Son dönemde Türkiye’nin Rusya’dan petrol alımını azalttığına ilişkin haberler uluslararası enerji piyasalarında dikkat çekiyor. Özellikle Karadeniz üzerinden Türkiye’ye ulaşan Rus petrolünde yaşanan düşüş, konunun yalnızca ticari değil, aynı zamanda jeopolitik bir boyut taşıdığını gösteriyor.
Peki bu gelişmeyi nasıl değerlendirmek lazım?
Bu soruyu cevaplamaya şu tür ifadeleri değerlendirmekle başlayalım:
- Türkiye Rusya’dan kopuyor
- Türkiye Rusya’yı terk etti
- Ankara Moskova’ya kapıyı gösterdi
Bu değerlendirmelerin hiç biri doğru değil.
Çünkü ortada bunlardan çok daha önemli bir gelişme var. Türkiye enerji arz güvenliğini güçlendirmek için tedarik kaynaklarını çeşitlendiriyor. Bu politikanın temelinde bırakın Rusya karşıtlığını, enerji tedarikçisi Rusya’yı gözardı etmek bile yok, Ankara’nın temel meselesi enerji güvenliğidir.
Zira Karadeniz'de enerji güvenliği riski büyüyor. Rusya-Ukrayna savaşı Karadeniz'in enerji jeopolitiğini değiştirdi. Karadeniz artık yalnızca petrol ve doğal gaz taşımacılığının yapıldığı bir deniz değil. Bölgedeki enerji altyapısı doğrudan savaş riskleriyle karşı karşıya gelmiş durumda.
Ukrayna’nın Rusya’nın enerji altyapısına yönelik İHA saldırıları bu riskleri daha da artırıyor. Novorossiysk Limanı ve Şeşharis terminali çevresinde yaşanan saldırılar, Rus petrolünün Karadeniz üzerinden ihracatını zaman zaman aksatıyor.
Bu durum Türkiye açısından doğrudan bir enerji güvenliği problemidir. Çünkü Rusya halen Türkiye’nin en önemli enerji tedarikçilerinden biri olmayı sürdürüyor.
Bölgenin en büyük ekonomilerinden biri konumundaki Türkiye, enerji ithalatında önemli öçüde deniz ve boru hattı güzergâhlarına bağımlı vaziyette.
Bu nedenle herhangi bir güzergâhta ortaya çıkan güvenlik sorunu, enerji arzının sürekliliğini doğrudan riske atabilir.
Bu arada enerji piyasasında güvenlik artık yalnızca arz miktarı ile ölçülmüyor. Enerjinin hangi güzergâhtan geldiği de önemli. Tabii taşımanın güvenli olup olmadığı da… Çünkü risklerin artması, sigorta maliyetleri üzerinden navlun maliyetlerini de yukarıya çekiyor.
Dolayısıyla Karadeniz’deki savaş riski Türkiye’nin Rus petrolüne ilişkin hesaplarını da değiştiriyor. Reuters verilerine göre Türkiye’nin Rusya’dan petrol ithalatı Temmuz ayında yaklaşık 900 bin ton seviyesine geriledi. Haziran ayında bu miktar yaklaşık 1.2 milyon ton idi.
Karadeniz üzerinden gelen petrol miktarında ise daha belirgin bir düşüş yaşandı. Bu gelişmenin temel nedeni Türkiye'nin bir gecede Rus petrolünü siyasi olarak reddetmesi değil.
Asıl neden Karadeniz'deki operasyonel risklerin artması. Ağustos ayında Rusya’nın Karadeniz’deki petrol ihracat altyapısına yönelik saldırıları nedeniyle yüklemelerde ciddi aksaklıklar yaşandı. Bazı dönemlerde Türkiye’ye Rus Ural petrolü için planlanan sevkiyatların bulunmaması dikkat çekti. Ancak bu durum Türkiye’nin Rus petrolüne yönelik resmi bir ambargo uyguladığı anlamına gelmiyor. Burada ticari karar ile siyasi karar birbirinden ayrı değerlendirilmeli.
Bir petrol şirketi güvenlik riski nedeniyle farklı bir tedarikçiden petrol alabilir. Bu karar devletin o ülkeyle siyasi ilişkilerini bitirdiği anlamına gelmez. Enerji ticaretinde bu ayrım özellikle önemlidir.
Bu arada Türkiye'nin enerji politikasında kaynak çeşitlendirmeye yönelmesi de yeni bir politika değil. Ankara uzun yıllardır enerji tedarik kaynaklarını ve güzergâhlarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Rusya da bu sistemin önemli bir parçası.
Ancak tek parçası değil. İran, Irak ve Azerbaycan da Türkiye için önemli enerji tedarikçileri. Türkiye son yıllarda ABD’den sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve petrol ürünleri alımını da artırdı. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu kaynakları da Türkiye’nin enerji güvenliği açısından önem taşıyor.
Son dönemde Brezilya ve Guyana gibi Latin Amerika ülkelerinden petrol alınması da bu çeşitlendirme politikasının yeni örneklerindendir. Burada önemli olan Türkiye’nin Rusya’nın yerini tamamen başka bir ülkeyle doldurması değildir. Asıl mesele Türkiye’nin tek bir kaynağa olan bağımlılığını azaltmasıdır. Bu, enerji güvenliği açısından doğru bir stratejidir.
İLİŞKİNİN TANIMINI DOĞRU YAPMAK
Türkiye-Rusya ilişkilerinin değerlendirilmesinde en fazla yapılan hata enerji ilişkilerini siyasi ittifak olarak görmektir. Oysa enerji güvenliği ile siyasi ittifak aynı şey değildir. Evet, Rusya ile Türkiye arasında stratejik öneme sahip enerji ilişkileri vardır. Ancak bu iki ülke askeri ve siyasi anlamda müttefik değildir.
Bir ker Türkiye bir NATO üyesidir. Rusya ise NATO tarafından doğrudan güvenlik tehdidi olarak tanımlanan bir ülkedir. Buna rağmen Ankara Moskova ile enerji ve ticaret alanlarında yakın ilişkiler geliştirmiştir. Bu durum Türkiye'nin dış politika anlayışının önemli bir özelliğini ortaya koyuyor. Türkiye aynı anda farklı güç merkezleriyle ilişki kurabiliyor.
Ankara bir yandan Rusya ile enerji alanında işbirliği yaparken bir yandan da NATO içinde güvenlik politikasını sürdürebiliyor. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklerken Moskova ile diplomatik kanalları açık tutabiliyor.
Bu nedenle Türkiye-Rusya ilişkilerini “ittifak” kavramıyla açıklamak yerine “stratejik ortaklık ve rekabetin birlikte yürütüldüğü ilişki” olarak değerlendirmek daha doğrudur.
TÜRKİYE RUS GAZINDAN VAZ MI GEÇİYOR?
Rusya-Türkiye petrol ticaretindeki gerileme, doğal gaz açısından da yeni bir soru ortaya çıkarıyor: Türkiye Rus gazından vaz mı geçiyor
Öncelikle, Türkiye Rus doğal gazının önemli bir müşterisidir. Bu gaz önemli ölçüde TürkAkım ve Mavi Akım boru hatları üzerinden alınıyor. Bu iki tedarik hattı, Türkiye'nin doğal gaz arzında önemli rol oynuyor.
Ayrıca Rusya’nın Türkiye’nin ilk nükleer enerji sanrali unvanına sahip olacak Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ndeki rolü de enerji ilişkilerinin kapsamını genişletiyor. Bu nedenle Türkiye’nin Rus petrolündeki geçici veya yapısal azalmayı doğal gaz alanında da aynı hızla uygulaması beklenmemeli.
Zaten doğal gaz piyasasının özellikleri de petrol piyasasından farklıdır. Petrol küresel bir piyasada daha kolay yön değiştirebilir. Doğal gaz ise tedarikindeki baskın role sahip boru hatları nedeniyle daha fazla altyapı bağımlılığına sahip. Bu nedenle Türkiye’nin doğal gazda çeşitlendirme politikası daha uzun vadeli olmak zorunda.
Türkiye burada da önemli adımlar atıyor. Ankara, doğal gazı boru hatlarının yanında LNG atyapısı üzerinden de tedarik etmeye giderek daha fazla ağırlık veriyor. LNG kapasitesi her geçen gün artıyor. Yüzer LNG depolama ve yeniden gazlaştırma üniteleri kullanıyor.
Bu arada Türkiye’nin yer altı doğal gaz depolama kapasitesi de gelişiyor. Bir yandan da Azerbaycan ile doğal gaz işbirliği artıyor.
Ankara, Irak ve Doğu Akdeniz gazı gibi alternatif kaynakları da gündemde tutmaya devam ediyor. Bu politikaların tek bir ortak amacı var; Türkiye'nin enerji arz güvenliğini güçlendirmek.