YEKDEM’in yerini YETA’lar alabilir mi?

Selen İNAL

Bir ülkenin enerji pazarını değerlendirirken, uygulanabilir iş modelleri benim ilgimi çeken konuların başında gelir. Kim bilir, iş geliştirmeci olmanın getirdiği bakış açısıyla ilgili bir durumdur bu.

Dünyada ve Türkiye pazarında teknolojinin gelişimini takip ederken, bir yandan da yurtdışında uygulanan iş modelleri Türkiye’ye nasıl uygulanabilir, uygulanmalı konusunda kafa yoruyorum. Bununla birlikte hangi iş modeli hangi profilde bir şirket için uygun olur üzerine de yoğunlaşıyorum. Bunları düşünürken aslında bazı küçük değişiklerin bile bir iş modelinde rekabetçilik adına nasıl kritik farklar yaratabildiğini gözlemliyorum.

TurSEFF’te de özellikle yeni teknolojiler ve yeni iş modelleri üzerine çalışmalar yürüterek, Türkiye pazarında bu tarz sürdürülebilirlik ile ilgili yenilikçi projeleri nasıl finanse edebilirize odaklanıyorum. Teknoloji tarafında ise bu sıralar Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği’ndeki değişiklikle birlikte önü açılan hibrit santraller özel ilgi alanımda.

Aslında yüzer güneş enerjisi santrallerini (GES) son 5-6 senedir takip erdiyorum ve bu konuya ilgim yeni değil. Ancak yüzer GES’lerin Türkiye’de artık uygulanabilecek olmasını çok heyecan verici buluyorum. Farklı tipte yenilenebilir enerji santrallerini aynı proje içinde (hibrit çözümler) düşündüğünüzde gerçekten de o kadar farklı proje kombinasyonları ortaya çıkacak ki; baraj gölü olan hidrolara yüzer GES, jeotermal ile CSP (yoğunlaştırılmış güneş enerjisi sistemleri), GES – RES, biyokütle/biyogaz santrallerinin binalarının üzerine çatı GES vb.

Benim gibi bu tip konulara kafa yoran sektördeki arkadaşlar ile bir araya gelerek beyin fırtınası yapabilmek çok zihin açıcı ve vizyon genişletici oluyor. İşte bu çalışmalardan birini YETA konusunda 20 Şubat 2020’de yaklaşık 25 kişilik bir katılım TurSEFF’te gerçekleştirdik.

Bu bir nevi nabız yoklamaydı; Türkiye pazarı YETA’ya hazır mı, sektördeki şirketler bu konuda ne kadar istekli, bu konuyu daha ileri taşıyabilme potansiyelimiz var mı ve benzeri sorulara cevap arandı. Çalıştayımız oldukça verimli ve keyifli geçti, tüm katılımcılarımızın değerli katkılarıyla tahminlerimizi de aşan yüksek kalitede sonuçlar çıktı.

Bu çalıştayın yönetici özetine linkten ulaşabilirsiniz; https://www.turseff.org/new/545

Çalıştay’da ele alınan YETA’lara biraz daha yakından bakalım isterseniz. Öncelikle

YETA nedir sorusuyla başlayalım. Açılımı Yenilenebilir Enerji Tedarik Anlaşmaları olan YETA, Renewable Corporate Power Purchase Agreement’ın (PPA) Türkçe’si. YETA, bir elektrik üreticisi ile tüketici arasında yeşil enerjinin satın alınmasını sağlayan genelde uzun süreli bir elektrik tedarik anlaşmasıdır. EFET, SolarPower Europe gibi kurumların da hazırladıkları YETA örnekleri bulunmakla birlikte konu gelişime açık çünkü küresel piyasada teknolojik ve yerleşik özellikler ve finansal modellemelere bağlı olarak farklı türlerde YETA yapıları bulunmakta.

YETA’ların Türkiye için anlamı ne?

YETA’larda kurumsal tüketicilerin artan bilinç seviyelerinin ve taleplerinin giderek daha belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Ülkemizde şimdiye kadarki mevzuatsal gelişim genellikle üretici tarafındaki paydaşların katkıları ile şekillendi. Ancak bu yıldan itibaren kurumsal tüketicilerin de hızla oyuna dahil olmaya başlayacaklarını öngörüyorum.

Çünkü özellikle Türkiye’de geniş tedarik zincirleri olan küresel markaların 2030 yılına kadar kömürden/fosil yakıtlardan çıkma hedefleri var. Bu markalar tedarik zincirlerindeki üreticilerinden, markaların küreselde belirledikleri standartlara uygun üretim yapmalarını talep ediyorlar. Bu iş ciddi, Türkiye’deki üretimin verilen belli sürede standardları tutturamaması durumunda, küresel markalar üretimlerini başka ülkelere kaydırabilirler.

Bu şekilde başlayacak olan değişim rüzgarına zaman içinde tüm kurumsal şirketler kendilerini hızla adapte etmek zorunda hissedecekler.

Yeşilin elli tonu; fiziksel YETA mı, finansal YETA mı?

Çalıştay’da kullanılan ‘yeşilin elli tonu’ benzetmesi hoşuma gitti. O nedenle ben de artık anlatırken bu tanımı kullanmak istiyorum. Kurumsal şirketler, temiz enerji kullanan tüketici konumuna geçerken süreçte kendi yapılarına göre yeşilin farklı tonlarına bürünecekler.

Koyu Yeşiller, “Prosumer” olarak adlandırılan “Üreten Tüketiciler”, yani yenilenebilir enerji söz konusu olduğunda tükettiği elektriği kendisi üretenler. Bilhassa Mayıs 2019'da çıkarılan yeni lisanssız elektrik üretim yönetmeliği ile birlikte kendi elektriğini başta güneş enerjisi olmak üzere temiz enerji kaynaklarından elde etmek isteyen işletmelerin sayısı hızla arttı. Yeni yönetmelikle de teşvik edilen öztüketim, yani tüketim yerinde üretim, en fizibıl yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Ancak çatı/cephe alanlarının elektrik tüketimi talebini karşılamaması veya üretim potansiyelinin düşük olması durumda ise yeşil enerji satın alınabilir.

Koyu-Orta Yeşiller, elektrik tüketim taleplerini yeşil enerjiden karşılamak için fiziksel YETA imzalamayı tercih edecek kurumsal tüketiciler. Fiziksel YETA’da doğrudan bir yenilenebilir enerji santrali için proje geliştirilmekte ve tek bir müşteri (offtaker) ile satın alım anlaşması yapılmakta. Fiziksel YETA’larda genel olarak kontrat süreleri finansal YETA’lara göre daha uzun, fakat mevcut elektrik satın alım anlaşmalarına yakın olduğu için daha rahat uygulanabilir. Avrupa’da bu model ön plana çıkıyor ve bazı ülkelerde devlet tarafından teşvik ediliyor.

Orta Yeşiller, elektrik tüketim taleplerini yeşil enerjiden karşılamak için finansal YETA imzalamayı tercih edecek kurumsal tüketiciler. Finansal YETA’da ise birden fazla müşteri (offtaker) ile anlaşma yapılmakta. Bu noktada YETA’nın yapılacağı santralin niteliğine göre (mevcut işletmede olan santral, on-site yeni yatırım, off-site yeni yatırım) ve yatırımcıya göre farklı modeller ön plana çıkıyor. Finansal YETA’larda birden fazla müşteri (offtaker) olduğu için risk dağıtılırken, kontrat süreleri nispeten daha kısa olabiliyor. Elektrik fiyatlarındaki dalgalanmayı öngöremeyen ve bu konuda taahhüt altına girmek istemeyen müşteri (offtaker) bu modeli tercih edebilir. ABD’de ise bu model ön plana çıkıyor.

“Green Tariff” gibi tarife modelleri ile kaynak bazlı güneş özelinde Yenilenebilir Enerji Sertifikaları (REC) gibi modeller bulunuyor. Bu durumda, tüketilen elektriğin yenilenebilir enerjiden karşılandığının, bir sertifikasyon sistemi ile desteklenerek, takip (track) edilmesi gerekiyor. Uluslararası yenilenebilir enerji sertifikaları (IREC) bu noktada ön plana çıkıyor. Çifte hesaplamanın önüne geçmek için ise işletmedeki bir santral için GEA (gönüllü emisyon azaltım) kredisi, IREC ve YEKDEM gibi mekanizmaların doğru raporlama açısından iyi yönetilmesi gerekiyor.

Açık Yeşiller, elektriğinin tümünü veya bir kısmını kendileri üretemeyen ve/veya satın alamayan kurumsal şirketler “Sıfır Enerji”, “Sıfır CO2 Salımı” gibi taahhütlerini tutabilmek için karbon kredisi satın alma yoluna gidebilirler.

Üretici bakış açısından Türkiye’de YETA

Yukarıda daha çok tüketici bakış açısından YETA’yı anlatmaya çalıştık. Peki üretici bakış açısından YETA neden isteniyor? Türkiye özelinde, 10 yıllık alım garanti süresi dolduğu için YEKDEM’den çıkacak projeler, eksi fiyat ile ihale kazanmış YEKA projeleri, YEKDEM için 2020 sonrasının belirsiz olması, teşviğin beklentilerden düşük ya da bazı teknolojiler için olmama ihtimali yeni yatırımlar için alternatif finansman mekanizması arayışlarını gündeme getiriyor.

Uluslararası pazarlardaki uygulamalar göz önüne alındığında Türkiye’de de YETA’ların YEKDEM ile sağlanan teşviklerin sağladığı güvencenin yerini alabileceğini ve bu yöntemle yenilenebilir enerjide kapasite artışının devlete/ülkeye yük getirmeden serbest pazarda gerçekleşebileceğini öngörüyoruz.

Türkiye’de YETA’ların uygulanması ile ilgili çalıştayımızda konuştuğumuz tespit ve önerilerimizi bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım.