ABD ve İsrail’in, çocuk katili olmayı bile dert etmeyerek sürdürdükleri İran’a yönelik saldırısı, bütün dünyanın gözleri önünde devam ediyor ama kontrolden çıkıyor da denilebilir.
İran’a saldırırken İsrail ve ABD’nin farklı amaçları söz konusuydu.
İsrail; bölgeyi kendisi için tamamen güvenli kılma yolunda, önündeki son engel olan İran rejiminden ve nükleer silah tehdidinden sonsuza kadar kurtulmanın peşinde. Rejimin kesinlikle yok edilmesi nihai hedef ama BOP haritalarında gösterildiği gibi birkaç parçaya da bölünebilirse kaymaklı ekmek kadayıfı...
ABD için ise İsrail’i güvenli kılmak çok önemli. Arkasında güçlü ve güven altında İsrail bırakması, bölgedeki çıkarlarını kendi adına kollayıp, sahip çıkacak güç odağı olması açısından da önemli.
İsrail’i benimsemiş, doların yeşilinden başka inançları olmayan körfez ülkeleri ise molla rejimi olmadan bölgede kendilerini çok daha rahat hissedecek ve azaltılmış ABD güçleri ile de gayet huzurlu, sakin bir şekilde yaşayıp gidecekler ki ABD için bu da önemli.
Ama ABD için asıl önemli olan, İran üzerinden Çin’in petrol tedarikine zarar vermek, İran üzerinden Çin’in Kuşak Yol koridorlarına engel olmak, İran üzerinden Kafkaslardaki hakimiyet savaşında Rusya ve Çin’in önüne geçebilmek.
Yani aslında ABD İran’a saldırırken asıl hedefi Çin.
Dünya hakimiyetinde Çin’i kendini rakip gören ve bunun ayak seslerini yakından hissetmeye başlayan ABD, her alanda Çin’in önünü kesmek için çaba harcıyor.
Çin’in enerji ve hammadde kaynaklarına ulaşmasını engellemeye veya zorlaştırmaya çalışmak, Kuşak Yol kapsamında belirlediği lojistik koridorları işlevsiz kılmaya çalışmak artık ABD’nin en büyük hedefi.
Peki İran üzerinden yürüttüğü bu savaşla ABD Çin’e istediği ölçüde zarar verebilecek mi? Pek sanmıyorum.
Evet, Çin, İran petrolünün ana müşterisi. Özellikle İran’a uygulanan ambargolar sonrası legal/illegal, İran petrolünün yaklaşık yüzde 90’ı Çin tarafından alınıyor. İlginç olanı ise son dönemlerde bunun azalmaya başlamış olması, çünkü pazarda başka ucuzcu, sıkıntılı tedarikçi daha var: Rusya…
Çin, son aylarda İran’dan aldığı petrolü yüzde 10 civarında azaltırken Rusya’dan tedariki yüzde 20 civarında artmış durumda. Her ikisi de ucuz… Başka kimse rahatlıkla alamadığı için Çin, sonrasında Hindistan, ucuz petrolün en büyük müşterileri. Rus petrolü için bir de biz varız...
Çin, ucuz petrole o kadar doymuş durumdaki, Çin’in neredeyse sırf bu ambargo ülkelerinin petrolün arıtmak için kullandığı, Shandong’da yerleşik özel sektör petrol rafinerileri tam kapasite ile çalışırken stokları da haftalarca yetecek kadar dolu.
Hatta bugün itibariyle, Asya sularında dolaşan gemilerdeki ham petrol miktarının neredeyse 50 milyon varil civarında olduğu ve bunun bile haftalarca yeteceği belirtiliyor.
Ambargo petrolünün nasıl gemi değiştirip, nasıl kaynak değiştirildiği, sonrasında bu özel sektör rafinerilerinde işlenip pazara sokulduğu, İran’a gizli finans yolları üzerinde ayni/nakdi aktarım yapıldığı başka bir yazı konusu.
İran ama sadece İran değil körfez Çin petrol tedarikinde önemli. Burada sıkıntı yaratmak Çin’i olumsuz etkiler ama kısa vadede değil. Sürenin uzaması ise Çin kadar ABD açısından da sorun yaratacaktır. Uzun bir savaşı ne ABD, ne müttefikleri ve ne de körfez ülkeleri dahil hiç kimse istemez ve sürdüremez.
Evet, İran Çin için önemli bir ülke, 25 yıl süreli stratejik iş birliği anlaşmasını 2021’de imzaladılar. Çin’in çok büyük yatırım taahhütleri oldu, tam 400 milyar dolar... Ama gerçekleşme 3-5 milyar ABD doları, tabii resmi olanı. Çin’in son yıllarda BAE ve S. Arabistan’a yatırımları bile İran’a yaptığından daha fazla…
Sanıldığı kadar askeri bir iş birliği de yok aralarında. Çin silah konusunda İran’a ambargoya büyük ölçüde uyuyor.
Çin için önemli kısım İran’ın Kuşak Yol projelerindeki önemi olabilir aslında. Çin petrolü, doğal gazı farklı kaynaklardan temin edebiliyor ama ticaret koridorlarının güvenliği ve sağlıklı işlemesi Çin için çok daha önemli olabilir.
Çatışma ortamından uzak, huzurlu ticaret güzergahları, limanlar, boğazlar, tren yolları, köprüler… Çin güvenli bir şekilde hammadde tedarik edip yine güvenli bir şekilde ürünlerini pazara sunabilmenin peşinde. Biliyor ki ticaret olduğu sürece o kazanacak.
İşte bu sebeple Çin kendisinin kavga içine çekilmeye çalışıldığı her duruma son derece sakin ve taktiksel yaklaşarak, sorunu çatışma ortamından uzak tutarak çözmeye çalışıyor, çoğunlukla zamana yayıyor.
Bu şimdiye kadar Çin’in işine yarıyor gibi görünüyor ama ABD’nin muhtemelen bilerek bu kadar saldırgan davranmasına sebep olan bir olumsuz yanı da var.
Çin kimsenin arkasında durmuyor… Kimse için elini taşın altına koymuyor…
Finansal destek, sosyal yardımlar, sanayi – ticaret… Tamam, bunlar da ülkeleri cezbediyor ama zorba karşısına dikildiğinde kimse kendini yalnız hissetmek istemez…
Çin’in sakin, sessiz, derinden politikaları mı ABD’nin zorbalığı mı?
Göreceğiz bakalım…