Son aylarda Borsa İstanbul’a gelen halka arz sayısında artış var. İlginç tarafı, yeni halka açılan şirketlerin çoğunluğunun enerji sektöründe faaliyet göstermesi. Hatta kategoriyi biraz daha daraltınca, yeni halka açılanların çoğunun elektrik sektörü ile ilişkili olduklarını görüyoruz.
Örneğin Şa-Ra ve Beta Enerji gibi elektrifikasyon ekipman ve çözümleri üreticisi oyuncular yakın dönemde halka açılanlardan. Son halka arzlar arasında ise Metgün, Masfen ve Bewen gibi yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretim yatırımcısı markalar öne çıkıyor. Hisseleri Borsa İstanbul’da işlem görmeye başlayan bu şirketlere son olarak Vangölü Elektrik Dağıtım Bölgesi’ndeki dağıtım ve perakende satış faaliyetlerini yürüten Türker Vangölü Enerji Yatırım AŞ (Türker VEYAŞ) ekleniyor.
Çok değil, bundan altı yedi yıl öncesine kadar Borsa İstanbul’daki elektrik sektörü oyuncusu sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Üstelik elektrik sektörü, son 20-25 yılın en çok yatırım yapılmış sektörler listesinin üst sıralarında yer almasına rağmen durum buydu. O yüzden de aslında elektrik sektörü oyuncularının son yıllardaki bu halka arz merakı herkese bir şeyler söylüyor olmalı.
Bir kere, enerji yatırımcılarının son yıllarda bankacılık başta olmak üzere finans sektöründen yeterli desteği göremediklerini söylemek yanlış olmaz. Finansman bulmakta zorlanma durumu, elektrik sektörüne özel değil elbette. Ama bu sıkıntı, enerji sektöründeki yüksek yatırım iştahına sahip ya da bir şekilde mevcut işletmelerine finansman bulma mecburiyeti hisseden yatırımcıları arayışa itiyor. Bankalar, leasing şirketleri ve yerli-yabancı özel fonlardan bulamadığı kaynağı, hisselerinden bir bölümünü satarak karşılamaya çalışmak, belli şartlar altında neden iyi bir çözüm olmasın değil mi?
Pek çok elektrik sektörü şirketinin patronu da aynen böyle düşünüp, hisselerin bir bölümünü satarak halka açılmış oldular. Biz de Borsa İstanbul’un yeni aktörlerine yolları açık olsun diyelim. Benzeri bir temenniyi, yeni halka açılan şirketlerden hisse almış tasarruf sahipleri için de dile getirmek lazım tabii.
Ancak ne kadar içten olursa olsun, bir temenni ile hallolacak işler değil bunlar. Çünkü özellikle güç bela üç beş kuruş biriktirebilmiş insanların, elinde avucundakini, işleyişine ve gelecek projeksiyonlarına hakim olmadıkları sektör ve şirketlere yatırmaları söz konusu oluyor. “Ama risk ve kâr kardeştir, kazanmak isteyen riskine katlanır” denilebilir mi? Elbette öyle ama piyasa dediğiniz de “öngörülebilirlik” gerektirir. Yatırımcı ne koyarsa ne kazanabileceğini, ne yaparsa ne kadar kayıp yaşayabileceğini öngörebiliyorsa ve bilinmedik başka faktörler devreye girip piyasayı bozmuyor, şirketin durumunu zora sokmuyorsa geçerli bu…
Her neyse…
Aslında elektrik oyuncularının halka arzları, yeni halka açılma işlemlerinden ötürü aklıma gelmiş bir konu değil. Zaman zaman aklıma gelen bu konuyu bana bir kere daha düşündürten, bir ihale yasağı haberi oldu.
Devletin elektrik sektöründeki iki önemli şirketi, dört özel sektör şirketine kamu ihalelerine katılma yasağı getirmiş. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) ile Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) ihalelerine katılmaktan men edilen şirketlerden biri de, hisseleri Borsa İstanbul’da işlem gören Kontrolmatik.
Bu şirket kamu ihale yasağı alacak noktaya bir anda gelmedi elbette. 2008 yılında kurulan Kontrolmatik, Türkiye elektrik sektörünün son 20 yıldaki büyüme hikayesine paralel bir gelişim çizgisine sahip aslında. Türkiye’de ve yurtdışında çok sayıda proje hayata geçirmeye yönelik hamleleriyle sadece enerji medyasında değil, ekonomiye dair tüm mecralarda da kendi adından söz ettiren bir oyuncu olageldi.
Kontrolmatik’in ya geliştirdiği, ya başlattığı ya da temelini attığı yatırımlar arasında küresel ana trendlere uyumlu pek çok proje de yer alıyordu. Elektrikli araçlara yönelik şarj sistemleri, şarj ağı işletmeciliği, elektrik depolama ve akıllı şebeke teknolojileri Kontrolmatik’in at koşturduğu alanların başında geliyordu.
Ancak son yıllarda finansal güçlükler yaşadığı için tahviller yoluyla kaynak sağlamış, yüksek miktarlardaki borçlarını çevirmekle uğraşıyordu. Nitekim ilk somut kötü haber, Kontrolmatik’in tahvil faizlerini ödeyemeyip temerrüde düşmesine ilişkindi. Aslında ondan da önce şirketin üst kademe yöneticilerine dair istifa ve/veya başka şirkelere transfer haberleri gelmeye başlamıştı ama bunların söz konusu yöneticilerin kariyer planlarına dair olduğunu düşünmek de mümkündü.
İlk temerrüde düşme haberini başka olumsuz bilgilerin açıklanması izledi. Şirket hisselerinin Borsa İstanbul’da gözetim alına alınması gündeme geldi. Nihayet Kontrolmatik genel kurulu yapıldı ve Şirketi yıllarca yöneten Sami Aslanhan kenara çekildi.
Borsa İstanbul’da işlem gören Kontrolmatik hisselerinden edinmiş olanlar ile Şirket’in daha önce ihraç ettiği tahvil ve benzeri borçlanma kâğıtlarını satın almış olanların durumu ne olacak? Ateş düştüğü yeri yakar elbette ama biz kendilerine “geçmiş olsun, umarız her şey kısa sürede düzelir” diyelim. Ve dileriz Şirket yaşadığı sıkıntıları aşar da yeni bir yola girer.
Şimdi bir finansman sağlama yöntemi olarak halka arz işlemini tercih edebilecek şirketlerin Kontrolmatik’te yaşananlardan çıkarması gereken dersler olmalı değil mi? Evet ama sadece onların değil, bu konuda sorumluluğu bulunan başka kurum ve kuruluşların da aynı şekilde şapkayı önlerine koyup neyi eksik ya da yanlış yaptık dişe düşünmeleri lazım.
Elektrik sektöründeki faaliyetler de genel ticaret kuralları çerçevesinde yürütüldüğüne göre Ticaret Bakanlığı olayın taraflarından biri. Yoksa şirket kuracaklara kur, kapatacaklara kapat izni vermekten ibaret değil herhalde Bakanlığın bu konudaki görevi. Sağlıklı bir ticaret ortamı oluşturmak kadar, alandaki aktörlerin faaliyetlerinin gözetiminde de bir rolü olmalı değil mi Ticaret Bakanlığı’nın?
Halka arz izinlerini verip, daha sonrasında da denetimden sorumlu olduğuna göre, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) halka açılmasına onay verdiği Şirket’lerdeki gelişmeleri olay olup bittikten sonra görmemeli, proaktif davranma tarzı bazı refleksleri de çalıştırmalı. Halka arz sirkülerinde yazılanlarla yaşananlar arasında çarpıcı tutarsızlıklar ortaya çıktığında da bunun hesabını mutlaka birilerine sormalı. Bu sorumlu SPK dışında bir yerlerde olabileceği gibi, Kurum’un kendi içinde de olabilir.
Borsa İstanbul, kote edip işlem görmesine izin verdiği Şirket paylarındaki gelişmelerin yanında, şirketler ile faaliyet gösterdikleri iş kollarındaki gelişmeleri de denetim mekanizmasının/modelinin içine iyice yerleştirmeli.
Ve tabii ki halka açılacak şirketlere not veren kredi derecelendirme kuruluşları… Onlar da, iyi not verdikleri bir şirket zor duruma düşünce neden böyle oldu sorusuna doyurucu bir cevap vermekle yükümlü kılınmalı. Hatta böylesi durumlar kendilerine bir maddi sorumluluk bile yüklemeli.
Tabii gelelim halka arz öncesinde ve sırasında fiyata dair her şeyi belirleyip, halka arz sonrasında sırra kadem basan değerleme şirketlerine. Bu şirketler de, değerlemesini yaptıkları şirketlerin hisselerinde yaşanabilecek beklenmedik gelişmeleri öngörememenin faturası ödenirken, ellerini ceplerine atacak taraflar arasında olmalı.
Halka arzda görev alan aracı kuruluşlar, satışına aracılık ettikleri hisselere dair elbette belirli sorumluluklar üstleniyorlar. Ancak onları da işi daha sıkı tutmaya zorlayacak ek ya da yeni düzenlemeler düşünülebilir.
Ve şimdi geliyoruz, tüm bu yazdımlarımızın merkezinde yer alan elektrik sektörü şirketlerine. Bu şirketler halka açılmak istiyorsa, daha şeffaf olmayı göze almak durumunda.
Son söz niyetine: Halka açık ya da açılacak şirketlerin patron ve yöneticilerine, büyük sorumluluklar düşüyor. Şirketinizin başına istenmeyen durumlar geldiğinde kimseye kolay kolay laf anlatamazsınız. Halka açılmaya izin verenden, pay satışına aracılık edene, hisse değerini belirleyenden kredi notunu verene ve hisselerin işlem gördüğü piyasayı yönetene kadar tüm aktörler bir şekilde bu işten sıyırmanın yolunu bulur. Siz yönetici ve patronlar olarak tüm faturayı ödediğiniz gibi, ticari geçmişiniz de ömür boyu peşinizden gelmeye devam eder.