1. HABERLER

  2. ELEKTRİK

  3. Enerji dönüşümü için arz güvenliği ön şart - Murat Lecompte yazdı

Enerji dönüşümü için arz güvenliği ön şart - Murat Lecompte yazdı

Enerji arz güvenliğini, iklim politikalarının üzerine inşa edildiği temel olarak gören Murat Lecompte "Eğer elektrik üretimi ve elektrik ağı güvenli değilse, yeşil dönüşüm için gereken siyasi ve toplumsal irade hızla buharlaşır" diyor.

Enerji dönüşümü için arz güvenliği ön şart  - Murat Lecompte yazdı

KONUK YAZAR: MURAT LECOMPTE (*)

Ülkeler, iklim hedefleri doğrultusunda hızla karbonsuzlaşmaya çalışırken, bir yandan da hayatın temel girdisi olan enerji konusunda arz güvenliğini garantiye almak zorundadır. Günümüzün en büyük stratejik zorluklarından biridir bu.

2020’li yılların ortalarına geldiğimiz şu dönemde, küresel enerji haritasını incelediğimizde iki farklı strateji görüyoruz. Birisi, yüksek karbon üreten enerjileri bırakarak yenilenebilir enerjiye daha çok ağırlık vermek, diğeri ise bir yandan yenilenebilir enerji yatırımları yaparken bir yandan da kaynak çeşitliliğine önem vermek. Örneğin, Avrupa’daki modeli “öncelik yeşil” modeli olarak tanımlayabiliriz. Çin’in modelini ise çoktan seçmeli sınavlardaki “yukarıdakilerden hepsi” yanıtı olarak düşünebiliriz. Şimdi bu iki farklı tercihi biraz açalım isterseniz.

murat-lecompte-2026.jpegÇİN’İN YOLU: HEM GÜVENLİK HEM ÇEVRE

Çin, bugün yenilenebilir enerji kapasitesinde tartışmasız dünya lideri. Öyle ki, 2025 yılı itibarıyla güneş ve rüzgâr enerjisi kapasitesi ülkenin devasa kömür kapasitesini resmen geride bıraktı. Ancak burada şaşırtıcı bir detay var: Çin, bu ciddi yeşil devrime rağmen hâlâ yılda 80-100 GW gibi devasa oranlarda yeni kömür santrali inşa etmeye devam ediyor.

Bu bir çelişki değil, hesaplanmış bir enerji arz güvenliği hamlesi. Çin, sınavdaki çoktan seçmeli soruda “Hepsi” seçeneğini işaretliyor.

Pekin yönetimi, rüzgâr ve güneşin kesintili doğasını dengelemek için kömürü bir “baz yük emniyet kemeri” olarak kullanıyor. Sanayisinin çarklarını riske atmadan yeşil enerjiye geçiş yapıyor; yani güvenilirlik ve çevrecilik arasında bir seçim yapmak yerine, her ikisini de aynı anda inşa ediyor.

AVRUPA İÇİN TEK SEÇENEK YEŞİL

Avrupa’daki manzara ise oldukça farklı. Avrupa, aynı sınav sorusunda “yeşil” seçeneğini işaretlemiş durumda. 2020-2024 yılları arasında kıta genelinde baz yük sağlayan, 7/24 kesintisiz ve karbon emisyonsuz enerji üreten nükleer santraller birer birer kapatıldı. Özellikle Almanya ve Belçika’nın nükleerden çıkış kararları, bugün 2026 Avrupa’sında sanayi rekabetçiliği üzerinden sertçe tartışılıyor.

Avrupa genelinde kömür ve nükleer enerjiden çıkış süreçleri, her ülkenin kendi iç dinamiklerine ve enerji bağımsızlığı vizyonuna göre farklılık gösteriyor. Son yılların karnesine bakarsak, Belçika 2016’da, Almanya, Avusturya ve İsveç 2020’de, Portekiz 2021’de, İngiltere ise 2024’te kömür enerjisinden tamamen çıktı. İrlanda ise bu yıl son kömür santralini kapattı.

NÜKLEERDEN ÇIKIŞ DURDU... 

Nükleer enerjide de keskin bir dönemeç yaşandı. Almanya 2021 sonunda üç büyük reaktörünü kapatmıştı; son üç reaktörünü ise 2023’te devreden çıkardı. Normalde 2025'te nükleerden tamamen çıkmayı planlayan Belçika, kıyıdan dönerek son iki reaktörünün ömrünü önce 2035’e, sonra ise 2045’e kadar uzattı. İtalya 1990'larda nükleeri tamamen bırakmıştı, ancak 2025-2026 döneminde enerji maliyetlerini düşürmek için nükleer enerjiye geri dönüş sinyalleri veren yasal düzenlemeler ülkenin gündeminde. İngiltere de iki santralini kapatmaya karar vermişti, ancak sonradan bu kapanışı 2028’e uzattı.

BAĞIMLILIK AYNI, KAYNAK FARKLI

Birçok ülkenin kömürden tamamen çıkması ve nükleer enerjiyi azaltmasıyla oluşan boşluk, büyük oranda ithal LNG ile doldurulmaya çalışıldı. Ancak bu durum, bir dışa bağımlılığın yerini bir başkasının almasına neden oldu.

Bu günlerde sıkça gördüğümüz küresel nakliye rotalarındaki riskler ve spot piyasa fiyatlarındaki oynaklık, Avrupa enerjisini jeopolitik şoklara daha açık hale getirdi. 2021 ve 2022 yıllarında Kuzey Avrupa ve İngiltere’de yaşananları unutmamak gerekiyor.

Rüzgâr hızının uzun süreler boyunca düştüğü bu dönemde, türbinler beklenen üretimi yapamadı. Devasa batarya depolama sistemleri veya yeterli baz yük (nükleer veya kömür gibi) desteği olmayınca, sistem çok daha pahalı olan doğal gaz santrallerine yüklenmek zorunda kaldı.

İngiltere, elektrik ağında yaşanan sorunlar ve arz sıkıntısı nedeniyle başka ülkelerden acil yüksek fiyatlara elektrik almak durumunda kaldı. Bu durum, sadece maliyetleri artırmakla kalmadı, aynı zamanda şebeke güvenliğini de zorladı.

Enerji arz güvenliği, iklim politikalarının üzerine inşa edildiği temeldir. Eğer elektrik üretimi ve elektrik ağı güvenli değilse, yeşil dönüşüm için gereken siyasi ve toplumsal irade hızla buharlaşır.

2030 hedeflerine doğru ilerlerken, ülkelerdeki karar vericilerin kendine sorması gereken kritik soru şudur: Sadece “temiz” bir enerji altyapısı mı kuruyoruz, yoksa bir sonraki jeopolitik şokun altından kalkabilecek kadar “dirençli” bir yapı mı inşa ediyoruz?

Çin’in stratejisi, enerji bağımsızlığını geçişin bir ön şartı olarak gördüğünü kanıtlarken, Avrupa’nın nükleer ve kömürden aynı anda uzaklaşıp ithal LNG’ye ve değişken yenilenebilir kaynaklara bel bağlaması, çok daha riskli bir yol haritasına işaret ediyor. 

(*) Murat Lecompte, BP ve SOCAR gibi büyük ölçekli enerji şirketlerinde uzun yıllar üst düzey kurumsal iletişim yetkilisi olarak çalıştı. Enerji sektöründeki gelişmeleri yakından izlemeye devam eden Lecompte, halen bağımsız danışmanlık hizmetleri sunuyor.