Hasan Özbekhan. Ve hikâyesi, bugün anlatılmayı hak ediyor.
BİR BİLGİSAYAR MODELİ DÜNYAYI SARSTIĞINDA
1968'de İtalyan sanayici Aurelio Peccei ile İskoç bilim insanı Alexander King, dünyanın o yıllarda artan üretim ve tüketim çılgınlığının uzun vadeli etkilerini merak eden bir grup bilim insanı, diplomat ve iş insanını bir araya getirdi. Adını Roma'daki ilk toplantılarından alan bu grup, kısa sürede tarihe “Roma Kulübü” olarak geçti. Sınırlı kaynakları olan bir dünya ve sınırları olmayan bir tüketimin sonucu nereye varacaktı? Ne olacaktı bu dünyanın hali?
1972'de kulübün MIT'den bir ekibe hazırlattığı The Limits to Growth (Büyüme Sınırları) raporu, dünyayı sarstı. Rapor, World3 adı verilen bir bilgisayar modeliyle;
- Nüfus,
- Sanayi üretimi,
- Gıda,
- Doğal kaynaklar
- Kirliliği
başlıklarını birbirine bağlayarak, insanlığın 21. yüzyılın ilk çeyreğinde gezegenin taşıma kapasitesini aşacağını öngörüyordu. O yıllarda “kıyamet tellallığı” diye alaya alınan bu öngörü, bugün gelinen noktada — IPCC'nin en son raporlarıyla neredeyse birebir örtüşüyor.
Ama bu hikâyenin çok daha az bilinen bir yarısı var. Çünkü World3'ü tasarlayan MIT ekibi kulübe davet edilmeden önce, projenin asıl fikir babası çoktan sahneden çekilmişti.
ROMA KULÜBÜ İLE YOLUNU AYIRAN ADAM: HASAN ÖZBEKHAN
Roma Kulübü'ne dünyanın karşı karşıya olduğu krizi ilk kez tarif eden kişi, sistem bilimci ve sibernetik uzmanı Hasan Özbekhan'dı. 1970'te kulübe sunduğu “The Predicament of Mankind” (İnsanlığın Çıkmazı) adlı 120 sayfalık raporda Özbekhan, açlığın, yoksulluğun, çevre kirliliğinin ve siyasi çürümenin birbirinden ayrı sorunlar olmadığını; hepsinin doğrusal olmayan bağlarla birbirine kenetlenmiş tek bir “yumak” oluşturduğunu savundu. Bu yaklaşıma “Global Problematique” — Küresel Sorunsal — adını verdi.
Özbekhan'a göre bu yumağı, insan davranışını, açgözlülüğü, siyasi iradesizliği bir kenara bırakıp yalnızca ton, nüfus ve para gibi sayılara indirgeyerek bir bilgisayara aktarmak, meseleyi anlamamak demekti. “Bilgisayara 'açgözlülük' parametresini nasıl gireceksiniz?” diye sorardı.
Roma Kulübü yönetimi ise dönemin siyasetçilerini ve sanayicilerini ikna edebilmek için somut, rasyonel ve sayısal bir modele ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden MIT'den Jay Forrester'ı davet ettiler; Özbekhan'ın felsefi itirazlarıı bir kenara bırakıldı, bunun üzerine kendisi de kulüple yollarını ayırdı. Dünya World3 modelini ve Büyüme Sınırları raporunun yolunda sorunu ele almaya başladı. Özbekhan'ın adını neredeyse unuttu.
HASAN ÖZBEKHAN KİM
DİR?
1921'de İstanbul'da bir diplomat ailenin çocuğu olarak doğdu. Roma, Paris, Londra ve Cambridge'de eğitim gördü; beş dil biliyordu. 1960'larda Fransız Hükümeti için Paris'in geleceğini şekillendirecek bir kentsel planlama çalışması yürüttü, Türkiye için (TUBİTAK kurulmasına öncelük eden) bilim politikaları çalışmalarında yer aldı. 1970'te Pennsylvania Üniversitesi Wharton School'da profesör oldu ve kurucusu olduğu Sosyal Sistem Bilimleri bölümünün bakanlığını üstlendi. İlginçtir, 1957'de Londra'da Istanbul’da Adalar da geçen The Isle of Princess adlı bir hikaye kitabı da yayımlamıştı Sadece sayılarla değil, hikâyelerle de düşünen biriydi. 2007'de Philadelphia'da hayatını kaybetti.
İKLİM, SADECE BİR BAŞLIK
Kısa özgeçmişini de aktardığımıza göre kaldığımız yerden devam edebiliriz. Hasan Özbekhan'ın 1970 raporunda listelediği 6 ana başlık altında 49 “Sürekli Kritik Sorun” arasında iklim ve kirlilik elbette vardı — ama tek başına değil.
Gelir adaletsizliği,
Çarpık kentleşme,
Kurumların çağdışı kalması,
Eğitim sistemlerinin yetersizliği,
Bilgi kirliliği,
Silahlanma vb. Özbekhan'a göre bunların hepsi aynı ağın ipleriydi. Birini çekince diğeri geriliyordu. Birindeki bozulma, diğerlerini de etkiliyordu.
Bunu bir ahtapota benzetebiliriz: iklim krizi, o ahtapotun görünen bir kolu. Kolu tedavi etmeye çalışırken gövdesini — eşitsizliği, siyasi kilitlenmeyi, tüketim kültürünü — görmezden gelirseniz, ahtapot yeni bir kolla aynı sorunu başka bir yerden yeniden üretir.
“Az üreten, az kirleten bir ülke, bu küresel krizin faturasını nasıl ödeyecek?” — bu soru, iklim krizinin aslında salt teknik değil, aynı zamanda etik bir sorun olduğunu da gösteriyor.
Nitekim tarihsel olarak atmosferi en çok kirleten gelişmiş ülkeler zenginleşirken, krizin faturası bugün sorumluluğu çok daha az olan gelişmekte olan ülkelere kesiliyor. Bu adaletsizlik, salt bir “iklim” meselesi değil — tam olarak Özbekhan'ın elli yıl önce işaret ettiği türden bir sorunlar yumağının parçası.
ELLİ YOL SONRA GERİ DÖNÜŞ
İşin ilginç yanı şu: Roma Kulübü'nün kendisi, son yıllarda sessizce Özbekhan'ın vizyonuna geri dönüyor. Kulübün sistem bilimcisi Ugo Bardi, Şubat 2026'da yayımladığı The End of Population Growth raporunda, büyümeye dayalı ekonomik modelin gezegensel sınırlara çarptığını ve toplumların buna hazırlıksız olduğunu yazdı.
Nisan 2026'da Buenos Aires'te 200'den fazla küresel liderin katıldığı bir konferansta da tartışılan konu yalnızca iklim değildi — yapay zekâ veri merkezlerinin su ve enerji tüketiminden dezenformasyona kadar uzanan, tam da Özbekhan'ın tarif ettiği türden birbirine bağlı bir kriz ağıydı.
Bağımsız araştırmacılar da bu tezi sınadı: 2012'de yapılan bir çalışmada, farklı bir grup insan Özbekhan'ın 49 sorununu sıfırdan yeniden değerlendirmeye çağrıldı — ve aradan kırk yıl geçmesine rağmen ulaştıkları “kök sorunlar” listesi, Özbekhan'ınkiyle şaşırtıcı derecede örtüştü. Sorunlar çözülmemişti; yalnızca gündelik hayatın bir parçası haline gelip görünmez olmuşlardı.
PEKİ NE YAPMALI?
Özbekhan'ın önerisi bir slogandan ibaret değildi. “Normatif Planlama” adını verdiği yönteminde üç adım vardı:
1) Önce mevcut durumu ve sorunların birbirini nasıl beslediğini haritalamak;
2) Ardından “ne olmalı?” sorusuna sadece uzmanların değil, krizden etkilenen herkesin — birlikte cevap aramasını sağlamak;
3) Son olarak da bu arzulanan çözüme/geleceğe giden somut bir yol haritası çizmek.
Tipik bir kontrol sistemi döngüsüydü aslında bu önerilen planlama.
Bu yöntem kâğıt üzerinde kalan bir ütopya değil, yaşama geçmiş uygulamlar var. Savaştan çıkmış düşman ülkelerin kömür ve çelik kaynaklarını ortaklaşa yönetmeyi amaçlandığı Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, milyonlarca insanın kâr gütmeden bilgiyi birlikte ürettiği Wikipedia, Fransa ve İrlanda'da kurayla seçilen sıradan vatandaşların karmaşık yasaları tartıştığı Vatandaş Meclisleri — hepsi, Özbekhan'ın öngördüğü katılımcı modelin farklı yüzleriydi.
Türkiye'nin yakın tarihinde de buna benzer bir deneyim var: Devlet Planlama Teşkilatı'nın Özel İhtisas Komisyonları, binlerce uzmanı bir araya getirerek kalkınma planları hazırlamıştı. Eksik olan, bu modeli bugünün imkânlarıyla genişletip sıradan vatandaşı da masaya davet etmekti. Oysa bugün Türkiyenin planlama deneyimleri ve devlet yönetiminde planlama göz ardı edilir durumda. İstanbul'da beklenen büyük deprem gibi, kalkınma ve ilerleme için mühendislik kadar ekonomik, hukuki ve sosyolojik boyutları da olan krizler için tam da buna ihtiyacımız var: Katılımcı Planlamaya.
GÜCÜMÜZ YETİYOR DİYE HERŞEYİ YAPMAK ZORUNDA MIYIZ?
Özbekhan'ın kendi cümlesiyle özetlemek gerekirse: “Yapmaya muktedir olduğumuz her şeyi yapmak zorunda değiliz.” İngilizce ifadesiyle daha da yalın: “Can implies ought değildir”. Yapabiliyor olmak, yapmamız gerektiği anlamına gelmez.
Bugün her yıl daha fazla üretip daha fazla tüketmenin, şirketlerin çeyrek bazında kâr büyütmek zorunda hissetmesinin, hayatın her yıl biraz daha hızlanmasının bir doğa yasası olmadığını hatırlamak belki de en radikal adım. Roma Kulübü'nün elli yıl önce bir kenara bıraktığı bu soruya yeniden döndüğü bugünlerde, belki de bizim de sormamız gereken soru “iklim krizini nasıl çözeriz?” değil — “bu krizi doğuran sorular yumağını neden hâlâ tek bir başlığa sıkıştırıyoruz?” olmalı.
(*) Murat Erkilet, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü mezunu. Yüksek lisans eğitimini de ODTÜ’de tamamladı. Daha sonra Belçika’daki Von Karman Akışkanlar Dinamiği Enstitüsü’nde türbomakinalar alanında lisansüstü diploma programını tamamladı.
İş hayatına ODTÜ’de araştırma görevlisi olarak başladı. Ardından yaklaşık 30 yıl boyunca savunma ve havacılık projelerinin yanı sıra enerji santralleri, rafineri ve büyük ölçekli endüstriyel tesislerin anahtar teslim mühendislik (EPC) projelerinde çalıştı.
Halen enerji ve ağır endüstriyel tesisler alanında anahtar teslim mühendislik projeleri üzerine yönetim danışmanı olarak çalışıyor. Murat Erkilet, ODTÜ Mezunları Derneği Enerji Çalışma Grubu Yürütme Kurulu, Makina Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu ve ODTÜ Makina Mühendisliği Bölümü Danışma Kurulu üyesi.
Murat Erkilet’in, enerji politikaları, proje yönetimi, ortak üretim, teknoloji ve sanayileşme konularında çalışmaları ile ilgili makale ve bildirileri bulunuyor.




