COP23’te şeytanın gör dediği enerjik konular - Dursun YILDIZ

COP23’te şeytanın gör dediği enerjik konular - Dursun YILDIZ

DURSUN YILDIZ

Paris İklim Anlaşması iki yıl önce COP21 konferansında imzalandı. Anlaşmanın nasıl uygulandığı geçen yıl Marakeş’te düzenlenen COP22’de konuşuldu. Bu yıl ise Bonn’daki COP23 İklim Değişimi Taraflar Konferansı’nda gidişat gözden geçirildi.

Bonn’da, 190’ı aşkın ülkeden 9 bin civarında katılımcı birbirine yakın iki ayrı fiziki mekanda toplandı. İklimsel değişime en uygun adaptasyon yöntemleri ve önlemler üzerine konuşuldu. Bu konuşmaların bir bölümü ayrı bir bölgede politikacı ve üst düzey yöneticilerin müzakere (Negotiation) yaptıkları masalarda ve salonlarda ele alındı.

Diğer bölgede ise sivil toplum kuruluşları, vakıflar, üniversiteler, araştırma merkezleri, ulusal ve uluslararası birlikler, sınır aşan nehir havzaları organizasyonları, uluslararası su, gıda ve iklim kuruluşları “aksiyon” ana teması altında konuşup tartıştılar.

COP23’te konuşulup tartışılanların detayları yazılıp, çiziliyor. Biz de Su Politikaları Derneği (SPD) Hidropolitik Akademi olarak COP23’e katıldık ve bu aksiyon bölgesindeki toplantıların tümünü izleyemedik, seçimler yaptık. Yine de katıldığımız oturumlardan, günlük bültenlerden ve web sayfasında yer alan bant kayıtlarından elde ettiğimiz bilgilerden aşağıdaki sonuçları çıkardık. Burada detaylara girmeden, konferansı izlediğimiz süre içinde dikkatimizi çeken “şeytanın gör dediği” noktaları sıralayacağız.

ŞEYTANIN GÖR DEDİKLERİ

Gerçeği söyleyelim, ABD eski Başkan Yardımcısı Al Gore’un konuşma yaptığı salon en kalabalık izleyici kitlesini ağırladı. Konuşması, farkındalığın artmasına yönelik, iyi düzenlenmiş ve güncel idi ama bir politika ve yön göstermedi. Bu seneki konferans, iklim mücadelesi ekseninin enerji kaynaklarına doğru kaydığını net şekilde ortaya koydu. Büyük oranda fosil yakıt kullanmaya devam eden dünyanın, Paris Anlaşması hedeflerini gerçekleştiremeyeceği endişesi, şeytanın gör dediği noktalardan birisiydi.

GEÇİŞ DÖNEMİ KOLAY GEÇMEYECEK

Bu nedenle bize göre Bonn’da yapılan BM İklim Değişikliği Konferansı’ndaki en gerçekçi oturumlar elektrik enerjisinde yenilenebilir kaynaklara nasıl bir geçiş yapılacağı konusunda düzenlenen oturumlar oldu. Bu geçiş döneminin ekonomik, teknolojik, finansal şartlarının nasıl oluşturulabileceğine dair konuların konuşulduğu oturumlara katılanlar günün sonunda çok umutlu ayrılmadı.

ALTERNATİF AÇIKLAMADA EKSİKLİK VAR!

Sıfır karbon hedefine ulaşmanın yolunun yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçiş olduğunu ileri sürenlerin tezleri, bu modelin teknolojik gelişmelere ihtiyaç duyması ve birincil enerji talebini karşılayabilme zorlukları açısından bazı eksiklikler taşıyor.  

Konferansta karbon bazlı yakıtlardan uzaklaşmada öncelik kömüre verildi. Ancak kömürün yerine geçiş dönemi yakıtı olarak düşünülen doğalgaz çok fazla ele alınmadı. Çünkü doğalgazın da karbon bazlı bir yakıt olduğu biliniyor.

NÜKLEER İÇİN KENDİNE YER AÇMA FIRSATI

Bu gelişmeler, “nükleer enerji iklim değişikliği mücadelesinin bir parçası olabilir mi” sorusunu soranların artmasına neden oluyor. Bu durumda geçiş dönemi için iki tartışmalı kaynak (doğalgaz ve nükleer) öne çıkmış görünüyor. Aslında konferansta birkaç panel dışında nükleer enerji savunusu yapılmış değil. Buna rağmen alternatif yol haritasındaki belirsizlikler nedeniyle nükleer enerjinin, iklim değişimi mücadelesinde konum kazanmakta olduğu görüldü. Ancak bu konuda anlaşılabilir bir yol haritası henüz ortada yok.

KARBONSUZLAŞTIRMA, AMA NASIL?

SPD Hidropolitik Akademi ekibinin COP23’te katıldığı en verimli tartışmalardan biri, enerji üretimini karbonsuzlaştırma üzerine yapılan çok gerçekçi bir oturumda yaşandı. Oturumda geçiş döneminin zorlukları birçok açıdan ele alındı. Ama kısa dönemde katılımcıların çoğunluğunu tatmin edecek bir alternatif çözüme ulaşılamadı. Gelişmiş ülkelerin fosil yakıtlara dayalı enerji sistemini acilen terk etmesi gerekliliğini ortaya koyan çalışmalar sunulsa da bunun geçiş döneminin nasıl olacağı çok konuşulmadı.

KÖMÜRE ALTERNATİF İÇİN YOL HARİTASI ÇIKMADI

Konferansta genel olarak iklim değişikliği ile mücadele için kömürden vazgeçilmesi önerisi öne çıkarken kömüre alternatif yaratmanın yol haritası çok konuşulmadı. İklim değişikliğiyle mücadelede yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği daha çok gündeme geldi. Fakat bu verimlilik artsa ve elektriğin tümü yenilenebilir kaynaklardan üretilmiş olsa bile bu elektriğin genel enerji tüketimi içindeki payının düşük olduğuna pek aldırış eden çıkmadı.

BİRİNCİL KAYNAKLARIN YÜZDE 58’İ KAYIP

COP23’te LUT ve WEC tarafından hazırlanıp sunulan bir raporda mevcut yenilenebilir enerji potansiyeli ve depolama dahil tüm teknolojilerle, 2050 yılına kadar küresel elektrik arzını karşılamaya yetecek güvenli enerji üretiminin mümkün olduğu ileri sürüldü. Ancak bize göre bu rapordaki şeytanın gör dediği konu bu çalışmanın büyük iddiası değil, mevcut sistemde birincil enerji girdisinin yüzde 58’inin kaybolduğu belirlemesi ve bunun yüzde 100 yenilenebilir elektrik sisteminde yüzde 26 olacağı tespitleri idi.

BÜYÜK BARAJLAR HALA YENİLENEBİLİR TESİSİ Mİ?

Konferansın mottosu, bu mücadelede “hep birlikte daha hızlı ilerleme” olmasına rağmen, bunun için gerekli bazı konuların ele alınmadığı görüldü. Örneğin yüzde 100 yenilenebilir enerji hedefine ulaşmak için halen hidroenerji üreten büyük barajlara karşı olan paradigmanın değiştirilip değiştirilmeyeceği tartışılmadı.

FRANSA SÖZÜNÜ NEDEN TUTAMAYACAK?

AB’ye 2030 yılı itibari ile fosil yakıta dayalı sistemden tamamen kurtulma çağrısı yapıldı ancak bunun nasıl gerçekleşeceği açıklanmadı. Fransa’nın Enerji Geçiş Yasası uyarınca 2025 yılına kadar nükleer enerji payını yüzde 75’ten yüzde 50’ye indireceği sözünü yerine getiremeyeceğini açıklamasının nedeni ve sonuçları ele alınmadı.

ALMANYA VE POLONYA NEDEN İTTİFAK DIŞI?

COP23 Bonn Konferansı’nda 2030 yılına kadar kömürden kademeli çıkış ittifakına katılan 15 ülke arasında yer alan yedi AB ülkesinin 2015 yılında kömürden ürettiği elektrik enerjisinin payı ortalama yüzde 20 civarında. Bu payın yüzde 80 olduğu Polonya ve yüzde 45 olduğu Almanya gibi ülkelerin neden bu ittifaka katılmadığı ve bunun ne anlama geldiği sorgulanmadı.

AB BORU HATLARINI NEDEN TEŞVİK EDİYOR?

AB’ye üye 28 ülkenin 2015 yılındaki birincil genel enerji ihtiyacının sadece yüzde 13’ünün yenilenebilir kaynaklardan üretildiğinden çok fazla söz edilmedi. Bunun yanı sıra sunulan bir rapordaki, AB’nin önümüzdeki on yıllar boyunca fosil yakıt kullanımına devam edeceği ve fosil yakıt altyapısına (örneğin boru hatları) teşvik sağlayacağı uyarısı da çok konuşulmadı. Buna karşın AB’nin birincil enerji tüketimi içindeki uçak yakıtının yüzde 16’sını, ısıtma ve soğutma sektöründeki tüketimin yüzde 19’unu, elektrik üretiminin yüzde 29’unu, ulaşımda harcanan enerjinin yüzde 7’sini yenilenebilir kaynaklardan ürettiği gibi olumlu bir gelişme de arada kaynadı gitti.

UÇAK YERİNE YELKENLİ VEYA BİSİKLET OLUR MU?

COP23’e katılan 9000 kişinin en az yarısının, uçak yolculuğu yapmalarına rağmen iklim değişikliği için jet yakıtının yenilenebilir alternatifi konusunda kafa yorup yormadıklarını bilmiyorum ancak bu konunun artan bir önemi olduğunu biliyorum. Çünkü yapılan araştırmalar, siz bu yazıyı okurken şu anda havadaki yaklaşık uçak sayısının 12 bin, yolcu sayısının ise 1.5 milyon kişi olduğunu ortaya koyuyor. 2010 yılında hava yolu ile 4,8 milyar kişinin yolculuk yaptığı ve 43 milyon ton yük taşındığı biliniyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) halen ulaşım sektöründe kullanılan yakıtın, ulaşım sektöründeki toplam kullanımın yaklaşık yüzde 10 olduğunu ve bu kullanımın 2050 yılına kadar ikiye katlanmasının beklendiğini açıklıyor.

Yine IEA yaptığı bir projeksiyonda, 2035 yılında toplam elektrik üretiminin yüzde 32’sinin, toplam ısı enerjisinin yüzde 16’sının, ulaşımda kullanılan birincil enerjinin ise yüzde 8’inin yenilenebilir kaynaklardan geleceği belirtilmiş. OECD raporu ise hava taşımacılığının halen tüm ulaşımdaki salıma oranla yüzde 15 olan karbondioksit oranının 2050 yılına kadar yüzde 23’e çıkacağı tahmininde bulunuyor. Uçakla seyahat eden yolcuların ve taşınan yüklerin trafiğinin artacağı kesin. Hava taşımacılığı sektöründe enerji verimliliği artmazsa UN’in COP36 Konferansı’na katılacak samimi delegelerin, yelkenli gemilerle ve bisikletlerle gelmesi gerekecek.

ASLINDA NE OLDU?

Yukarıda da değindiğimiz gibi, bu yılki taraflar konferansının mottosu Further, Faster Ambition Together, yani hep beraber daha hızlı ve daha ileri idi. Bu motto aslında bir “hadi hızlanalım” uyarısı. COP23’de Ortak görüş iklim değişikliği ile mücadele için kömürden vazgeçilmesi idi. Kömür bu mücadelede başlangıç için doğru seçilmiş bir kaynak. Ancak karbon bazlı yakıtlardan sadece bir tanesi olduğu konusu çok konuşulmadan diğer toplantılara bırakıldı. Ancak toplantının mottosunun “birlikte daha hızlı daha ileri olduğu “ çok yerde açıklandı. Elektrik ve Isı üretiminden oluşan sera gazı salımının toplam salımın sadece dörtte biri olduğu, bu nedenle dünyanın tüm elektrik ihtiyacı yüzde 100 yenilenebilir ile üretilse bile daha yapılması gereken çok çalışma olduğu ortaya çıkıyor.

SONUÇ NİYETİNE

Tüm bu gelişmeler dikkate alındığında, dünya fosil yakıtlar üzerine kurduğu düzeni kolay terk edecek gibi görünmüyor. Bunun anlamı da COP23’te ana tema olarak kabul edildiği gibi “hep beraber daha hızlı ve daha ileri” hedefleri için daha çok çalışılması gerektiği. Ancak bu çalışmayı yaparken kavram karmaşasına düşmemek de önemli.

Örneğin; iklim değişikliğine karşı önerilecek uygulama sadece yenilenebilir enerjiye geçiş değildir. Sadece yenilenebilir enerji kaynaklarıyla yapılan üretimin artması, istenilen hedeflere doğru yol aldığımız anlamına gelmez. Bu konudaki doğru tercih genel enerji üretimini karbonsuzlaştırma (Decarbonization) olmalı. Yenilenebilir mi fosil mi sorusuna cevap aramakla karbonsuzlaştırma kavramının birbirine karıştırılması ve karmaşa yaratılması, kısa vadeli hesap yapan küresel enerji devlerinin çok işine gelir. Ama toplumun asla!

Dursun YILDIZ