Uluslararası sistemin anarşik doğası, devletleri kalıcı dostluklar kurmaya değil, değişen güç dengeleri karşısında ulusal çıkarlarını maksimize etmeye zorlar. Realist ekolün bu sarsılmaz ilkesi, bugün Ortadoğu ve küresel enerji hatlarında yeni bir safhaya geçişimizi ilan ediyor. Küresel piyasaların ve bölgesel aktörlerin nefesini tutarak izlediği Washington-Tahran hattındaki gerilim, Cenevre’de atılması planlanan 14 maddelik kapsamlı mutabakat taslağı (MOU) ile taktiksel bir molaya evrilmek üzere.
Ancak meseleye sadece bir ateşkes veya uzlaşı penceresinden bakmak, buzdağının yalnızca görünen kısmını anlamaktır. Karşımızdaki tablo; Hürmüz Boğazı’nın kontrolünden petrol fiyatlarının geleceğine, Körfez’deki gizli enerji rekabetinden Türkiye’nin bir enerji merkezi (hub) olma stratejisine kadar uzanan derin bir güç mücadelesinin diplomatik çıktısıdır.
HÜRMÜZ DENGESİ VE PETROLÜN KADERİ
Anlaşmanın en kritik maddesi hiç kuşkusuz askeri operasyonların durdurulması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden sivil-ticari seyrüsefere açılmasıdır. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçiş koridoru olan bu dar boğazın mayınlardan temizlenerek ablukanın kalkacak olması, küresel enerji piyasalarında şimdiden arz güvenliği iyimserliği yaratmış durumda.
Realist perspektiften bakıldığında, ABD’nin İran’ın petrol ve petrokimya türevlerine yönelik yaptırımlarını kademeli olarak askıya almayı kabul etmesi ve dondurulmuş 24 milyar dolarlık fonu serbest bırakma vaadi, Washington’ın küresel enflasyonist baskıları ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmayı dizginleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
İran petrolünün resmi olarak küresel pazara geri dönme ihtimali, varil fiyatları üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturacaktır. Ancak bu durum, madalyonun diğer yüzündeki bölgesel güç dengelerini fena halde sarsmaktadır.
TAHRAN VE RİYAD’IN ENERJİ REKABETİ
İran’ın yaptırım kıskacından kısmen kurtularak enerji piyasalarına dönüş yapması, Körfez’in diğer yakasında, başta Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere OPEC devlerinde ciddi jeopolitik hesap kitapları beraberinde getirecektir.
Yıllardır yaptırımlar nedeniyle pazar payını rakiplerine kaptıran Tahran, üretim kapasitesini hızla artırarak küresel piyasalarda yeniden söz sahibi olmak isteyecektir. Bu durum, OPEC+ içindeki üretim kotalarını ve fiyat belirleme mekanizmalarını zora sokabilir. Körfez ülkeleri için İran, sadece ideolojik veya askeri bir tehdit değil, aynı zamanda Asya pazarına (özellikle Çin ve Hindistan’a) yönelik ham petrol ihracatında doğrudan bir pazar ortağı ve rakibidir.
Dolayısıyla Washington-Tahran yakınlaşması, Körfez başkentlerinde mutlak bir ihtiyat ve hatta gizli bir hoşnutsuzlukla karşılanmaktadır. Nitekim transatlantik ittifakın diğer kanadı olan AB Komisyonu’nun, İran sahasında kalıcı bir davranış değişikliği görmeden kendi yaptırımlarını kaldırmayacağını açıklaması, Batı blokunun da riskleri bölerek hareket ettiğini göstermektedir.
TÜRKİYE İÇİN RİSKLER VE FIRSATLAR
Bu jeopolitik denklemin tam merkezinde yer alan Türkiye için süreç, çok boyutlu bir dengeleme siyasetini (balancing act) zorunlu kılıyor. Ankara, komşusu İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesini ve bölgesel istikrarı ilkesel olarak olumlu karşılayacaktır. Ancak detaylara indiğimizde Ankara’nın masasında kritik dosyalar biriktiğini görebiliyoruz.
1. Enerji Koridoru ve Hub Stratejisi: Türkiye, TANAP, TürkAkım ve Mavi Akım gibi projelerle kendisini Doğu-Batı ve Kuzey-Güney hatlarında küresel bir enerji köprüsü olarak konumlandırmış bir ülke. İran’ın uluslararası sisteme entegre olması, uzun vadede İran doğalgazının ve hatta petrolünün Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına (Güney Gaz Koridoru hatlarına) entegre edilmesi potansiyelini doğurur. Bu durum Ankara’nın enerji merkezi (HUB) olma iddiasını stratejik olarak tahkim eder.
2. Bölgesel Rekabet ve Güvenlik: Realist bir yaklaşımla, yaptırımların kalkmasıyla ekonomik olarak güçlenen bir İran’ın, Irak ve Suriye gibi sahalarda daha agresif bir nüfuz politikası izleme ihtimali göz ardı edilemez. Ankara, Tahran ile ticari ilişkileri geliştirirken, sınır hatlarındaki jeopolitik kompartmanlaşmayı (compartmentalization) korumak ve kendi etki alanlarını savunmak zorunda kalacaktır.
3. Hazar ve Orta Koridor Dinamikleri: Türkiye'nin son dönemde stratejik öncelik haline getirdiği Türk Dünyası entegrasyonu ve Trans-Hazar (Orta Koridor) lojistik-enerji hattı, İran’ın bypass edilmesini veya dengelemesini içeren hatlardır. İran’ın küresel sisteme meşru bir aktör olarak dönmesi, Hazar’ın güneyindeki bu jeopolitik hatlarda yeni pazarlık alanları açacaktır.
SONUÇ YERİNE…
Cenevre’de atılacak imzalar, ABD ile İran arasında kalıcı bir barışın değil, iki pragmatik devletin mevcut konjonktürde karşılıklı çıkarlar temelinde vardığı bir taktiksel uzlaşmanın ürünüdür. Nitekim füze programının taslak dışında bırakılması ve nükleer doktrin için sadece 60 günlük bir müzakere takviminin tanınması, kırılganlığın ne denli yüksek olduğunu kanıtlıyor.
Enerji fiyatlarının seyri ve Körfez’deki güç dengeleri yeniden formüle edilirken, Ankara için yapılması gereken tek şey klasiktir: Ulusal güç kapasitesini korumak, enerji hatlarındaki geçiş üstünlüğünü tahkim etmek ve duygusallıktan uzak, tamamen rasyonel ve realist bir denge politikasıyla vanaların başındaki yerini sağlamlaştırmaktır.