Enerji merkezi Türkiye hayali ve gerçekler

Birol OĞUZ

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali (gerekçeleri apayrı bir tartışma konusudur ama bu yazıda değil) sonrası başlayan enerji savaşı, dünya siyasetini ve ekonomisini, Ukrayna’daki sıcak savaştan daha fazla etkiledi.

Avrupa (kastımız genel olarak AB ülkeleri/Rusya karşıtı cephe) sıcak savaşa doğrudan müdahale edemeyip yan unsurlar ile Ukrayna’ya desteğini göstermeye çalışırken, elindeki en büyük yaptırımı ve Rusya’nın buna sert yanıtı hep enerji üzerinden oldu. Avrupa, Rusya’nın petrol ve doğalgaz gelirlerine darbe vurmaya çalışırken, Rusya’da Avrupa’yı enerjisiz bırakmak veya daha pahalı enerjiye mahkum etme stratejisini uyguluyordu.

Bütün bu hengamenin kaybedeni açık: Avrupa ve Rusya.

Peki kazanan?

LNG’sine pazar yaratırken aynı zamanda en büyük siyasi rakibini savaşla uğraşmak zorunda bırakıp, gelirlerinden mahrum eden ABD’yi kazananlar listesinin en başına yazmak lazım. En büyük ithalat kalemi olan enerjiyi daha ucuza almaya başlarken, Rusya’yı siyaseten kendine daha fazla bağlayan Çin başta olmak üzere Türkiye, Azerbaycan, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bazı ülkeler de çeşitli ölçülerde bu savaşın fayda sağlayanları oldular.

Türkiye, iki tarafla da olumlu ilişkilerinin yanı sıra, Putin’in Türkiye’yi enerji merkezi yapalım önerisi üzerine, bu işten oldukça fazla fayda sağlayabilecek bir pozisyona yükseldi. Türkiye’nin konumu sebebiyle zaten kendi gündeminde olan bir konunun, Putin tarafından gündeme getirilmesi ve desteklenmesi tabii ki son derece olumlu bir gelişmeydi.

Daha önceki bir yazımda (*) bu konuyu zaten ele almış ve sonuçları itibariyle son derece olumlu olabilecek Enerji Merkezi Türkiye projesini hayata geçirmenin o kadar da kolay olmayacağını ifade etmeye çalışmıştım. Bu yazımızda 2023 yılı itibariyle geline noktaya ve dışarıdan nasıl değerlendiriliyor kısmına değinmeye çalışacağım.

Putin’in önerisi hala masada. Rus lider hala destekçi ama daha önce de belirttiğimiz gibi, bu öneri Putin ve Rusya için, kendisinden doğrudan alınmayan doğal gazı dolaylı yoldan Avrupa’ya pazarlama taktiğidir. Ki, Avrupa bunu yer mi (kabul eder mi)? temel soru olarak önümüzde durmaya devam ediyor.

Rusya, Ukrayna operasyonuna yönelik duruşunu değiştirmeye yanaşmıyor. Ancak gelinen noktada Moskova ekonomik olarak zor durumda ve petrol/doğalgaz açısından Avrupa pazarını uzun bir süreliğine kaybettiğinin farkında. Bundan en az zararla kurtulmanın yolunu ararken ilk çare “gazı ben vereyim ama pazarlamayı başkası yapsın, bana olan güveni sağlamak zor ama araya başkaları girerse ara formüller oluşturabiliriz belki” düşüncesi.

Bu yönelim Rusya içinde doğal olarak destek buluyor. Ekonomik yaptırımlardan Rusya’nın oligarkları/multi milyarderleri ciddi olarak rahatsız. Yaptırımların ivedilikle sona ermesi, enerji trafiğinin tekrar eskiye yakın bir yoğunluğa ulaşması tabii ki onları mutlu edecek.

Rusya’daki resmi fikir, Avrupa’nın petrole gösterdiği hassasiyeti ve sıkı duruşu gaz için göstermeyebileceği, kaynağı Rusya olsa bile aracılar üzerinden gelecek gazı uygun koşullarla tedarik edebileceği yönünde. Ama ortada cevap bekleyen bazı sorular var. Rusya’da dile getirilen “Avrupa’nın Rus gazından vazgeçme kararlılığı devam ettiği sürece bu projeye ihtiyaç var mı?” sorusu hâlâ net olarak yanıtlanabilmiş değil.

Bu sisli ortam, kamunun net olarak yatırım taahhüdünde bulunmasını bugüne kadar engellemiş durumda. Ortam netleşmedikçe Avrupa diğer kaynaklara yönelik yatırımları hayata geçiriyor, bu yatırımlar hayata geçtikçe Türkiye Hub’ı her gün biraz daha kan kaybediyor.

Siyasi olarak Putin’in muhalifi olmadığı için veya varsa da ses çıkaramadıklarından dolayı düşük sesli bazı tereddütlerin dile getirilmesi dışında aksi bir görüş Rus medyasına yansımıyor ancak dünya medyasında, yurtdışında yaşayan Rus basın mensubu/akademisyenlerden konuya ilişkin çok daha sağlıklı değerlendirmeler okuyabiliyoruz.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Rusya ve Avrupa kaynaklı görüşlerin birleştiği konu, çeşitli teknik zorluklar olsa bile, projenin hayata geçmesi zaman ve finans gerektirse de Türkiye Hub’ı gerçekleştirilebilir. Ancak önündeki en büyük engel siyasi duruş, siyaseten farklı çıkarlar.

Teknik olarak, Rusya ve Azerbaycan’dan gelen doğal gaz hatlarının tam kapasite kullanılması ve bunun üzerine eklenebilecek ilave kapasiteler yoluyla Avrupa’nın Kuzey Akım hatlarından alamadığı gazın önemli bir kısmı Türkiye üzerinden karşılanabilir. Avrupa içinde güzergah değişikliği sebebiyle yeni hatlar kurulması ve mevcutların kapasite artırımı ihtiyacı teknik/finansal problem olarak karşımıza çıkıyor ama niyet olursa bunlar rahatlıkla aşılır.

Yakın gelecekte Türkiye’nin kendi kaynaklarından sağlayacağı gazı kullanıma sunması, Azerbaycan’ın Rusya’dan ilave gaz alımına başlaması, Türkmen gazının sisteme entegre edilebileceği, Kuzey Irak gazı, hatta İsrail kaynaklı gazın kullanımı gibi çeşitli kaynaklardan gaz tedariki olabileceği fikri, Türkiye’den Avrupa ve dünya pazarına önemli miktarda gaz transferine olanak sağlanabileceği görüşünü destekliyor. Bunların hepsi mümkün ama yatırım, zaman ve siyasi kararlılık gerektiriyor. Bugünden yarına gerçekleşebilecek bir durum değil.

Burada siyasi duruş, siyasi kararlılık gibi kavramlar üzerinde biraz daha durmamız gerekiyor. Zaman ve para problemlerinin aşılabildiğini varsaysak bile aşılamayacak problem siyasi duruş, siyasi çıkar ve beklentiler.

Daha önce de ifade etmeye çalışmıştım. Avrupa Rusya kaynaklı fosil yakıtlara karşı bağımlılığını bitirme yönünde kararlı bir şekilde hareket ediyor. Rusya’ya bağımlılık yeterince ders oldu ve Avrupa bir daha aynı sarmala girmek istemiyor.

Özellikle Avrupa ölçütlerinde demokratik yönetime sahip olmayan, tek adama dayalı iktidarların hakim olduğu ülkelerle bu kadar yoğun bir işbirliği ve bağımlılık Avrupa için ciddi olarak sorgulanıyor. Bunu öncelikle değerlendirmek gerekiyor.

Rusya’da Putin iktidarı, Türkiye’de Erdoğan… Avrupa’nın kafası bozulduğunda vanaları kapatabilecek yöneticiler ile ekonomik bağımlılık yaratacak ilişkileri bundan böyle çok daha sınırlı olacaktır. Yani sütten ağzı yanan yaşlı kıta ülkelerinin bundan böyle yoğurdu üfleyecekleri görüşü ağır basıyor.

Alıcı tarafında genel görüş; dolaylı yollardan da olsa gaz Rusya gazı, bunu dolambaçlı yollarla başka kanallardan tedarik yine sıkıntı doğuracak. Hele ki Avrupa için güvenilirliği tartışmalı bir yönetim üzerinden buna yönelmek daha da sıkıntılı olacak.

RUSYA TÜRKMEN GAZINI İSTER Mİ?

Türkiye Hub’ı için üzerinde yeterince durulmayan ancak ciddi düşünülmesi gereken diğer siyasi duruş ise Rusya’nın tam olarak ne istediği. Rusya Türkiye Hub’ı fikrini ortaya attı ve destekliyor ancak Avrupa pazarına kendi gazını pazarlamak için bunu istiyor. Yoksa kendisi devreden çıkarılsın, Türkmen gazı, Azerbaycan gazı, Irak, İsrail gazı devreye girsin diye değil. Hub’ın yeterli potansiyeli olduğunun gösterilmesi açısından belli ölçülerde destekleyici kaynaklara göz yumacak ama asıl olan kendi pazarını oluşturmak. Bu konu gerçekleşmediği takdirde Azerbaycan/Türkmen gazı konusunda çekincelerini ortaya koyacak ve hatta engellemelere başlayacaktır.

Ukraynalı uzman Yevgeniya Gaber çok güzel özetlemiş aslında. “Herhangi bir - Enerji Merkezinin - temel felsefesi birkaç unsura dayanmaktadır; mevcut rotaların ve tedarikçilerin çeşitlendirilmesi, bağımsız bir kurum aracılığıyla karar vermede bağımsızlık, fiyatları belirleyen piyasa talebi ve arzı ile potansiyel ortakların projelere dahil olma konusundaki siyasi iradesi. Ancak Rusya’nın önerisi bunların hiçbirini tam olarak karşılamıyor.

Aksine, Putin'in Türkiye’yi bir Rus gaz üssü yapma fikri, Ankara’nın Rus fosil yakıtlarına bağımlılığını arttırabilir, enerjiden uzak alanlarda Moskova’ya stratejik bağımlılığını derinleştirebilir ve Türkiye’nin Batı ile zaten karmaşık durumdaki ilişkilerine daha da zarar verebilir.”

Projeyle ilgili üzerinde duyarlılık ile durulması gereken o kadar çok konu var ki aslında hepsi ayrı bir yazı konusu. Türkiye enerji alanında önemli bir oyuncu olma yolunda ama bu istemekle, niyetle ve hatta sadece para yatırmakla olmuyor, olmayacak.

Ekonomik olarak uygun, istikrar ve güven unsuru sağlam, kaynak çeşitliliği tam, gereksinimi karşılamaya yetecek miktarlara ulaşabilme... İşte tüm bunlar bir araya getirmek, getirirken de hem Avrupa/ABD cephesine hem Rusya’ya hem de Türkiye’ye fayda sağlayacak dengeleri oluşturmak... Bülent Ortaçgil geldi aklıma... Bu iş zor Yonca….

Yazımızı Y. Gaber ile bitirmek istiyorum. Türkiye ve Rusya’yı çok iyi tanıyan Ukraynalı uzmanımız noktayı koymak için uygun bir görüş sunmuş.

“Türkiye kendi adına yeni gerçeklere uyanmalıdır. Hem ticari mantık hem de siyasi akıl, Avrupa’nın artık Rus gazı için önemli bir pazar olmayacağını söylüyor. ABD ve AB yaptırımlarına maruz kalmanın gerçek riskleri pahasına Rusya ile hayali enerji işbirliği fırsatlarını keşfetmek, Türkiye’yi bir enerji merkezine dönüştürmeyecektir. Tam tersi, bu rüyanın sonunu getirecektir.”

(*) https://www.enerjigunlugu.net/dogalgazda-turkiye-hubi-ne-kadar-mumkun-32088yy.htm