Sıfır atık hedeflerken plastik çöp ithal etmek

Birol OĞUZ

Biliyorsunuz ülkemiz iklim, çevre, geri dönüşüm ve özellikle atık yönetimi konusunda çok duyarlı, pek girişken, hatta öncü bir ülke.

2017 yılında, birinci hanım (First Lady) öncülüğünde başlattığımız “Sıfır Atık Projesi” 2023 yılında vakıf haline dönüştürüldü. Sayın Emine Erdoğan aynı zamanda Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı.

Bu yıl COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi) Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek.

Dünyayı kirletenler, ne yapsak da karbon yükümüzü biz azaltmadan başkalarına yıksak diye toplanacaklar. (Bu arada biri yerel biri ülke ölçekli iki ayrı alternatif iklim platformu da zirveye yönelik çalışmalar gerçekleştirmek için çabalıyor. Antalya İklim Adaleti Forumu ve Halkların İklim Zirvesi... Lütfen ilgimizi eksik etmeyelim).

Bu arada 5-7 Haziran 2026 tarihleri arasında da, 183 ülkenin katılımı ile İstanbul’da bir “Sıfır Atık Forumu” gerçekleştirdik. Anlayacağınız çevre, iklim, atık konularında çok hareketliyiz.

Bütün bu etkinlik ve platformlarda çok güzel konuşmalar yapılıyor, hedefler konuyor, müthiş faaliyetler yürütülüyor, bahsedeceğiz...

Bütün bu güzel şeyler olurken Greenpeace Türkiye ise durup dururken “Türkiye’nin Sıfır Atık Projesinin Görünmeyen Yüzü” adıyla bir çalışma yayınladı.

İnsan bunları görünce “Acaba, koca koca şahsiyetlerin, kurumların dedikleri ile uyuşmayan konular mı var, gerçekler daha mı farklı” diye düşünmeden edemiyor insan...

Enerji Günlüğü olarak, konuya daha öncede biraz burnumuzu sokmuş, yaklaşık 6 ay kadar önce bu köşede atıklar ve geri dönüşüm konusu ile ilgili bir yazı kaleme almıştık.

Greenpeace bilgi notunu okuyunca, konuyu biraz daha kurcalamak şart oldu artık.

Öncelikle Çevre Bakanlığı ve Sıfır Atık Vakfı rakam ve söylemlerine baktığımızda gerçekten iktidar kanadı çok başarılı hedefler koyuyor ve gerçekleştiriyor. Ülkemiz karbon emisyonunu azaltma ve atık yönetimi konusunda çok başarılı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un verdiği rakamlara göre, 2017'de yüzde 13 olan geri kazanım oranı her yıl arttırılarak 2024 yılında yüzde 36,08'e; 2025 yılında ise yüzde 37,53’e yükseltildi. İleriye yönelik hedefler de göz kamaştırıcı: Türkiye, geri kazanım oranı 2035 yılında yüzde 60’a, 2053 yılında da yüzde 70’e çıkarmayı hedefliyor.

Bakan Murat Kurum’un açıklamalarıyla devam edelim:

Sıfır Atık ile 2017’den 2025 yılı sonuna kadar 36,1 milyon ton kâğıt ve karton, 10,2 milyon ton plastik, 3,5 milyon ton cam, 9,6 milyon ton metal, 30.6 milyon ton organik ve diğer geri kazanılabilir atıklar olmak üzere toplamda 90 milyon ton geri kazanılabilir atık, işlenerek ülke ekonomisine 365 milyar TL katkı sağlandı.

Toplanan atıklardan 54 milyon hanenin 1 yıllık elektrik ihtiyacına eşdeğer 270 milyar kWh enerji tasarrufu, İstanbul’un 2 yıllık su tüketimine eşdeğer 2 trilyon litre su tasarrufu, Türkiye’deki tüm araçların 1 yıllık yakıt tüketiminden daha fazlasına eşdeğer 60 milyar litre petrol tasarrufu ve yaklaşık 55 bin futbol sahası büyüklüğünde bir alan (390 milyon m³) atık depolama yeri tasarrufu sağlandı. Türkiye’deki ormanların yüzde 7’sine denk gelen 613 milyon ağacın kesilmesi önlenmiş ve yaklaşık 36 milyon aracın yıllık karbon salımına eşdeğer 180 milyon ton sera gazı salımının önüne geçildi.

DARK SIDE OF THE MOON

Evet, gerçekten rakam ve hedefler çok güzel ama Greenpeace’in dediği gibi bir de görünmeyen yüzü mü var işin? Hani Dark Side of the Moon şarkısı vardır Pink Floyd’un, şimdi biraz da ayın karanlık yüzüne bakalım biz.

Eurostat’ın verilerine göre AB, 2024 yılında 426 bin tonu plastik olmak üzere 12 milyon 253 bin 956 ton atığı Türkiye’ye ihraç etti. Bu AB’nin 2024 yılında yaptığı toplam atık ihracatının yaklaşık üçte birine denk geliyor. Bu miktarla son 10 yılda Türkiye’ye gönderilen toplam atık miktarı 118 milyon 667 bin tona ulaştı.

Nasıl rakamlar? 118 milyon ton çöp ithal etmişiz... Şaka değil, yazı ile yüzonsekizmilyon ton! 10 milyon daha olsa 128 olacak başka şeyleri anımsatacak ama neyse konumuz o değil.

Biz kendi atığımızı henüz yüzde 30 ayrıştırıyoruz ama 2025’te AB’den tarihi rekorla 503 bin ton plastik atık ithal ediyoruz. Niçin?

Ülkemizde yaklaşık sayısının 500 bin olduğu tahmin edilen atık toplayıcılar var. Ancak ithal edilen ve ihraç eden ülkelerin neredeyse teşvik vererek sattığı ucuz atıklar sebebiyle bu sektörün güvencesiz çalışanları yeterince para kazanamıyor. Oysa ithal edilen ucuz atıklar olmasa içerideki fiyat tatmin edici olacağından kendi atığımızın geri kazanım oranı da artacaktır.

Greenpeace bilgi notuna göre Türkiye yıllık 3,3 milyon ton belediye plastik atığı üretiyor ancak bunun yüzde 80-90’ı hâlâ vahşi veya düzenli depolama sahalarına gömülüyor. Altyapı yetersizliği nedeniyle her yıl yaklaşık 1,6 milyon ton (yüzde 35) plastik atık doğrudan doğaya sızıyor.

Peki ithal edilen atığın hepsi geri mi dönüşüyor? Tabii ki hayır. Geçen yıl konuyla ilgili yazdığımız yazıda da belirtmiştik. Önemli kısmı sahte yangınlarla yakılıyor veya yasadışı olarak doğaya dökülüyor:

“Geri dönüşüm işinin merkezi Adana’daki tesislerin yakınında bulunan mikroplastik konsantrasyonunun 132 kat artışı bu durumu somutlaştırıyor. Alanda çalışan uzmanların ve sivil toplum temsilcilerinin işaret ettiği üzere Türkiye, örneğin yılda 600 bin ton plastik atık ithal ettiğinde, bundan ancak 200-250 bin ton ham madde üretebiliyor; geri dönüştürülemeyen kısımlar ya su sistemine karışıyor, yasadışı biçimde çevreye atılıyor ya da geri dönüşüm tesislerinde yakılıyor.”

ZİRVEYE YOLCULUK

Bu yıl sonu itibariyle AB, OECD ülkeleri dışına atık ihracını tamamen yasaklıyor. Bu aslında, OECD dışı ülkelere gidemeyen Avrupa çöpünün artarak Türkiye tarafından ithalini getirecek ki bu kendi atığımızı ayrıştırma konusunda yetersiz kalacağımızın bir başka işareti. Avrupa çöp lideri olma konusunda engel tanımayacağız ama Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hedefleri arasında bu yok, unutulmuş her halde…

Tablonun bir de adaletsizlik boyutu var… Greenpeace çalışmasına göre “Dünya ölçeğinde plastik piyasasının büyüklüğü 627 milyar dolar. Yani dünya ekonomisinin yalnızca yüzde 0,6’sı. Buna karşın plastiğin toplumsal maliyetinin yılda 2,259 ile 4,460 trilyon dolar arasında olduğu tahmin ediliyor ve sektörün değerini yedi kat aşıyor.”

Bunu açıklaması ise şu. Üreten ve kullanan parayı kazanırken, sonuçlarına katlananlar atıkların gönderildiği ülkeler ve onlar çok daha büyük bir bedel ödüyor.

Kendi atığımızı yeterince ayrıştırmıyor Avrupa’nın çöpünü ithal ediyor, onun da bir kısmını hammadde olarak kullanıp çoğunu tarım arazilerimizi, akarsularımızı ve denizlerimizi kirletmek için kullanıyoruz.

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı açıklama yapıyor: “2017’de yüzde 13 olan geri kazanım oranı 2025 sonu itibarıyla yüzde 37,53’e ulaştı; 28 milyon vatandaşa eğitim verildi; 217 bine yakın binada ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi’ne geçildi.”

28 milyon vatandaşa ne eğitimi verildi acaba? “Bugün Akdeniz’e her gün 146 ton plastik çöp sızıyor. İncelenen balıkların yüzde 44’ünün, midyelerin ise yüzde 91,2’sinin sindirim sisteminden doğrudan mikroplastik çıkıyor” mu dediler?

Son yıllarda yapılan araştırmalara göre mikroplastikler insan vücudunda en çok beyinde birikiyor ve son 8 yılda birikim oranı yüzde 50 artmış durumda. Nörolojik hastalıkların en önemli tetikleyicisi buymuş, haberiniz var mı?

Rakamlar, hedefler, konuşmalar, forumlar, zirveler… Çok güzel hareketler bunlar ama gerçekler farklı.

Başta plastik olmak üzere atıklarımızı ayrıştırmalı, geri kazanım sistemine sokmalıyız. Kimseden direktif beklemeye gerek yok. Daha az plastik kullanmak zorundayız.

1Temmuz itibariyle Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) projesi tüm yurtta hayata geçiyor. Sisteme kazandırılan her ürün için 1TL geri ödeme alınacak. İş parasında değil ama katkı katkıdır, destek verelim...

Çöp ve atık ithali derhal yasaklanmalı demeyi de ihmal etmeyelim...