Enerji fazlası nasıl savaş çıkarır?

Birol OĞUZ

Hani insanın içi içine sığmaz, hoplayıp zıplamak ister, yarım kilo fındık yemiş gibi ortalıkta dolaşır ya, bahsettiğimiz fazla enerji o değil, karıştırmayın. Bizimki gerçek enerji kaynağı, bir sıvılaştırılmış doğal gaz (Liquefied Natural Gas – LNG) öyküsü bu veya komplo teorisi. 

Önce bir isim, Jonathan BASS.

Argent LNG’nin kurucusu, sahibi, yaygın kullanılan hali ile CEO’su. ABD’li bir iş insanı, enerji piyasası profesyoneli. Trump yönetimine yakın, onun politikalarına destek veren, en çok da Energy Dominance (Enerji Hakimiyeti) fikrine gönülden bağlı biri. Enerjiyi ticari bir mal olmasının ötesinde, stratejik öneme sahip, özgürlük ve güvenlik unsuru olarak gören ekipten. Trump’ın “Dril baby drill” (deş bebeğim deş) sözünü şiar edinip, daha çok üretim daha çok ihracat hedefine yürüyen bir iş insanı.

Gelelim şirkete. Yukarıda adı geçti. Argent LNG. Bass’ın 2023 yılında kurduğu bir LNG şirketi.

“Argent LNG, hız, verimlilik ve küresel erişim için tasarlanmış, farklılaştırılmış bir ABD LNG platformudur” diye tanımlıyor kendisini. Kendi ifadeleriyle başlıca üretimi sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) olan şirket, 2029/2030 yıllarında ABD ve küresel ölçekte önde gelen LNG üreticilerinden biri olacakmış. Şirketin kendini anlattığı cümleler şöyle devam ediyor:

“Argent LNG, bir projeden daha fazlası; enerji güvenliği, sürdürülebilirlik ve ekonomik fırsatlar için bir platformdur. Yüzyılı aşkın süre yeteceği öngörülen rezervleriyle ABD'nin kaya gazı devriminden yararlanarak, dünya için güvenilir, uygun fiyatlı ve ölçeklenebilir bir enerji kaynağının kilidini açıyoruz.”

Vizyon bu. ABD’nin artan doğal gaz üretimini, yeni ve gelişmiş pazarlar bularak küresel ölçekte pazarlamak diyor kısaca.

Argent LNG, yılda 25 milyon MTPA (metrik ton) LNG satışı hedefliyor. ABD’nin yıllık ihracat hacmi 100 milyon MTPA. Yani şirket bunu %25 artırmayı hedefliyor. Bugünkü fiyatlarla yıllık 10 milyar ABD dolarından bahsediyoruz.

Şirket 2023 yılında kurulmuş, yatırımları devam ediyor ve 2029-2030 yıllarında faaliyete başlamayı hedeflemiş ama şimdiden tüm izinlerini almış ve uluslararası bağlantılarını kurmaya başlamış.

2030 yılında faaliyete geçecek şirket, ülkelerle ön anlaşmalar yapmaya, iş birliği anlaşmaları imzalamaya başlıyor. Ocak ’25 Bangladeş, Temmuz ’25 Suriye (El Shara ile görüşüyor), Mayıs ’26 Türkiye, Temmuz ’26 Ukrayna, Ağustos ’26 Romanya ve Eylül ’26 Arnavutluk.

Şirket beş yıl sonra yapabileceği satışların bağlantısını daha şimdiden yapmaya başlıyor. BOTAŞ’la yapılan ön anlaşmanın Türkiye’nin bölgesel enerji merkezi olmasına olanak sağlayacağı da vurgulanıyor. Rus gazı ile olmadı Amerikan gazı verelim.

Öngörülü, vizyonu ve hedefleri olan bir şirket. Şirketin web sayfasında da kendisi kadar ilginç haber ve yazılar yayınlanıyor. Amacına yönelik, niyet ve hedef belirten yazılar. Başlıklar bile kendini yeterince ele veriyor aslında.

Enerji Güvenliği Ekonomik Güçtür; Dijital çağda rekabet edebilmek ve yeni nesil endüstriye öncülük edebilmek için bir ülkenin her şeyden önce ihtiyacı olan tek şey: güvenilir ve uygun fiyatlı enerji.

Enerji Güvenliği Gıda Güvenliğidir: Doğalgaz ve Gübre Neden Ulusal Öncelik Olmalıdır?

Enerji tedarik etmek oyun değildir, güvenilir, istikrarlı bir şekilde tedarik edecekseniz. Boğaz kapandı, savaş oldu, boru hattı kapandı vb. olumsuzluklara yol açmayan kaynaklardan tedarik etmelisiniz. Yani ABD gibi. Gaz çok “Dril baby dril” politikası ile her geçen gün artan bir üretim var. Bu gazı ABD limanlarından yükleyeceğiz, ki kimse elini süremez, kapınıza kadar da teslim edeceğiz. Yani Rusya işgalci, İran boğazı kapattı, teröristler hattı vurdu, ülkede ihtilal oldu yok. Yazılar bize güzel güzel bunu anlatmaya çalışıyor. Hele iki yazı var ki içerikleri çok daha ilginç.

Bunlardan birisi, İran’ın Qatar doğal gaz tesislerini vurmasından üç gün sonra yayınlanmış, 22 Mart tarihli, sanki kenarda duran hazır bir yazı mübarek:

“... İran füzeleri, dünyanın en büyük LNG ihracat merkezi olan Qatar Energy’nin Ras Laffan Sanayi Şehri’ni yerle bir etti. Katar’ın ihracat kapasitesinin neredeyse beşte birini saatler içinde devre dışı bıraktı. Altyapının tahmini maliyeti 26 milyar dolardı. Sonuç: Yıllık 12,8 milyon ton üretim 3-5 yıllığına durduruldu. İtalya, Belçika, Güney Kore ve Çin ile mücbir sebep ilanları yapıldı ve Avrupa doğalgaz fiyatları bir gecede neredeyse yüzde 50 arttı.”

Felaket tellağına biraz daha devam eden yazı niyeti açık şekilde ortaya koyuyor:

“İşte bu boşluğu, dünyanın en büyük LNG ihracatçısı ve tedarikçisi olan Amerika Birleşik Devletleri dolduruyor. Donald Trump Ocak 2025’te Beyaz Saray’a döndüğünde, yönetimi “enerji egemenliği” kampanya sloganını hızla yönetim doktrinine dönüştürdü. İlk gününde, Biden yönetiminin yeni LNG ihracat onaylarına getirdiği durdurmayı sona erdiren bir başkanlık emri imzaladı. Enerji Bakanlığı ihracat izinlerini kolaylaştırdı, “Tek Büyük Güzel Yasa” fosil yakıt üreticileri için vergi avantajlarını geri getirdi (dünya fosil yakıtları bırakacağız diye uğraşıyor, bunlar dünyayı fosil yakıta doldurmanın peşinde…)”

Ve Şirket, meseleyi merkezinde kendisinin olduğu bir doktrin ve uygulaması olarak ilan ediyor:

“Stratejik mantık açıkça jeopolitiktir. Amerikan LNG’si, Washington’a, bir zamanlar Rusya’nın Avrupa üzerinde sahip olduğu aynı etkiyi tüketici ülkeler üzerinde sağlıyor. Amerikan gazı satın alan ülkeler, Washington ile siyasi olarak daha fazla uyum sağlıyor. Bu, dış politika olarak enerjidir ve artık açık bir doktrindir.”

2019’da Zelensky iktidara geliyor, ilk icraatlarından biri Ukrayna Anayasası’nda NATO’ya üyelikle ilgili değişikliği gerçekleştirmek. Sonrasında Rusya ile didişmeler, NATO’ya girdik, giriyoruz muhabbetleri, Rusya’nın da vurur geçerim hayali ile başlattığı savaş… Biz sanıyoruz ki savaş ülke toprakları için falan... Adamlar kendi gazını satmak için Rusya’nın önünü kesme peşinde.

Yazı devam ediyor:

“ABD, sektör tarihinin en iddialı LNG genişleme planını zaten hayata geçirmiş durumda. Mevcut ihracat kapasitesi günde yaklaşık 17 milyar metreküp civarında. Yapım aşamasındaki yedi büyük proje, bu kapasiteyi 2030 yılına kadar yaklaşık 30 milyar metreküpe çıkararak yüzde 75’lik bir artış sağlayacak.”

Çatır çatır gaz çıkarıyorum ve daha fazlasını da çıkaracağım, bana satacak yer lazım diyor ABD. Satacak yerler belli ama başka tedarikçiler var. O zaman ne yapmak lazım? Rakiplerin ayağını kaydırmak lazım tabii ki...

“Ras Laffan'daki yangınlar uzun bir fitili ateşledi. Dünya, bundan sonra olacaklarla on yıldan fazla bir süre hesaplaşacak ve bu yükümlülükleri yerine getirmek için en hızlı hareket eden ülkeler, bu süreçten başarıyla çıkacak olanlar olacak” derken arkasından yapıştırıyor:

“Washington, bu yeni dönemin vazgeçilmez enerji tedarikçisi olarak konumlanmıştır, ancak fırsatı yaratan askeri harekât aynı zamanda krizi de yaratmıştır. İran’ın Katar altyapısına misillemesini tetikleyen ABD-İsrail saldırıları, Amerikan enerji hakimiyetini çelişkili bir ışık altında göstermiştir: Dünyanın en güvenilir LNG tedarikçisi, şimdi doldurduğu acil arz durumunun oluşmasına yardımcı olmuştur.”

Bu bir itiraf değilse ne olabilir sizce. İran savaşı ile ilgili diğer yazıdan da bazı alıntılar yaparak bakış açımızı perçinleyelim:

“İran Savaşı ve ABD LNG’sinin Geleceği” diyor yazı başlığımız. Sonra güzel güzel itiraflar da bulunuyor. “Orta Doğu'daki olaylar, ABD'nin LNG ihracat kapasitesini genişletmesinin sadece ekonomik bir fırsat değil, stratejik bir zorunluluk olduğu argümanını güçlendiriyor” diyor mesela.

Ve yazı, LNG müşterisi pozisyonundaki aktörlerin aldığı aksiyona değiniyor biraz:

“Avrupa ve Asya’daki ülkeler, istikrarlı üreticilerle uzun vadeli tedarik ilişkileri kurma arayışını giderek arttırıyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden ve Ortadoğu’daki yeniden ortaya çıkan istikrarsızlıktan sonra, alıcılar tüm enerji portföylerindeki tedarik güvenliğini yeniden değerlendiriyor.”

Bir de arz kesintilerini kaçınılmaz gösterilirken, ABD de ortaya çıkacak arz açığını kapatacak oyuncu olarak konumlandırılıyor peşin peşin:

“İran çatışması ve Katar’ın LNG üretiminin durdurulması, arz kesintilerinin çok az uyarı ile gerçekleşebileceğinin çarpıcı bir hatırlatıcısıdır. Böyle durumlarda, küresel ekonomi, enerjiyi güvenli, güvenilir ve büyük ölçekte sağlayabilen üreticilere bağlıdır. ABD LNG'nin üstlenmeye hazır olduğu rol tam olarak budur.”

Bir ülkenin, dünyanın başına nasıl belalar açabileceğinin çok açık ifadeleri hatta itirafları bence bu yazılar.

ABD dış politikası hiçbir zaman tek odaklı tek amaçlı değildir. Ana ve yan hedefler vardır, uygulama aşamasında bazıları evrilebilir veya pazarlık unsuru olarak kullanılır, vaz geçilmez, sadece ötelenir.

Rusya-Ukrayna savaşı ve İran savaşı birden fazla amaca hizmet eden savaşlar ve ana müsebbibi ABD.

Fazla gazını Avrupa’ya satabilmek amacıyla Rusya’nın önünü kesmesi gerekiyordu. Rusya’ya yönelik başka bazı hedeflerinin yanında bu da son derece öncelikli bir hedefti ve başardı.

Asya için de güvenilir tedarikçi olduğunu göstermek için onlara körfez gazının risklerini göstermek lazımdı. Bazı başka hedeflerle birlikte bu hedefi de önüne koyarak İran savaşını başlattı ve körfezin, en önemlisi Qatar’ın önünü kesti. Japonya ve G.Kore ABD’nin müşterisi olmalı, “başkasına yar etmem seni, ya benimsin ya toprağın” vari bir arabesk durumdan bahsetmiyoruz ama gayet ciddi, uğruna savaşlar çıkarıp, insanların canına kıyılası bir durum bu.

Argent ne diyordu yazısında:

“Çünkü jeopolitik belirsizliğin giderek arttığı bir dünyada, güvenli enerji arzı artık sadece bir piyasa meselesi değil, stratejik bir zorunluluktur. Şimdi asıl zorluk, bunun mümkün olmasını sağlayacak altyapının, politika çerçevelerinin ve yatırım ortamının mevcut olmasını sağlamaktır.”

Adamlar işini şansa bırakmıyor. Bundan dolayı da konunun sadece mal satmak para kazanmak olduğunu düşünmüyorum. Konu, aynı zamanda rakiplerin önünü kesip, onların kazanacağı parayı kazanmak. Konu bağladığın müşteriler üzerinde enerji kaynağını kullanarak hakimiyet kurmak, politikalarına destekçi oluşturmak.

Evet, durum özetle bu. Şimdi siz düşünün, komplo teorisi mi değil mi? Yoksa Enerji Günlüğü olarak firmanın ve ABD politikalarının reklamını mı yapıyoruz.

Karar sizin?