1. HABERLER

  2. SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

  3. Trump’ın iklim masasını devirdiği gün bugün! - İlhan Sağsen yazdı

Trump’ın iklim masasını devirdiği gün bugün! - İlhan Sağsen yazdı

ABD’nin Paris İklim Sözleşmesi’nden resmen çekildiği gün bugün. Peki bunun olası etkileri neler olabilir? Dahası, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinden de çekilir mi?

Trump’ın iklim masasını devirdiği gün bugün! - İlhan Sağsen yazdı

İLHAN SAĞSEN - KONUK YAZAR 

Değerli okuyucu, bugün önemli bir gün. Olası etkileri nedeniyle, bu önem ileride daha da artabilir belki. Şaka değil, ABD’nin Paris İklim Anlaşması’ndan (PİA) çekilmesinin resmen yürürlüğe girdiği gün bugün.

Aslında ABD’nin PİA’dan ilk çekilme teşebbüsü değil bu. 2017 yılında Trump ilk kez başkan seçildiğinde de ABD ekonomisine zarar verdiği gerekçesiyle anlaşmadan çekilmişti. Böylece bugün itibariyle dünyayı en çok kirleten ikinci ülke olan ABD, PİA’dan ikinci kez resmen çıkmış oldu.

Başka bir deyişle, 1990 yılında BM Genel Kurul Kararı ile teorik, 1992 Rio Konferansı’nda da pratik olarak başlayan iklim değişikliği müzakerelerinde dalgalı bir politika takip eden ABD’nin bu son kararı, en çok emisyon üreten ülkelerden biri olarak artık süreçte yer almayacağı ve küresel değil ulusal önceliklerinin olduğu manasına geliyor.

Aslında bu hareket ABD Başkanı Trump’ın genel dış politika çizgisinin bir uzantısı. 2017 yılında ilk kez başkan olarak seçilen Donald Trump’ın “Önce Amerika” söylemi ve imzalanan her anlaşmanın ABD’yi dışa bağımlı kılacağı ifadesi dış politika tarzını özetler nitelikte. Trump’ın sadece iklim anlaşması değil aynı zamanda İran Nükleer Anlaşması, Trans-Pasifik Ortaklığı, UNESCO, BM İnsan Hakları Konseyi ve en son da Dünya Sağlık Örgütü’nden çekilmesi küresel yönetişim mekanizmasına hem bir darbe vurduğu hem de Trump’ın bu tür politika tercihlerinin bir tesadüf değil, bir doktrin olduğu manasına geliyor.

ABD’nin PİA’dan resmi olarak çekilmesinde Trump’ın iklim değişikliği ile alakalı kişisel fikirlerinin de etkili olduğunu söylemek yanlış olmaz. ABD Başkanı Trump’ın “Çin tarafından uydurulmuş bir yalan”, “Dışarısı dondurucu derecede soğuk, nerede bu küresel ısınma?” ya da “Küresel ısınma kavramı, ABD imalatını rekabet edemez hale getirmek için Çinliler tarafından ve Çinliler için yaratıldı” söylemlerinden de anlaşılacağı gibi Trump için iklim değişikliği ideolojik bir aldatmaca ve ekonomik olarak bir kumpastır. Bu minvalde, hem Trump’ın dış politika önceliklerine hem de söylemlerine bakıldığında ABD’nin PİA’dan çekilmesinin beklenmedik bir gelişme olmadığını söylemek yanlış olmaz.    

Asıl tehlike ise ABD yönetiminin niyetinin sadece PİA’dan çıkmak ile sınırlı değil, aynı zamanda da iklim değişikliğinin çatı belgesi olarak kabul edilen 1994 yılında yürürlüğe giren UNFCCC’den de (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) çekilme sürecinde olması. ABD’nin UNFCCC’den çekilmesi “ben artık dünya ile iklim konusunda konuşmayacağım bile” anlamına geliyor. UNFCCC’den çekilen bir ABD, COP (Taraflar Konferansı) toplantılarına gözlemci olarak bile katılamayacak demektir. PİA’dan çıkmak karbon azaltım hedeflerine uymayacağım demek iken, UNFCCC’den çıkmak ise masayı devirmek anlamına geliyor.  

Şimdi esas sorulması gereken soru şu: Bundan sonra ne olacak? ABD’nin PİA’dan çekilmesi ve UNFCCC’den olası çekilmesi iklim değişikliği müzakere sürecinde olumsuz psikolojik etkiler ve motivasyon kaybı yaratacak bir konu. ABD’nin çekilmesi halinde, AB’nin ABD’den gelen ürünlere karbon vergisi koyacağı ifadesi bu hamlenin transatlantik ilişkilerine de yansımalarının olacağını gösteriyor. Yine, bu çekilmenin yeşil teknoloji yarışını da Çin’e bırakacağı görüşü uluslararası ticaret açısından da gelişmelerin yaşanacağı manasına geliyor. Aynı zamanda, dünyayı en çok kirleten ikinci ülke olan ABD’nin süreçten çekilmesi diğer ülkelerin taahhütlerini yerine getirmekte isteksiz davranmalarına neden olabilir. Bu da iklim değişikliği müzakere sürecinin sloganı olan “Küresel Düşün, Yerel Uygula” sloganını “Ulusal Düşün, Küreyi Boşver”e dönüştürebilir. Sonuç olarak, iklim değişikliği ile mücadelenin, en azından Trump dönemi bitene kadar, en az hasar ile atlatılması ilk öncelik olacak gibi görünüyor.