Komşusu İran'ın dini liderinin öldürülmesi sonrası gelişmeler Türkiye tarafından yakından izleniyor.
Peki yaşananlar Türkiye açısından ne anlama gelmektedir? Türkiye ne yapmalıdır?
Türkiye için asıl mesele lider değişimi değil, İran’ın bölgesel davranış kalıplarının evrimidir.
1. Güvenlik Boyutu:
Suriye ve Irak sahasında İran etkisinin devamı kaçınılmazdır. Ancak yeni dönemde doğrudan tırmandırma yerine kontrollü nüfuz stratejisi görülebilir. Bu, Türkiye-İran rekabetini daha yönetilebilir kılabilir.
2. Enerji ve Ticaret:
İran’ın iç konsolidasyon önceliği, ekonomik açılımlara pragmatik yaklaşımı artırabilir. Bu durum, yaptırımların seyrine bağlı olarak Türkiye açısından fırsat alanı doğurabilir.
3. Türk Dünyası ve Güney Kafkasya:
İran’ın Azerbaycan ve Türk Devletleri Teşkilatı eksenine yaklaşımı ideolojik hassasiyet içermeye devam edecektir. Ancak iç istikrar arayışı, doğrudan provokatif hamleleri sınırlayabilir.
4. Jeopolitik Sonuç:
Türkiye açısından en rasyonel strateji, İran’ı ne romantize etmek ne de şeytanlaştırmaktır. Yeni Rehber dönemi, Ankara için “temkinli angajman” modelini gerektirir: Rekabet alanlarında caydırıcılık, ortak çıkar alanlarında işbirliği.
SONUÇ:
İran’da yaşanacak liderlik değişimi devrimsel değil, sistemsel bir revizyon kabul edilmelidir. Yeni Rehber, ideolojik çizgiyi terk etmeyecek; ancak yöntemi daha teknik ve müzakereci olabilecektir.
Türkiye açısından mesele, İran’ın kim tarafından yönetildiği değil; İran’ın nasıl yönetileceğidir.
Bu nedenle Ankara’nın stratejik aklı, yeni dönemi duygusal reflekslerle değil, jeopolitik gerçekçilikle okumalıdır.